Ruh, İnsan, Cin

Ahmed Hulûsi

GERÇEKTEN GÖRÜŞÜLÜYOR MU? KİMLERLE GÖRÜŞÜLÜYOR?

Günümüzde bu konunun tartışılan iki yönü vardır:

1-  Gerçekten görüşülen varlıklar mevcut mudur?

2-  Şayet gerçekten görüşülen böyle varlıklar var ise, bunlar kimlerdir?

Önce, gerçekten böyle görüşülen bir varlık türü var mı, onu ele alalım.

Yaptığımız son derece kapsamlı araştırmalar sonucu olarak 1972 yılında yazmış olduğumuz "RUH -iNSAN - CİN" isimli bu kitapta, geniş bir şekilde izah ettiğim üzere; kesinlikle diyebiliriz ki, evet, görüşülen bir takım görülmeyen varlıklar mevcuttur!.. Elbette ki kalın bir kitapta yapılabilen izahları bu sütunlarda size bütünüyle nakletmeye imkânlarımız elvermez. Ancak bu varlıkların mevcûdiyeti hakkında sizlere yerimiz nisbetinde bazı açıklamalarda bulunabiliriz sanıyorum. {1}

Biliyoruz ki insan, evreni, beş duyusu ile algılar. Dolayısıyla, insanın, beş duyusunun oluşturduğu evreni ile, bir hayvanın veya insanötesi herhangi bir varlığın, duyu organlarının algılama kapasitesine göre algıladığı evreni elbette ki birbirinden son derece farklıdır.

Bunu basit bir misâl ile açıklayalım:

İnsan gözü, 4000 angström ile 7000 angström arasındaki dalgaları değerlendirerek beyne yollar. Ve bu dalgalar beyinde değerlendirilerek bir görüntü halinde farkedilir. Biz de beynimizin değerlendirdiği bu dalgaları yayan ve aksettiren nesneleri "var" kabûl eder, bunların dışındakileri ise "yok" sayarız.

İşte gerçeği görememe hususundaki yanlışımız bu noktada başlamaktadır. Gözümüzün algılayamadığı sayısız sonsuz dalgaboyu skalasında son derece minik bir kesiti algılayıp değerlendirebildiğimiz halde; her şeyi bundan ibaret sanıyor ve her şeyi bu sınırlar içinde kabûl edip deşifre etmeye çabalıyoruz!..

Oysa gerçekte, evren, sonsuz sınırsız dalgaboylarından ya da bir diğer tanımlama ile quantlardan oluşan bir yapıdır. Ki bu algıladığımız kesit içindekiler, okyanusta bir damla bile değildir!..

(1)Bu yazı bir günlük gazete için hazırlanmıştır.

İkinci olarak, anlaşılması gereken husus şudur:

Gözümüzün beyne ulaştırdığı 4000-7000 A. arası dalgaboyları, bir anlam taşıdığına göre; 16-16000 hertz arasındaki {ses} dalga boyları bir anlam taşıdığına göre; bütün dalgaboyları ile TÜM EVREN, bir anlam ifade eden BÜTÜNSELLİĞE sahiptir!.. Ancak ne var ki, bizim algılama araçlarımızın sınırlılığı, bu EVRENSEL BÜTÜNLÜĞÜ değerlendirmekten bizi kesinlikle mahrum bırakmaktadır.

Kesitsel algılama araçlarına {beş duyu} sahip olmamız ve her şeyi ille de beş duyu ile değerlendirme şartlanmamız, çokluk görüntüsü veren ORİJİNAL TEK`i bir türlü algılayıp farkedemememize sebep olmaktadır.

Ayrıca, yine herşeyi, sadece beş duyu ile algıladıklarımızdan ibaret zannetmemiz, bizim en büyük yanılgıya düşmemize yol açmakta; böylece gördüklerimizin dışında başka varlık olmadığı, yolunda ilkel hükümler içinde bağımlı kalmamızı meydana getirmektedir.

Oysa, bilimsel olarak biliyoruz ki, atom boyutunda değerlendirme aracımız veya duyumuz olsaydı, hepimiz homojen bir bütünsellik içinde tek bir yapı olarak kendimizi değerlendirecektik.

Bunu da anlatmak için şöyle bir misâl vereyim:

Bulunduğunuz odayı, tavanını açmak suretiyle, 1 milyar defa büyütme kapasitesine sahip elektron mikroskobunun lâmına koyduğunuzu düşünün ve sonra da, objektifinden bakın.Bir milyarlık büyütme kapasitesi, bize atomları görme imkânını verecektir. Bu takdirde, artık o odadaki çeşitli isimler taktığımız eşyayı değil; demir, bakır, çinko, oksijen, hidrojen, azot vs. vs. gibi pekçok atomlardan oluşmuş homojen bir kitle göreceğiz.

Göz aracı ile aynı odaya bakan beyin, az önce bir çok eşyanın varlığından sözederken; elektron mikroskobu aracılığıyla aynı odaya bakan beyin, sayısız eşyadan değil, homojen atomik bileşik bir kitleden söz edecektir; ki artık pek çok değil, tek bir yapı mevcuttur, bu algılama kapasitesi için!..

Bu takdirde öyle bir noktaya geliriz ki, evrende var olduğunu kabûl ettiğimiz her şeyin, o şeye bakan aracın kapasitesinden doğan imgesel bir varlık olduğunu idrak ederiz.

İşte var olduğu, böylece beyin tarafından kabûl edilen her şey, beynin kesitsel algılama aracına göredir; ve o görüntülerin her biri, kesitsel verilerin imajlarıdır.

Bu tesbit bizi nereye götürüyor..?

Madde - hücre - molekül - atom - nötron- nötrino - kuark - kuant boyutsal özeinimi ile karşımıza öyle tekil bir yapı çıkar ki, artık bu TEK`ten başka bir şeyin varlığından sözedilemez.

Algılayabildiğimiz kadarıyla, bu özelliği itibariyle "Kozmik Bilinç" diğer bir özelliği itibariyle "Evrensel Enerji" olan bu TEK, EVREN ismiyle tanımladığımız yapıda, mutlak zaman kavramının olmadığı bir biçimde heran kendi sistemini uygulamaktadır.

Öyle ise bize, bu, gerçeği itibariyle TEK olan yapıdaki, yerimizi ve yanımızdaki diğer varlıkları tanımak düşmektedir.

Evet, biz, daima GERÇEK EVRENDEN değil, "İNSANIN EVRENİNDEN" sözetmek mecburiyetinde olduğumuza göre; evrende tek canlı türü müyüz?

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, beş duyunun yani kesitsel algılama araçlarının kendisine ulaştırdığı dalgaboyları ile kayıtlı olan beyin, günümüzde gelmiş olduğu ilim seviyesi sonucu olarak şu gerçeği itiraf etmek zorunluğunu hissetmektedir:

Algılanan boyutların ötesinde, sayısız boyutlar ve o boyutlara ait sayısız değerler ve o değerler ile kendine özgü canlılık sahibi varlıklar mevcuttur.

Öyle ise, biz, bilimsel verilerin doğrultusun da düşünürsek, göreceğiz ve itiraf etmek mecburiyetinde kalacağız ki; bizim madde dünyamızın dışında, kendi madde boyutların da mevcut fakat "BİZE GÖRE" ışınsal yapı olan canlılık ortamı sayısı hadsiz hesapsızdır!..

Bundan birkaç onyıl öncesine kadar, bilim dünyası ilkel maddecilik görüşüyle bağımlı bir halde idi. Madde asıldır, ötesinde hiç bir şey yoktur; maddeötesi yaşama sözkonusu olamaz, denirken. Günümüz bilim dünyasın da "maddecilik" son derece ilkel ve demode bir görüş hâlini aldı!..

Evren, tümüyle ışınsal yapı kaynaklarıdır da, biz madde âleminde mi yaşıyoruz?..

Bu konuda en önemli soru ve anlaşılması en önemli cevap budur. Soruyu biraz daha açalım...

Evrende, madde âlemimiz ve madde olmayan âlemleri mi var?.. Canlılar sadece madde âleminde mi var?..

Eldeki son bilimsel veriler gösteriyor ki, “makrokozmoz” denilen tüm kozmolojik sistemlerden, “mikrokozmoz” denilen müonlara-kuarklara kadar-yardımcı araçlarla da olsa - göz veri sınırları içinde kalan her şey, birbirini meydana getiren terkipsel katmanlardır. Oysa, bu katmanların her biri kendi katman algılayıcısına GÖRE MADDEDİR!..

Yâni, madde ve maddeötesi kavramları tamamiyle algılayıcının kapasitesine göre, değişen GÖRESEL KAVRAMLARDIR.

Bizim algılama araçlarımızın iki puan üstündeki algılama araçlarına sahip birimler için, bizim dünyamız ve yapımız MADDEÖTESİ iken; bizim iki puan altımızdaki algılama araçlarına sahip başka bir türe göre içinde yaşadığımız, BİZİM MADDE ORTAMIMIZ, mevcut bile değildir ve ona göre biz, MADDEÖTESİ âlemde yaşamakta oluruz!..

Bir hücre, ya da bir bakteri, bilinci itibariyle, bizim varlığımızdan bile haberdar değilken; önümüzde böyle bir örnek mevcut iken; biz nasıl olur da, içinde yaşadığımız ortamda, bizden başka canlı - bilinçli varlıkların mevcut olmadığını iddia edebiliriz..?

Madde dünyamızın ötesinde, ÜSTMADDE katmanlarının varlığını reddeder ve bu katman varlıklarının olmadığını nasıl iddia edebiliriz..?

Algılayabildiğimiz kadarıyla, ister dalgasal birikim, ister kuantsal orijinli yapı olarak ele alalım, gerçekçi düşünce bizi, sayısız canlı-bilinçli birimler ve birikimler evreninde yaşadığımız sonucuna götürmektedir.

Ancak ne var ki, biz kendimizi, henüz 19. yüzyılın ilkel madde ve maddecilik anlayışının şartlanmasından arındıramadığımız için; evrensel gerçekler ve değerler boyutuna sıçrama yapamıyor, her şeyi, algıladığımız madde sınırları içerisinde çözümleyip, değerlendirmeye çabalıyoruz.

Şunu artık kesin olarak bilmeliyiz ki, kuantsal yapı boyutundan, “madde” adını taktığımız beş duyu boyutuna ve galaktik ölçülere kadar, her terkipsel yapının, kendine özgü bilinci ve değerleri mevcuttur.

Biz bu, gerçeği idrâk ettiğimiz ve üzerinde araştırmalarımızı yoğunlaştırdığımız ölçüde, bu bilinç birimleriyle iletişim kurma imkânına sahip olabiliriz. Dar görüşlülüğün ifadesi olan inkâr ise, evrende kör bilinç olarak yaşamaktan başka bir şey kazandırmaz.

Öyle ise elbette ki, insan boyutu dışında, hangi isimle isimlendirilmiş olursa olsun, başka varlıklar da kesinlikle mevcuttur.

Sanıyorum, imkânlarımız ölçüsünde “görüşülen varlıklar mevcut mudur?” sualine cevap vermiş olduk.

Öyle ise şimdi gelelim ikinci sorumuza.

*  *  *