Ruh, İnsan, Cin

Ahmed Hulûsi

RÜYALAR

İnsan uyku sırasında, beyninin hassasiyeti oranında bedenin duyuları kaydından kurtularak, yükselmeye (urûc) başlar... Bu yükselme ya dikey, ya da yatay bir şekilde olur...

İnsanın uykudaki yükselmesi eğer yatay şekilde olursa, beş duyunun kaydından kurtulabilme, bedenden uzaklaşabilme gücüne göre, -ki çeşitli faktörler rol oynamaktadır bu durumda- dünya üzerinde gezinti yapabilir ve hiç görmediği yerlere gidebilir ve oraları bilebilir...

Keza CİNlerle de karşılaşması bu seviyede olur...

Misâli bizzat kendimden vermek isterim burada... 1965 yılında, hacca gitmek için karayolundan Güneydoğuya giderken, Gaziantep`ten geçtim... Gaziantep`ten geçişim sırasında orada bulunan yakın arkadaşlarımdan birinin eniştesi olan Hâkim Albay N. Bey`in yanına uğradım...İşte onun yanına uğramam sırasında askeri birliğin yerleşim durumunu ve bahçesini görünce hayretler içinde kaldım... Çünkü ben orasını mutlaka daha evvel gördüğümü hatırlıyordum...

Şimdi reenkarnasyona inananlar, hemen bu rüyayı kendi arzularına göre tâbir edip diyeceklerdir ki, mutlaka sen bundan önceki gelişinde ya  bir subaydın ya da er ki, orada askerlik yaptın ve orasını hatırlıyorsun...

Halbuki bu görülenin hiç bir şekilde onların iddia ettikleri ile alakası yoktur... Çünkü, ben o gün açık açık gördüğümü, tesbit edemediğim tarihte rüyamda aynen gördüğümü hatırlamaktayım... Eskiden orada yaşama durumu mevcut olsaydı, mutlaka görülen yerde bir takım değişiklikler bulunması îcabederdi...

Dediğimiz gibi, bu durum gayet basit ve açıktır... Bir uyku sırasında bedenden uzaklaşan üst yapı, yani "insan", yâni "dalga beden" yatay bir geziye çıkmış; ve bu arada oraları da görmüştür... Benim hatırlamamın sebebi de budur...

Nitekim bundan başka, gerek geçmişe ve gerekse geleceğe ait görülen bir çok rüyalarımız, daha sonra bu şekilde gerçekleşmiştir...

İşte bu tip rüyalar, -ki aslı "rüyet" yani "görüş"ten gelmektedir-, hep uyku sırasında üst yapının yatay gezisinden  ileri gelmektedir...

Dikey gezi veya yükselmeye (urûc) gelince...

Bunu açıklamak için bir örnek vererek konuya girelim...

Zaman  ve mekân denilen şey, başta da bilimsel olarak açıkladığımız gibi izâfi bir şeydir... Yâni, bana veya sana veya bize, "göre" olarak mevcuttur...

Meselâ sonsuz büyüklükteki bir çölde, başı ve sonu görülmeyecek kadar uzunluktaki bir kervanın ortasında yürüyorsunuz... Gördüğünüz bildiğiniz yerler sadece görüş sahanız kadar olan bir kaç metrelik sahadır...

Şimdi  sizin için belirli bir zaman biriminde, yâni bir saat içinde gördüğünüz yer, o zaman geçtikten ve siz o kadar yürüdükten sonra;  "geçmiş" olacak yani mâzi olacak ve o anda içine girdiği saha da "hâl" olacaktır, az önce "gelecek" iken sizin için...

Keza arkanızdan gelen için de, sizin bulunduğunuz yer "gelecek"; kendi bulunduğu yer de "yaşanan an" olacaktır ki, halbuki orası sizin için "geçmiş"tir...

İşte böyleyken hâl, giden bir helikopter sizi alıp bulunduğunuz yerden ve dikey olarak yükselmeye başlasa  ne olur?..

Eskiden bir saatlik süre içinde gördüğünüz bir kaç yüz metrelik saha "yaşanan an" iken, şimdi yükselmeniz oranında görebildiğiniz yer "yaşanan an" sınırı içine girer; ve "geçmiş" ile "gelecek" küçülmeye başlar; "yaşanan an" dâimi olarak genişlerken...

Nihâyet sizin için çıkabilmek mümkün olsa, öyle bir noktaya erersiniz ki, sonsuz büyüklükte ki çölde, sonsuz uzunluktaki kervanı tamamıyla görebilirsiniz...

Yani kervan ehli için "mekân"-"zaman" mevcut iken; artık siz bu kısıtlamadan kurtulursunuz!.. Yükselişiniz, sizi bu kayıttan kurtarmıştır..

.

İşte insan, madde kaydından kurtulabildiği oranda, dikey yükselme hâlinde -henüz bu dikey yükselmeyi rüyada gerçekleştirmeye sebep olan durumların neler olduğunu bilememekteyiz-  geçmişe ve geleceğe vukûf kesbeder...

Çünkü, "Hiç bir şey yoktan var olmaz ve var olan hiç bir şey yok olmaz" kanunu gereğince, geçmişte şu anki durumumuza göre geçmiş diyoruz, olmuş bütün olaylar uzayda belirli dalga boyları halinde mevcuttur...

Ve eğer ki bizim elimizde bu dalgaları kulağımıza adapte edecek güçte bir radyo veya gözümüze gösterebilecek yapıda bir televizyon cihazı olsa, biz bütün geçmişi aynen yaşıyormuşçasına görebiliriz...

Kezâ gelecek dahi, her an, çok daha üst semâdan -ki "semâ"  İslâm terminolojisnde, çeşitli yüksekliklerdeki, değişik özellikleri dolayısıyla, katlar, diye anlatılmıştır,- dalgalar hâlinde gökyüzüne inmektedir...

İşte insan belirli oranlarda yükselme (urûc) ile "geçmiş"e ve "geleceğe" dönük görüş sahibi olmakta ve artık onun için bütün bunlar "yaşanan an" boyutuna gelmektedir...

İşte bu nedenle de  bazı insanlar uykularında belirli dikey çıkışları yaparak o devirlere gitmekte; sanki o zamanda o olayı yaşıyorcasına kendisini bulmakta; sonra da dünyaya indiği yâni beden boyutunda uyandığı zaman olup-biteni anlatmaktadır..

Dışarıdan olaya bakan birisi ise, eğer reenkarnasyona inananlardan ise, derhal bunu  o kişinin daha önce yaşamış olduğu hayata bağlamakta, önceki hayatını hatırladı, yorumunu getirmektedir.. Halbuki ise, olayın eskiden yaşanmış bir olayla kesinlikle ilgisi bulunmamaktadır..

*  *  *