Cuma Sohbetleri

Ahmed Hulûsi

RAHMET

23 Eylül 1996

Sizin kafanızdaki “Tanrı” anlayışı tamamen yıkılmadan “Allah” kavramı size anlatıldığından; siz, bu kavramı alıp, kafanızdaki “Tanrı” anlayışına enjekte ediyorsunuz. Kafanızda “tanrı” anlayışı gitgide büyüyor. Bu ise, çok tehlikeli ve gitgide büyüyen bir düşünü kanserine dönüşüyor!

İşte bu yanlış “tanrı” baba(!) anlayışını yıkmak için, “Sistemde merhamet var mı?” sorusuna cevap bulmak gerek!

Allah’ın merhametinden-rahmetinden bahseden bunca âyet, Allah’ın merhametinden bahseden bunca âyet ve hadis varken, nasıl olur da su kenarına susuzluğunu gidermek için gelen mâsum bir ceylânı, hiç acımadan, bir timsah suyun içinden fırlayarak kafasını koparıyor? Ya da mâsum ve etrafına zararı dokunmayan bir geyiği parçalayarak yutan leoparı düşünün...

İşte bunlar olurken nerede RAHMET?! Kime, hangisine RAHMET olunuyor?

Sistemde geçerli gerçek, “güçlünün güçsüzü yok etmesi” var!.

Güçlü güçsüzü yiyor, parçalıyor, yutuyor!

Eğer tüm bunlar oluyor ve halen Allah’ın rahmetinden merhametinden bahis olunuyorsa, nedir “Allah’ın rahmeti”?

Bu, bizim anladığımız gibi bir rahmet mi, yoksa başka bir şey mi?

Allah’ın “RAHM” ismi kendi esmâlarının dışında nerede kullanılıyor? Göreceksiniz ki kadının cinsel ve doğurganlık organı olan bölge için.. Yani kadında doğurganlık olayını oluşturan ve insan türünün çoğalmasını ve bekâsını sağlayan cinsel organına verdiğimiz isim!

Mikro plânda kadındaki rahim, makro plânda ise Allah’ın ”RAHİM” ismine karşılık geliyor!

Allah’ın “Rahm” ismi, ”Rahmet” ve “Rahman” mânâlarının kökenidir! Yani Allah’a ait esmâların üreticisidir! Üretim yapıldıktan sonra bu isimlerin topluca bulunduğu ve sâdır olduğu boyuta “RAHMANİYET BOYUTU” diyoruz.

”Rahim” isminin en geniş ve kapsamlı ortaya çıktığı mahâl, Cennet’tir!

Dolayısıyla, “Cennet anaların ayağı altında” derken; mikro plânda çoğalmayı-üremeyi sağlayan kadındaki rahmin makro plânda karşılığı olan Allah’ın “Rahim” isminden cennetteki mânâların ürediği mecazi olarak anlatılmıştır.

İlâh”lık mefhumu yoktur! Kurân‘daki “İlâh” anlatımı, insanları olayın özüne yaklaştırmak içindir!

Kurân`da, ``ilâhınız`` tâbirinin kullanılmasının anlamı, yani, ``İLÂH`` diye düşündüğünüz kabul ettiğiniz`` anlamındadır.Yoksa bu ifade bir ``ilâh var da işte o`` anlamında değildir...Bu Kurân`ın hitâp etmesi özelliğinden ileri gelmektedir; daha başka bazı konularda olduğu gibi...

Bunun gibi ``Herşey Hak’tan”, ”O Hak’tan”, ”Bu, Hak’tan”.. deyiş ve bakış açıları da...

Bu anlatımlar artık gecekondu lisânı gibi kalıyor!

Artık bir sistemin varolduğu ve bu sistemin kendine has olan kurallarının kendi içinde işlediğini görmekteyiz!

“Benim yaşım şu, artık bunları anlamam için geç.. Bu konuları anlamam da nasibimde yokmuş, ben ne yapabilirim?” gibi sözler, primitif varlıklara has düşüncelerdir!

Herkesin yaşı, idrâkı ve ilmi kadardır!

Benim yaşımla sizin yaşınız arasındaki fark, benim ilmimle sizin ilminiz arasındaki fark kadardır!

Bugüne dek anlattıklarım, zorlama ile bir insanın kafasına sokulmaz! Herkes nasibi kadar olanını alacaktır.

Burada kullanılan “nasib”, ”o birimin esmâ terkibi”ni anlatmaktadır!Esmâ terkibinin oluşturacağı açılımın izin verdiği ölçüde, anlamındadır!

ŞÜKÜR; idrâk edilenin fiile dönüştürülmesidir!

Bunun sonucu olarak da artış başlayacaktır!

Siz idrâk ettiğinizi amele dönüştürürseniz beyninizde ek kapasiteler oluşacak ve o amel oranında beyin kapasiteniz artacak ve bunun karşılığında artan beyin kapasitesi ile yeni idrâkler oluşacaktır!

Hazreti Muhammed`ın “Şükreden bir kul olmayım mı?” ifadesi, bunun en yalın anlatımıdır.

Hazreti İsa’nın yeryüzüne gelip Hazreti Muhammed kaynaklı bu ilmi alması, diyeti olarak Deccal’i öldürmesi istenmiştir!

SORU: Hz. İsa, dünyaya gelmeden, berzah âleminde bu ilmi alamaz mı? Çünki Nübüvvet-i târifiye kemâlâtına sahip olan için âhirette dikey yükselme mevcut!..

CEVAP: Her ne olursa olsun, biyolojik beyin olmadan, ruha yükleme yapılamayacağı için, bir beden sahibi olarak dünya üzerinde bulunması gerekiyor!

SORU: Hz. Rasûl`deki üç aşamalı gerçekleşen genetik arınma, ”Ferdiyet sahipleri”nin her biri için gerçekleşiyor mu?

CEVAP: Evet! Hepsi için geçerli; ancak hepsinde aynı derecede olmaz. Kemâlâtına göre arınmaları da farklı olacaktır!

SORU: Kurân‘daki bazı âyetlerde, sanki tanrısal bir anlatım var. Meselâ Hz. İbrahim’in kuşu parçalayıp sonra birleştirmesi ve parçalanarak ölen kuşların yapışıp tekrar dirilmesi... Bu olayı nasıl algılayacağız?

CEVAP: Hayır! Bu kıssa bizim için önemli.. Burada tanrısal bir anlatım yok. İbrahim aleyhisselam`ın kendine has bir durumunu anlatıyor.

İbrahim aleyhisselam, “Hânif” olması hasebiyle, tüm tanrısal anlayışı kendi bünyesinde yıkmış bir zât`tır!

Ayn-el yakîn olarak bir takım hissedişleri vardı. Bunları Hakk-el yakîn olarak vûkuf ettirmek talebinde bulundu. Vahiy sonucu bu talebine karşılık geldi ve yukarıda mâhiyeti verilen âyet sâdır oldu!

Siz olayları hep âfâkta düşünüyorsunuz. Oysa hep enfüste cereyan eden olaylardır!

Ben bu ilmi Hazreti Rasulullah`ın izin verdiği ölçüde, O’nun biraz da serbest bıraktığı oranda ve O’ndan kaynaklanan bir biçimde açıklıyorum.

SORU: Bunu edeben mi söylüyorsunuz?

CEVAP:Hayır! Bu bir gerçektir. O olmasaydı bugün bu .....

SORU: “Herşey Öz’ümüzden kaynaklanıyor” diyorsunuz.

“Kişi yalnızca kendi kendini keser,“ diyorsunuz..

“Dışarıdan bir müdahale olmaz,” diyorsunuz..

Oysa velâyet mekanizmasında bile bir üst mertebedeki veli, alt derecedeki bir veliyi kesebiliyor!

CEVAP:  Az önce “sistemde güçlü olan güçsüz olanı yutar“ dedik.Velâyet kurumu da sistem içinde var olduğuna göre bu olay onlar için de geçerlidir.

SORU:”Bir Rasûl kendi ümmetinden biri önüne geçip namaz kıldırmadıkça âhirete intikal etmez” hadisini nasıl anlayabiliriz?

CEVAP: Evet..Hazreti Rasûlullah rahatsızlanınca Ebu Bekir Sıddık namaz kıldırmıştır.

Bir âyet veya hadisin ilk yarısı zâhire işaret eder,bu bir kuraldır!

İnsanın ürettiği gazap melekleri, orijin olarak melek ancak vasıf olarak “cin”dir!

*  *  *