Okyanus Ötesinden -3

Ahmed Hulûsi

26 HAZİRAN 1998

Üstad

-Merhaba arkadaşlar...

Pazar günki “İman bilgisi iman mıdır?” yazısını okudu mu herkes?...

Bugünkü konumuz o!...

Cevaplar

-Okumaya çalıştık Üstadım..

-Üstadım, Web sayfanızdaki “Sistemin Seslenişi” isimli köşenizde yayınlanan Pazar yazılarını büyük bir dikkatle okuyoruz. Teşekkürler...

Soru

-Biz sadece, bildiklerimizin ismine imân ettiğimize göre, bizden isim kalkınca mı, imanlı olduğumuzu anlarız? Teşekkürler Üstadım.

Üstad

-Arkadaşlar iman konusunun neresindeyiz? Bunu düşündünüz mü hiç?...

İslâm Dini’ni ve imân bilgisini müslümanların pek çoğundan iyi bilen Hırıstiyan müsteşrikler (araştırmacılar) acaba bu bilgiyle müslüman , mümin midirler?

Vicdanımızın bize, “sen imanlısın” demesi önemli mi?...

Yoksa, amelimiz mi imanımızın göstergesi?...

Meselâ, sigara içen biri, sigaranın beynine ve dolayısıyla âhıretine zarar vermekte ve kendine zulmetmekte olduğuna imanlı mıdır, sigaraya devam ettiği sürece?..

İmandan AMAÇ, İMANIN GEREĞİ OLAN AMEL MİDİR?...

İmanın gereği olan AMEL yoksa, iman mevcut olabilir mi?...

Sigara için biri, “ben sigaranın zararlarına iman ediyorum” dese dahi, böyle bir imânı var mıdır?

O zarara iman etmiş biri, sigaraya devam edebilir mi?.. Ediyorsa, o konuda imânı hâlâ var olabilir mi?...

Her konuda gerçekçi olalım ve ne karşımızdakini, ne de kendimizi aldatmayalım!...

İman ehlinden mümine bilerek zarar gelmez” diyor Allah Rasûlü!.

Eğer çevremize veya kendimize bilerek zarar veriyorsak, bu durumda ne kadar imânlı olabiliriz?

Anlayışı kıtlara kapı açıyorum:

(Buhari Tecrid tercümesi 2132 nolu Hadise göre) Zinâ en hafif günahlardandır; iki kişi arasında kalması ve beyne direkt zararı olmaması yönünden!...

Ama sigara kişinin hem kendisine hem de çevresine bilerek zulmetmesidir ki, bu zinâdan çok daha büyük günahtır!...

Bir günahın büyüklüğü, kişinin âhıretine verdiği zararla ölçülür...

Kimsenin ne kendi beynine ne de başkasının beynine zarar verme hakkı yoktur!.

Meselâ sigaranın zararına imân diye bir konu sözkonusu olamaz!... Çünkü artık o, iman boyutunu aşmış, îkan noktasına ulaşmıştır!... Çünkü bu zarar bilimsel olarak, madden tespit edilmiştir!..

Öyleyse, ister sigara yollu, ister başka fiillerle kendisine veya çevresine bilerek zarar veren kişinin imanından ne kadar sözedilebilir?

Allah, bizi çevremize ve kendimize(kendisine) yararlı olalım diye mi yarattı; yoksa kendimize ve çevremize zarar verelim diye mi yarattı?

İman, bizi çevremize yararlı ameller konusunda yönlendirmiyorsa, o imân ne kadardır bizde?

Sigaranın misâlini her konuya yayalım..

İmân, bizi her konuda insanlara yararlı olmaya, onlara birseyler kazandırmaya yönlendirmek isterken; biz onlara yararlı olmak yerine zararlı oluyorsak, “bu mümindir” baskılı elbiseyle dolaşsak, imanlı sayılır mıyız acaba?

Önce çok önemli noktayı fark edelim...

İman, amaç mıdır, araç mıdır?

Bunun cevabını verebilmek için su soruyu soralım...

Niçin imân?

İstenen bir hususun elde edilmesi için gereklidir imân!..

Yani, imân bir ARAÇtır!.

O araçla elde etmek istediğiniz şeye ulaşırsınız...

Dünyada yaşarken, Allah Rasûlü olan Zât’a imân edenler, elbette ki onun bildirdiği güzelliklere erişmek için gerekenleri yapmayı kabul edenlerdir...

Allah Rasûlü’ne, “ben sana iman ettim” demek, “seni gördüğüm için elbette ki kişiliğine imân ediyorum” demek değildir...

Benim ölümötesi yaşamda istediğim iyi şartları bana temin etmek üzere yapmamı istediklerinin gerekli olduğunu idrâk edemesem bile, onları yapmam gerektiğine iman ediyorum; demektir.

Allah Rasûlü’nün dediklerini yapmadıktan sonra, “iman ediyorum” demek hiç bir şey getirmez insana...

Çünkü amaç, iman ediyorum demek değil; iman edilen doğrultusunda fiilleri ortaya koyarak, o fiillerin sonucuna ulaşmaktır!.

“İmân ediyorum” demek; “böyle olduğuna inanıyorum dolayısıyla bu fiillerle bu neticeyi elde edeceğimi kabulleniyorum. Bunları yapmazsam semeresini de elde edemeyeceğimi kabullendim.“ demektir.

Seni istediğin sonuca ulaştırmayacak fiiller içindeyken, o konuya iman ettiğini söylemen, yalnızca kendini aldatmak, kandırmaktır ve sonucu da hüsrândır!

Allah Rasûlü’nün senin imânına ihtiyacı yoktur!.

Meleklerin de senin imânına ihtiyacı yoktur!.

Kısaca, hiç bir yaratılmışın ve de Yaratanının senin imânına ihtiyacı yoktur!.

İmâna sen muhtaçsın!.

Niye?...

Kafan yeterli derecede çalıp, o konudaki gerçeği, sistemi idrâk edemediğin için, söylenene iman yollu yaklaşıp onun gereği fiilleri ortaya koyarak neticede , elde etmek istediğine ulaşmak için!..

Yani netice şudur ki... İmân, idrâk edemediğin konuda aklının stop etmesi dolayısıyla durmayıp ilerlemene devam için gereklidir!..

Soru

-Ama imâna akıl ile varılmaz mı esas olarak; yani insanın mantığına kabul ettirerek imân etmesi gerekmez mi?..

Üstad

-Aklı olmayanın imanı da olmaz!

Aklın yetmediğine iman gerekir...

Aklın ihâtası içinde kalana zaten imân gerekmez, o yakîn hükmündedir ve o durumdaki aklın konusu ikandır, imanı geçmiştir.

İmanın gereğini uygulamak dahi gene akıl işidir...

Kişinin aklı yaşamına hâkim olacak düzeyde değilse, o zaman kişi imânın gereklerini yerine getiremez.

Soru

-Benim demek istediğim, akıl sağlığı yerinde olanlar için, yani bazıları diyorlar ki; “Allah’ı ve İslam’ı anlamak için akıl yeterli değildir, kabullenmedir “diyorlar..

Üstad

-Onlar , aklın ne olduğunu tam olarak bilemiyorlar!..

Akıl, sigaranın zararını ilmen biliyorsa, bu artık, iman konusundan çıkar elbette!...

İman akıllıya teklif edilir, aklı olmayanın imanı da olmaz!.

Kişinin imanı, aklı kadardır!.

Su anda aklımız kadarıyla konuşuyoruz birbirimizle...

Ve aklımız kadarıyla iman sahibiyiz...

Burada özellikle vurgulamak istediğim husus şu:

Allah Rasûlü’nün bildirdiklerine iman etmekten amaç, onun gösterdiği doğrultuda fiilller ortaya koyarak yaşamaktır.

Allah Rasûlü, tüm yaşamında insanlara ölümötesi gerçekleri anlatarak, onların gerekli ÇALISMALARI UYGULAMAK SÛRETİYLE kendilerini ölümötesi ebedi azap ve sıkıntılardan korumaları yolunda mücadele vermiştir.

O’na iman ediyorsak; bize düşen, hiç olmazsa, zamanımızın bir kısmında, insanlara ölüm ötesi gerçekleri idrâk ettirerek, onların ölümötesi ebedi azaptan kurtulmaları yolunda çalışma yapmaktır...

En azından ölümötesi yaşamlarına zarar vermek demek olan beyin sağlığımıza ve beyin sağlıklarına bile bile zarar vermemektir!.

İman, o’dur ki...

Seni kendine ve başkalarına zarar vermekten alakoyar!

Bu, imanın en alt sınırıdır!.

Evet, sorusu olan var mı?..

Soru

-“Akıl” dediniz... Nasıl akıl? Albert Einstein akıllı idi, yoksa öyle akıl değil mi ?

Misâl vermekle devam edeyim... Ünlü alman şairi iman etmiş midir ki Rasülullah hakkında güzel bir şiir yazmıştır ?

Üstad

Einstein akıllı değil, çok zeki idi... Bu konu detaylı olarak “AKIL ve İMAN” isimli kitabımda açıklanmıştır. Aklı ve zekâ arasındaki farkı orada okuyun!.

Soru

-Allah`a kulluk görevini yerine getirmeyecek hiçbir varlık yoktur.

Dolayısıyla kulluk Allah`ın (bize göre doğru veya yanlış) bize kolaylaştırdığı fiilleri açığa çıkarmaktır ki sonucuna katlanmanın sebebini işlemiş olalım.

Soru

-Üstadım ..Eğer amelimiz inancımıza ters ise , vicdanın da imanlı olmadığının farkında olması gerekmez mi?...

Üstad

-Kimse inancına ters amel etmez!. Zor altında değilse!. Herkesin ameli, inancının dışa vurmasıdır!.

Soru

-Kur’ân da “kitap yüklü eşek “ tâbiri kullanılıyor galiba...

Soru

-Üstadım, "kendin" ve "başkalarının" çeliştiği noktada tercih kullanmak gerekirse nasıl kullanılmalı? ..

Üstad

-Öncelik, insanlara birşeyler verebilmekte olmalı daima bence...

Soru

-Şuurunun mutlak TEK varlığın ilmi olduğunu farkeden imanlı basiret sahibi, seyrinin dışında düşünce boyutundan çıkan fiilleri “O diledi” deyip, “kader” der razı mı olur; yoksa “BEN yaptım” der revâ mı görür , ÜSTADIM?...

Soru

-İmanın azaldığı bir dönem de, aklın da o çalışmaları yapmana yeterli değilse, ama yapmadığın için sıkıntısını duyup “bunu yapamadım, niye? “ diye sorgulaması, insana ne getirir?

Bir süre sonra imana kavuşturur mu; ya da akıllıca davranmana sebep olur mu; yoksa o kişi , duyduğu sıkıntı ile mi kalır?

Üstad

-İnsanlar, akıllı varlık olarak Allah Rasûlleri’ne iman ederler ve gereğini uygularlarsa kurtuluşa ererler...

Kur’ân ‘da daima;

iman ederler ve gereğini yaparlar

ifadesi vardır ki, Kur’ân hep iman ile gereğini uygulamayı bir arada tutmuştur!.

İnsan amelinin karşılığını alacaktır!.

Ameli getirmeyen iman, hoş bir duygudur ve geçici olarak kendini tatmindir !.

Soru

-İnsan aklını geliştirebilir mi? .. Beyin kapasitesini geliştirmek , aklı geliştirmek midir?..

Üstad

-Olan akıl gelişir elbette!.

Soru

-İman nûru ışığında Râdiye Nefs noktasına nasıl ulaşılabilir ? açabilir misiniz ?

Üstad

-Bu konu; “KENDİNİ TANI” ve “TEK’İN SEYRİ “ kitaplarında vardır geniş olarak...

Soru

-Üstadım, iman direkt amele mi yoksa iman edilen o hususun idrâkine mi taşımalı bizi..??..

Üstad

-İkisine de !...

Soru

-Amel deyince, amel-i sâlih mevzu bahisdir...

Üstadım; amelle fiil arasında fark var mıdır ? Varsa nedir?

Üstad

-İmanın gereği olan fiillere Dinî terminolojide "amel-i sâlih" adı verilir.

Soru

-İnsan iman gücüyle vehmi yok edip, aklı ile kontrol altına aldığı zaman, ikân ehli mi olur?..Teşekkür ederim..

Üstad

-İkân, tespit edilene olandır...

Meselâ sigaranın zararı konusunda herkes ikân noktasındadır; burada imandan sözedilmez. İman ise, bilinmeyenedir..

Soru

-Yazınızda taklidi imandan da söz etmişsiniz. İmansız olarak ölümötesi boyuta geçerlerse, onlar için nasıl bir kurtuluştan bahsedebiliriz?..

Üstad

-Taklidi iman, imansızlık olarak değerlendirilmez ...

Soru

-Eğer aklımız kadar imanımız varsa, o zaman kişinin de bu aklı kadar imanı olacaktır demektir. Peki o zaman Hazreti Rasûlullah’ın “Aklı olmayanın dini de yoktur” Hadis-i Şerif’ini nasıl anlayacağız ?

Üstad

-Anlayamadım ne demek istediğini...

Herkesin imanı aklı kadardır; aklı olmayanın imanı da yoktur!.

Soru

-Pazar günkü sohbetinizde imanın fıtrî olduğundan bahsediyorsunuz.

Nebîlerden birini bile bilmeyen bir kişide, fıtri iman varsa teklik şuuruna sahip olacaksa bu durumda, Nebîlerin insanlara tebliğinin asıl amacı bu şuura sahip olmayanlara sistem hakkında bilgi vermek ve onları ölüm ötesi yaşamda azaptan kurtarmak için midir?

Üstad

-Evet !..

Soru

-İmanın en alt düzeyi Müttakî olmak mıdır? Teşekkürler .

Üstad

-“Takva”, imanın gereği olan fiiller ile ölümötesi yaşamın sıkıntı ve azaplarından korunma hâlinin adıdır. Yeterince korunamasa da iman sahibi olabilir...

Peki, herkese katıldığı için tesekkürler ve iyi geceler... Selâmu aleykum!.

*  *  *