Okyanus Ötesinden -2

Ahmed Hulûsi

14 NİSAN 1998

Üstad

-Selâmu aleykum dostlar...

Bugün size yazabileceğim hiç bir şey yok kafamda... Bomboş bir boşluktayım!...

Ben güyâ Kur`ân ‘ı okududuğumu sanırdım!..

Dün gece gizlice kulak misafiri oldum ELF ile Cem`in bir konuşmasına ki, kafam karıştı...

Yirmi sene aradan sonra ELF tekrar CEM ile buluşmuş!... Neler konuşmuşlar, neler olmuş, belki ilerde Cem`den dinleriz... Ama bir şey var ki, onu size anlatmadan geçemeyeceğim... İster misiniz anlatmamı?

Cevaplar

-Lûtfen...

-Lûtfen.

-Lûtfedersiniz

-Lûtfen Üstadım..

-Eveeet..

-Eveeett..!!!

-Lütfen..

-Lûtfen Üstadım..

-İsteriz...

-Evet Üstadım. Lûtfen.

-Bekliyoruz üstadım..

-Lütfen Üstadım ...

-Lûtfen..

-Lûtfen Üstadım..

-Evet

-Lûtfen ÜSTADIM..

-Kesinlikle lûtfen Üstadım.

- Lûtfedin Üstadım.

-Evet lûtfen...

-Lûtfen..

Üstad

-Yirmi yıllık çalışmadan ve uğraşıdan sonra sen Kur`ân "oku"duğunu sanıyorsun artık değil mi Cem?

diyordu... Cem cevap verdi...

-Evet, artık o Âyetlerde neler denmek istediğini anlıyorum galiba!...

-Zaten eski yorumcular da senin gibiydiler hep Cem!...

-Nasıl yani?... Âyetleri okuyup, o kelimelerin geniş kapsamlı olarak mânâlarını ortaya koyarak; neler denmek istediğini araştırıp, çözüyorum!..

-Doğru Cem!... Evet aynen öyle yapıyorsun!... Zaten bütün MUKALLİT YORUMCULAR da bunu yapıyor işte!..

-Elf, lûtfen...! Daha geldiğin gece benim kafamı allak bullak etmeye başladın!... Başka nasıl yapılabilir ki?...

En geniş kapsamlı olarak oradan mânâ çıkarmaya çalışıyorum, bu kadar yıllık birikimim ve bilgisayar gibi çalışan beynimle... Daha ne yapabilirim ki?..

-Hiç bir şey yapamazsın; yaşayabilirsin!..

-Cem olarak yaşıyorsun!... Cem`likten soyun; ve okuduğunu, SÖYLEYEN olarak YAŞA!... O ânı ve olayı yaşayan olarak yaşa!...

Ki böylece okuduğun yazıların, metinlerin, uyarıların gerçekte neye işâret ettiklerini hissederek fark edesin!..

-Elf , sen neler diyorsun... Ben onları anlamak için bütün ilmimle yöneliyorum okuduklarıma!...

-Evet, tam mükemmel bir MUKALLİT gibi!...

-ELF yapma ne olur, beni perişan ediyorsun!...

-Gerçek seni perişân ediyorsa, ol!. Ne çıkar!. Kör bir MUKALLİT olarak boyut değiştirmektense; perişan olmuş, ama gerçeği bulmuş, yaşamış ve hissetmiş bir MUHAKKİK olarak boyut değiştirmen bence çok daha iyidir!...

-Bu kadar yıllık çalışmam boşa mı gitti yani?

-Bu kadar yıllık çalışman, geldiğin noktada, iyi bir mukallit olduğunu fark etmene ve kavramana yaradı!... İyi bir gelişme değil mi?..

-Peki benim bu kadar anladıklarım ne olacak?...

-Onlar senin, veri tabanına GÖRE, yorumlarındı!...

Bir de olayı ve kişiyi YAŞAYARAK, bak bakalım o konunun içyüzüne; acaba ne göreceksin?

-ELF bu kadar yıldan sonra bana bu yapılır mı?...

-Cem, eğer sana bunu yapmasaydım, kendini işin hakikatına ermiş mutlu bir fâni olarak sanıp, öylece Cenneti’ni yaşayacaktın; kör olarak!.

-Oysa şimdi ne olacağım ELF?

-Belki, işin hakikatını, kişi ve olayın hakikatıyla özdeşleşerek fark etmeye; ve ona göre boyutsal yaşamaya geçeceksin!. Varlıkların özünde, o varlıklar olarak yaşamaya başlayacaksın!...

Sonra da yeni açılımlara geçeceksin...

Bu yalnızca MUKALLİT sınıfından çıkıp, Gerçek Kapısı`ndan içeri girebilmek için gerekli adım Cem!...

-Elf inan ki sana duygularımı anlatamam!... Beni gerçekten yıktın!... Bu kadar yıllık çalışmadan sonra...!

-Unutma “sen” olarak da yaşayabilmekteyim, ve seni çok iyi anlamaktayım!. Sükûtu hayâller daima gerçeklerle karşılaşmaktan doğar... Ne kadar çok sükûtu hayâlin varsa, o kadar gerçekle karşılaşırsın... Bu da senin yararınadır.

Evet dostlar, Dün geceki ELF ile CEM`in sohbetinden size kısa bir bölüm naklettim... Ve şu anda benim de kafam hayli karışık!...

Lûtfen bana biraz akıl verir misiniz bu konuşmalar ışığında ne yapmam hakkında?...

Cevaplar

-Estağfirullah. Bizim yapmamız gereken ve işin anahtarı ,sanırım, mücâhede ve tahakkuk yoluyla tahkike geçmek, diye düşünüyorum Üstadım.

-Istırap çeken bir hastanın acısını aynen duyabildiğimiz gibi...

Üstad

Anladım... anladım yazdıklarımı görmüşünüz!...

Özür dilerim kendi derdimle sizi meşgul ettim!...

Cevaplar

-“Biz, senin bize öğrettiğinden başka bir şey bilmiyoruz!...”

-Yanlış yazdıysam kusurumu bağışlayın. "Himmete muhtaç bir dede, nerede kaldı himmet eyleye" ..

-Öğrendiğimiz olaylarda, o olayı bizzat biz yaşamışız gibi değerlendirip; günlük hayatımızda sürekli olarak kendimizi karşımızdaki insanmış gibi hissederek yaşamaya çalışmalıyız...

Üstad

-Haydi konuyu siz seçin de o konuda lâflayalım biraz!...

Cevap

-Okumuşsunuz diyebilmenizi tercih ederdik Üstadım...

Üstad

-"Keşke" diyebilseydim!...???

Cevaplar

-Keşke!!!..

-Sizin ilminizi, taklidi dahi olsa değerlendirmek isterdik..

-Mukallitlikten çıkış, daha önce birbirinden bağımsız olarak düşündüğü her olay ve birimin aslında tek bir sistemin yansımaları olduğunu idrâk etmesiyle başlar... Bunun hemen ardından gelen ise, o zamana kadar nasıl yanılmış olduğunu anlayan birimin hüsrânıdır diye düşünüyorum...

-Üstadım, umut edebilir miyiz en azından..

Üstad

-Anlıyorum... Size bildiğiniz bir hikayeyi tekrarlayayım...

Delikanlı çok istiyormuş Allah Rasûlü Efendimiz’i rüyada görmeyi..

Bir gün ehil olduğunu düşündüğü bir Zât’a gidip bu arzusunu anlatmış!...

Demiş o zât:

-Ne dersem yapar mısın?..

-Elbette, ne dersen yaparım!...

-Öyle ise buradan çıkınca köşedeki kasaba git; yarım kilo pirzola al... eve git, akşam yemeğinde onu güzelce kızart, üstüne kekik, karabiber, tuz ek ve Bütün açların ruhu şâd olsun de ve ye!... Sonra da sakın üstüne su içme uyuyana kadar... Yatmadan evvel de dua et, ben Rasûlullah’ı göreyim diye!... Yarın gel bana anlat ne gördüğünü...

Genç adam aynen denilenleri yapmış...

Gece rüyasında bir çağlayanın aktığı gölde bulmuş kendini... Sulara atlamış ve yüzmeye başlamış... Kenarda hûri gibi kızlar. bu arada tatlı mı tatlı göl suyundan içiyormuş...

Ertesi gün, gelmiş hocaya delikanlı ve gördüklerini anlatmış..

Hoca buna yorum yapmış:

-Evlâdım sen suya kanmıştın, rüyanda su gördün!... Eğer suya yandığın gibi Rasûlullah’a da yanarsan, elbette ki onu da görürsün!...

Biz acaba suya yanan kadar, bu konuda hakikatı aramaya yanıyor ve gereğini yaşıyor muyuz dersiniz?...

Cevaplar

-Hayır diye düşünüyorum...

Rasûlullah yandırmadıkça yanabilir miyiz ??...

-Suyun metabolizma için yararını bilgi yollu öğreneni HARÂRET BASMAZ!.. Bünyenin kendisi susuzluk hissettiğinde harâret olur...

Üstad

-Benzin yanar, taş yanmaz!... Taş ancak Cehennem’de yanar!...

Cevaplar

-Daha yanmanın ne olduğunu öğrenemedik Üstadım...

-Teşekkür ederim Üstadım...

-Kendini karşındakine fedâ etmedikçe, bu kapının açılacağını tahmin etmiyorum.

-Oktanımızın yükselmesi gerektiği düşüncesindeyim.

-Taş ısıyı emer ve sonrada yansıtır Üstadım...

Benzin fosil yakıttır ve terkedilmek üzeredir...

-Herşey ısınır sonra buharlaşır, herşey buharlaşacak ve enerji olacak...

-Bence hayır... Eğer yanANımızın kıymetini bilerek ve değerlendirmeye çalışarak geçirirsek... Yanan insan DELİ gibi çırpınır yaşayabilmek için. Geçen hafta İstanbul`a giderken arabalı vapurdayım. Kendi kendime diyorum, “şu anı değerlendirmen” lazım. Önümden bir hanım geçiyor belli ki bir şey arıyor, hemen” camı açıp sor” dedim. Camı açıp sordum “Pardon tuvaletimi arıyorsunuz?.. Hanım , “evet” dedi ve ben hemen tuvaletin yerini târif ettim.

Denizi seyrediyorum, vapur yanaşmaya çalışırken.. baktım bir yaşlı karı-koca ellerinde çantaları çıkışa doğru ilerliyorlar. Lütfen sor dedim, muhakkak vasıtaları yok ve yolunun üzerinde ise sen bırakabilirsin... hemen sordum ve düşündüğüm veya hissettiğim gibi oldu olaylar. Yani yana yakıla BU ANI NASIL DEĞERLENDİREBİLİRİM? diye yanmak gerektiğini düşünüyorum...

-Ne benzin taşa dönüşebilir ne de taş benzine!. Kendimizi kandırmayalım!. Hakkında hiç birşey bilmediğimiz ve sürekli değişen bir yapıda yanabileceğimizi düşünmüyorum. Teşekkürler.

Üstad

-Evet, bana anlatacaklarınız varsa, sizleri dinliyorum... Yoksa ayrılayım... Sizi daha fazla meşgul etmeden!...

Peki teşekkürler ve herkese iyi geceler... Hoşça kalın..

*  *  *