Okyanus Ötesinden -2

Ahmed Hulûsi

12 NİSAN 1998

Üstad

Cümleye Selâmu aleykum!. Bugün niye geciktim biliyor musunuz?.

Araba yağlayıp paklıyordum da ondan!...

Soru

-Komşu da lafa tuttu mu(!!!)...

Üstad

-Bazı anlayışı kıt arkadaşlar beni gerçekten araba yıkamakla meşgul sanmışlar, espriyi anlayamayıp!...

Ve bazı ahmaklar da, hâlâ beni bir tarikatı olan şeyh sanıyorlar; veya kasıtlı olarak etrafa öyle empoze etmeye çalışıyorlar!.

“İSLÂM” ve daha bir çok kitapta yazdığım halde bir şeyh ya da hoca olmadığımı, gene de öyle sanmak veya görmek tek kelime ile ahmaklıktan başka bir şey değildir!...

Ben, yalnızca, İslâm Dini’ni en geniş kapsamlı şekilde bu günün ilimleri ışığında değerlendirmeye; ve bulgularımı da yayın yoluyla insanlarla paylaşmaya çalışan bir sufî okur-yazarım; hepsi o kadar!...

Kim bunun ötesinde bir şey düşünüyorsa, bu, onun vehminden başka birşey değildir!... Ve ne yazık ki, benim insanların vehimleri üzerinde tasarruf gücüm de yok!.

Yazdığım kitapları okuyup, düşündüklerimi öğrenmeden, dedikoduya dayalı bir biçimde hakkımızda karar verecek olan AHMAKLARA da bu dünyada yer var elbette!... Dünyada dikenler güllerden çok daha fazla!...

İnsanlar asırlardır hayâl kurarak yaşıyorlar kendi kozaları içinde!...

Cemile`yle Manhatten`da yürüyorduk... Empire State`in yanından yukarı doğru... 50-70 -100 katlı binalar...

-Bunlar da bize göre yüksek, şimdiye göre!.. dedi Cemile...

Aklıma önce rahmetli 90`ına yakın 1966 da ölen anneannem geldi...

İstanbul`daki dört beş katlı binaları görüp şöyle demişti... İşte bunlar kıyâmet alâmeti...Rasûlullah; “Kıyâmet alâmeti odur ki bina ile zina çoğalacak, insanlar göğü delen binalar yapacak “ demiş!..

Hemen aklıma, Rasûlullah’ın, kendi devrinde tek katlı evinin üstüne ikinci kat çıkan adama küsmesi, ve sonra o kişinin bu katı yıktırması olayı geldi!...

O zaman, iki katlı ev göğü deliyordu; kıyâmet yakındı!!!...

Sonra asırlar geçti, bizim 4-5 katlı binalar göğü deldi, kıyâmet hemen kapıda, diye düşündük!!!...

Ve biz, kıyâmet kapıyı çalıyor, Mehdi çıktı; İsa hemen köşe başında, Deccal’da ortalarda kol geziyor diye düşünüyoruz!!!???...

Belki torunlarımız 800-1000 katlı binaları görüp de, naklolanları düşününce, bizler gibi bir duygu ve düşünceye kapılacak ; kıyâmet kapıda!.

Bu nice asırlar içinde, Mehdi-Deccal-İsa-Kıyamet beklentisiyle milyarlar geldi-gitti; çoğunluğu eli boş!..

Birisi soruyor Allah Rasûlü’ne:

-Kıyâmet ne zaman?.... Cevap geliyor:

-“Senin kıyâmetine ne hazırlığın var?..."

Benim gibi, araba kullanmadığı halde sürekli yağlamayla vakit harcayıp; Çin’ce elektronik araba kullanma kılavuzunu anlamadan ezberleyerek; araba kullanabileceğini sanan akıllılar, acaba kıyâmette ne yapacaklar ki!?...

Elbette şimdi de, bazılarınız benim Çin’ce araba kullanma kılavuzu ezberlediğimi, ama anlamadığım için kapımdaki arabayı kullanamadığımı düşünebilirler!!!...

Beykoz’da iyi olta balığı var mı?...

Hay Allah; bu balık sohbeti de nereden karıştı buraya!...

Ben kaç kişi için bu sohbetleri yapıyorum; gerçekten çok merak ediyorum!...

Neyse... Ben gene devam edeyim...

1400 sene önce, Allah Rasûl’ü, Mekke’den yaşlı ve çocuklarla Arafat`a 16 kilometrelik yola yaya gidip-dönerken yolda konaklıyor, herkes yayan o yolu yürümek zorunda, yoruluyorlar, tâkatları kesiliyor diye...

Biz, arabayla yarım saatte (trafik sıkışık diye o kadar), gidilecek yere, Allah Rasûl’ü öyle yapmış diye, gidip dağ başında konaklayarak Hac yapıyoruz!... Sünnete uyduk, diyoruz!...

Acaba bugün yaşasaydı Allah Rasûl’ü gene böyle yapar, milyonlarla insanı dağ bayır yürütür, şeytan taşlamada birbirine kırdırır mıydı!...

Bunu, benim gibi sıradan biri düşünemeyeceğine göre, İnsanlara kendilerinden daha fazla düşkün olan Allah Rasûl’ü yapar mıydı?

Aahhh; gerçekçi düşünebilmek!...

Körü körüne söylenenleri tekrar etmek yerine; neden niye, nasıl niçin sorularıyla söylenenleri kavrayarak yaşayabilmek!...

Aklının mantığının almadığı şeyi sana naklediyorlar, Üstad böyle demiş, ya da yapmış diye...

Ya Hu, bir düşünsene, acaba bu bilgiye sahip bir Üstad gerçekten böyle der veya yapar mı, diye!...

Kozadan çıkmadan, kör bir basîretle öbür dünyaya gitmek istiyorsanız, mesele yok!...

Ama basiret gözünüz (kalp gözünüz) açılıp; gerçekleri görüp, yaşayıp, hissederek öbür boyuta geçmek istiyorsak, gerçekçi DÜŞÜNMESİNİ öğrenmek, medyanın-toplumun programladığı ilkel robotlar pozisyonundan çıkmak zorundayız!...

Öyle ise gerçekleri farketmeye başlayalım!... Nasıl?... Buyurun top sizde!? Okuyor musunuz beni?..

Cevaplar

-Hayret etmeyi bırakabilmek bir başlangıç olabilir diye düşünüyorum...

-BEYKOZ......

-Ekrana bakıyoruz...

-Okuyoruz..

-Anlayamamakla birlikte chatteyim..

-Siyasal boşluk, meydanı Medyaya bıraktı Üstadım. Bir de buna toplumun hiçbir değeri olmayan, değer yargıları eklenince iki katlı ekmek kadayıfı oluyor. Bendenize göre ilminiz bize tek referansdır. Hareketlerimizi buna göre değerlendirmeliyiz..

-Basireti açık olan Tevhid’i yaşar ...

-Hikmetini idrâk etsek de edemesek de vermek. Ufak da olsa vermek... Devamlı birşeyler vermeye çalışmak; bir gülümsemeyi dahi küçümsememek gerekir diye düşünüyorum... Çünkü sistem muazzam hassas çalışıyor.

-En kesin kabul ettiğimiz gerçeklerin dahi, yanlış olabileceğine ihtimal verip; tüm ihtimalleri tek tek değerlendirmeye çalışarak...

-Daha açmadın ki Üstadım...

-Gerçek, KÂBE`ye gidip dört taş duvarı görebilmektir...

Üstad

-Dört taş duvarda neyi GÖRMEK ?..

Cevaplar

-Neyin gerçek olduğunu!... Gerçeğin de, bilinçte olduğunu!...

-Olayları bize hangi doğrultu da vermek istediklerini önce onların yerine kendimi koyarak cevaplarım.

Daha sonra bilgim dahilinde sorular sorarak cevapları bulmaya çalışırım..

-GÖRE ile değil gerçek ile hareket ettiğimiz zaman doğruyu yakalamış oluyoruz..

-Hani bazı insanlar, güzelliğin göreceli olduğunu söylerler; bence gerçekler içinde aynı şey söz konusu. Amaç burada bize göre doğru olanları değil; Allah Rasûl’üne göre olan doğruları GÖREBİLMEKtir!. Tabii kurtulmak istiyorsak.

Üstad

-Yiyen-içen-çiftleşen; toplumun-medyanın programladığı doğrultuda yaşayan güdüsel varlık olmaktan sıyrılmamız gerekli mi?...

Değilse mesele yok, aynı yolda, masallarla gönül eğleyerek devam!...

Gerekli ise bir yerden başlayalım mı?... Nasıl?... Ne yapıyor başlayanlar?...

Cevaplar

-"El âlem ne der?" cümlesini sözlüğümüzden silerek başlayabiliriz sanıyorum..

-Nasıl KÂBE`ye gitmenin birden fazla yolu varsa, başlamanın da yolu birden fazladır... Önemli olan başlamak, yarına bırakmamak, çünkü yarınlar hiçbir zaman bitmez!.

-Beyinlerinde kayıtlı bilgileri sorguluyorlar öncelikle sanırım Üstadım.

-Başlayacakları konunun dibini öğrenerek mi ?

-Desinler, demesinler perdesini aşarak ...

-Toplumu ve medyayı güdüyorlar... Sonra da şikâyet ediyorlar!. Hârika oluyor!....

Üstad

-Her sürü için bir güdene ihtiyaç yok mudur?... Biz sürüden sayılmamak isteyenler için konuşuyoruz...

Cevaplar

-Kendini tanıyarak başlaması ...

-Önce hiç kayıt yapılmamış bir hard disk alıyoruz...

Üstad

-Konunun ciddiyet ve âciliyetini, önemini insanlara anlatmak nasıl mümkün olur...... ?...

Cevap

-Anlayabilsem, anlatmaya çalışacağım...

Üstad

-Sende süper elektronik PC beyni var; sen bir HACKER sin!... Sen anlayamazsan, başkaları nasıl anlayacak bunu?...

Cevaplar

-Herhalde yeterince çalışmaları yapamıyorum ve dolayısı ile de anlayamıyorum veya anlamaya çalıştıklarımı hazmedemediğimi düşündüğüm için biraz daha yavaş gidiyorum.

-Taşladığımız üç şeytanın bâtınî anlamını yaşantımıza geçirmeye çalışmak, sanırım bu işin başlangıcı olacaktır.

-Olanlardan ibret almasını bilerek ve "İLİM" ile yaşayarak..

-Akıl ve mantık çerçevesinde elimizdeki doneleri (mazereti ortadan kaldırarak) değerlendirerek; gerçekleri normal olarak algılayamadığımız frekanslarda da yakalamaya çalışarak.

-İBADET İBADET İBADET

Kimi bunu namazla yapar kimi zekâtla, kimi sadece ZIKIR ile. Ama bu yolda İBADET olmadan ayakta durulmuyor.

Burada tabii ki bizden istenen hepsini yapmak ama illâ ki; kolayından başlamakta fayda var. Dinde zorlama yoktur; dileyen dilediğinden başlar; ne mutlu hepsine birden başlayabilene..

Şehirde yaşayan birine, “tarlada yürü “ dersen ayağını burkar. Ama köylüde asfaltta yürürken zorlanır. Ama ikisi de yoldur ve bir yere gidiyordur.

-Aşk ve tefekkürle...

-Ayrıca araştırmacılığı elden bırakmadan hikmetleri çözmeye çalışmak, kendi sistemimizi oluşturmak; ve bundan da tâviz vermeden yaşamak gerekir, gerçekleri yaşamaya başlamak için!.

Son seyrettiğim Titanic fiminden aldığım en güzel mesaj; sistem gerçeği ve sistemin kurallarının acımasızca işlediği.

Bu yüzden de hakikaten çok ciddi bir işle uğraştığımızın farkında olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Biri, "Gemi batıyor herkes filikalara!" dediğinde; başımızı kaldırıp, “Ne oluyor? “ diye bir bakınsak; ciddiyetin farkına varabiliriz belki..

Üstad

-...... galiba anladığım kadarıyla demek istiyorsun ki:

Şöyle bir içinde yaşadığımız ortam ve şartların dışına sıyrılıp, tepeden bu ilim açısından, sisteme ve sistem içindeki yerimize bakıp; yaşantımızın dahil olduğumuz sistemle ne kad?r uyuştuğunu değerlendirebilsek...

Öyle mi?...

Cevap

-Evet Üstadım, sistemdeki yerini bilebilmek..

-Titanic`in içinde; aldığımız ilimle diğer insanlara göre 1.sınıf olarak seyahat ettiğimizi düşünürken; eğer bunları yaşama geçiremezsek, birgün sistem gereği gemi batacak ve bizde herkesle birlikte boğulup feci şekilde can vereceğiz!.

Ve yazık olacak o ilmimize!. Hakikaten çaba harcıyoruz öğrenmek için..

Üstad

-Sohbethanedeki filmi seyretmeye gelen konuk arkadaşlarımızın filim hakkında bir değerlendirmeleri olmayacak mı acaba?...

Malûm biz bu sohbeti sadece 3-5 kişi için yapıyoruz ya!!!...

Böyle giderse, listeme sadece sohbete aktif olanların numarasını koyup, diğerlerini “ignore” liste alabilir ve sohbeti bir kaç kişiyle devam ettirebilirim...

Cevap

-Olağanüstü........bir de fark edebilsek...

Üstad

Nedir olağanüstü olan...... ?...

Cevap

-Senaryo Üstadım...

Üstad

-"ALLAH"ın dahi yapamayacağı iş vardır!... demiş bir bektaşi...

Saldırmışlar üstüne müslümanlar; boğazına sarılıp; sormuşlar...

-Söyle ulan, neymiş o "ALLAH" ın yapamıyacağı iş?... Kâfir-zındık, mel`ûn!...

Bektaşi tık nefes, zor duyulan bir sesle konuşabilmiş:

-Kudreti yetiyorsa, beni mülkünün dışına atsın!..."

"Allah ahlâkı”yla ahlâklanmış olanların gücü neye yeter ki acaba?...

Cevaplar

-Değerlendirme yapabilecek durumda değil, sadece âciz olduğumuzu biliyoruz..

-Sistemdeki işleyiş düzenine göre bize bildirilenleri, ne için bildirilmiş bunu sorgulayarak; ve tatbikinin bize getirisini idrâk ederek yaşama geçirmek gerekir diye düşünüyorum...

Yeni katılmaya başladığım için adapte olmaya çalışıyorum...

Üstad

Peki dostlar, sabır ve tahammülünüz için hepinize takdir ve teşekkürlerimi sunar; hepinize iyi uykular ve ardından hayırlı sabahlar dilerim... Hoşça kalınız!...

*  *  *