Okyanus Ötesinden -1

Ahmed Hulûsi

27 ŞUBAT 1998

Üstad

-Sanırım Okyanus ötesi yaptığımız bu konuda ilk defa olan bu sohbetler size hayli geniş ufuklar açar...

Genelde biliyorsunuz, sohbetlerimizin ana teması "TAKLİTTEN TAHKİKE" başlığı ile özetleniyor!...

Falanca kitap şöyle yazıyor; filanca efendi böyle demiş ile hiç bir yere varılamayacağını bugüne kadar ki oturumlarda olabildiğince idrâk ettirmeye çalıştım...

Bütün bunların bizi TAKLİTTEN bir adım öteye götürmeyeceğini, "mukallidun" sınıfından bu şartlar altında asla çıkamayacağımızı size farkettirmeye çalıştım...

Bilgi ezberlemeyle ancak "DAHA MÜKEMMEL BİR MUKALLİT" olunabilir!...

Gene size farkettirmeye çalıştım ki, Kur’ân ‘da anlatılanlar -açık hükümler ötesinde- tümüyle sembollerdir, mecazlardır... Meselâ; Yunus Nebi balığın karnından yukarıdaki tanrısına mesaj yollamamıştır; içinde bulunduğu hâl ve duygular ve erdiği idrâk, bu yolla bize anlatılmaya çalışılmıştır...

Kezâ "HANİF" anlayışın babası Tevhid ustası İbrahim Aleyhisselâm da Ayı ya da Güneşi Rabbi sanmamıştır!...

Bunlar bizim üzerinde düşünmemiz için sembollerle anlatımdır...

Akıllı biri için, aptalca ya da mantık dışı bir şey söylenirse, durun ve düşünmeye başlayın...

Sonra bir daha düşünün; acaba bu düzeyde biri böyle mantık dışı veya aptalca ya da hikmeti olmayan bir fiil ortaya koyar mı; diyerekten!...

Ben size bir hikaye anlatayım...

İki arkadaş oturmuşlar, konuşuyorlarmış...

Ali demiş ki Veli`ye...

-Yahu Ali, sen şu yanında hizmetini gören Ahmet’e kaç para aylık veriyorsun?..

Demiş Veli, 15 altın....

Hikaye eskilerde geçiyor... şimdi tabii yok böyleleri...

Ali şaşırmış, kızarmış: Ben demiş aynı işleri yapan benim Mehmet`e ayda 5 altın veriyorum... Sen çok vermiyor musun?... Sen aldanıyorsun gibi geliyor bana....

Veli, yok demiş, benim işimin görülmesi için Ahmet gibi bir adama ihtiyacım var; ve o da hakkediyor bunu!...

Ali demiş: Yahu aynı işi görüyorlar... Niye üç misli para?... Sen aklını mı kaçırdın?...

Veli demiş: Peki, gel o zaman şunları bir imtihan edelim beraberce... Aralarında bir fark var mı yok mu, görelim...

Hay hay , demiş Ali...

Veli seslenmiş, adamına dışarı...

-Ahmet orada mısın yavrum?..

Hemen kapı açılmış, içeri Ahmet girmiş...

-Önce şu köşedeki bakkala git iki okka pirinç ile bir okka şeker al, sonra fırına git iki pide al, sonra manava git bir karpuz al, en sonra da kitapçıya uğra bir adabı muaşeret kitabı al gel... Al şu parayı da....

Ahmet hemen almış patronundan parayı ve çıkmış...

Veli konuşmaya başlamış...

"Ahmet şimdi ayakkabısını giyiyor... Kapıyı açtı, yola çıktı... yürüyor... yürüyor... bakkala girdi.... selamlaştı.... ısmarladı pirinç ile şekeri.... hazırlıyor bakkal... aldı onları çıktı dışarı fırına yürüyor.... Fırına girdi pideleri alıyor..."

Bu arada Ali de aval aval dinliyor Veliyi....

"Fırından aldı pideleri manava gitti.... karpuzu seçiyor... Onu da aldı... Şimdi kitapçıya yürüyor... Girdi kitapçıya, ısmarladı kitabı... Aldı kitabı çıktı yola... geliyor eve... işte geldi!..."

-Ahmet geldin mi oğlum?...

-Geldim efendim... diye ses gelmiş dışarıdan Ahmet`ten... Mutfağa koyup emanetleri getiriyorum istediğiniz kitabı!...

Veli bakmış, Alinin yüzüne...

-Ahmet bu!... demiş...

Ali, gülmüş...

Hadi canım, sen de!... Bu iş mi yani... Benim 5 altınlık MEHMET de bunu yapar!...

Hemen seslenmiş dışarıya ...

Oğlum Mehmet!...

İçeri dalmış Mehmet!...

Ali ona da aynılarını ısmarlamış....

-Hemen al şunları gel yavrum, demiş...

MEHMET çıkmış dışarı....

Ali de döndürmüş başını Veli`ye, ve başlamış konuşmaya....

"Şimdi Mehmet ayakkabılarını giydi... Dışarı çıktı.... Bakkala gidiyor.... Bakkala girdi; şekeri pirinci ısmarladı..... Onları aldı... Fırına gidiyor.... Pideleri aldı... Manava gidiyor.... Karpuzu aldı... şimdi de kitapçıya yürüyor... Kitapçıda ısmarladı... Kitapçıyı bekliyor... Şimdi onu da aldı.... Eve geliyor.... geldi işte!...."

-Oğlum Mehmet...?

-Efendim?...

-Geldin mi Yavrum?...

MEHMET`ten cevap :

-Ayakkabılarımı bağlıyorum efendim... hemen gidiyorum....!!!...

İşte eskiden böyleymiş insanlar... Tabii artık böyle insanlar yok... Herkes zehir gibi... Her şeyi anında anlayıp uyguluyorlar... Ne de olsa -galiba- âhir zaman!...

Evet biz gelelim gene şu taklitten kurtulma meselesine....

Taklitten nasıl arınacağız?...

Kur’ân ‘ı bir mukallit gibi okumaktan ve sonra da tarih kitabı demekten nasıl kurtulacağız...?

Namaz ne zaman başkası için, yani tanrı için yapılan bir tapınma olmaktan çıkacak?...

Dualarımız ne zaman ötedeki bir tanrıdan bir şeyler dilemekten öteye geçecek?...

Ne zaman, “Etraf için “dindar olmaktan vazgeçeceğiz?...

Din dedikodusunu ne zaman terkedeceğiz?...

Ne zaman din, başkalarıyla paylaşma zevkimizi tatmin eden bir hoby olmaktan çıkacak?...

Yediğimiz ekmek ya da içtiğimiz su nasıl kendimiz için ise, dinin de o olduğunu; ve bunun, kesinlikle başkalarını ilgilendirmediğini kavrayacağız?

Dam üstünde saksağan mı bilmem, ama aklıma geliverdi...

Cenâze namazında niçin "FÂTİHA" sûresi okunmaz?...

Cevaplarınızı bekliyorum...?

Cevaplar

-Cenâze yolu tamamladığı için..

-Ölümle birlikte fetih yolu kapandığı; ve cenâze namazı, ölen için kılındığından okunmaz diye düşünüyorum Üstadım...

-Cenâze namazı aslında dua mahiyetindedir. Bu nedenle okunmaz..

-Cenâze namazı, ölümü tadan kişiye Dünya’daki son anlarında okunan Fâtiha fayda getirmez, Fatiha hayatta iken yaşanır.

-Üstadım namazda okunmuyor, ama arkasından dua olarak gönderiliyor?

-Cenâze, yemek yiyebilir mi?..

-Cebrî yaşam koşullarına geçtiği için..

-Ölen kişinin talebi kalmaz ki..

-Fâtiha hayatta iken idrak edilecek ve yaşanacak şeydir. Ölümle birlikte bu yol (fetih) artık kapanmıştır..

-Gerçeği idrak edene Fâtiha’yı ulaştırmak ne kadar faydalı olabilir ki..

-Okuma, ölümle sona erdiği için...

-Cenâzenin artık yeni açılımlara ihtiyacı olmadığı için okunmaz kanaatindeyim ..

-İkâme edilen ve Mi`râc olan namazın unsurlarını ve maksadını taşımadığı için... Cenaze namazı kişiye dönük bir faaliyettir..

-Fâtiha Mi’âc ‘ın temel taşıdır. Fâtiha’sız namaz olmaz. Yani Mi’râc olmaz.

-"Kişi ne hâl ile ölürse o hâl üzerindedir"e işaret eder.

-Ölmeden evvel ölende zaten Fetih tahakkuk etmiştir diye düşünüyorum ..

-Bir mânâ itibariyle Fâtiha’yı bir kere okuyana ayrıca cenaze namazında Fâtiha’ya zaten gerek yoktur ve Fâtiha kıyamda okunur bildiğim kadarıyla..

-Cenâze namazı bir başkası için yapılan dua mâhiyetindedir, adı namazdır. Kişinin kendisinin kıldığı namaz ile yani Mi’râc olacak bir araç olmadığı için "Fâtiha" okunmaz.. sanıyorum

-Kişi ancak kendi idrâkının, yaşantısının neticelerine erecektir.. Bu bakımdan da okunmaz..

-:İnsan namazı kendisi için kılar. Cenaze namazı ikâme edilemez..

-Fâtiha’nın zekâtı olmaz!.

-Secde yoktur..

-Cenaze namazı mevtâya dua yoluyla cemaat tarafından verilen son takviye olduğunu düşünüyorum, Üstadım .

-Fâtiha okunmaz çünkü, imam cenazenin kendisidir. ve o sırada ölü bulunduğu için Fâtiha okuyamaz..

-(3062) İbni Abbas(r.a)ın anlattığına göre bır cenâze namazı üzerine namaz kılmış ve namazda Fâtıha okumuştur . Bu hususta kendisine (niye onu okuduğu) sorulunca bu sünnettır dıye cevap vermış ...

Üstad

-Bu Fâtiha’nın Kur’ân ‘dan Âyet olarak değil, dua olarak okunuşuyla ilgilidir.

Cevaplar

-Fâtiha kişinin idrakiyle tasdikidir... Ölenin iradesi biter başkaları onun nâmına beyan edemezler.

-Mevt kabre konmadan önce dua yoluyla cemaat tarafından verilen son takviye olduğunu düşünüyorum, Üstadım .

-Cenâze buradaki ulaşabileceği en son noktaya ulaşmıştır, artık sistemi bütün çıplaklığı ile görmektedir, geçtiği boyutta sanırım ..

Üstad

-Musalla taşına konan kişinin artık Dünya’da götürebileceği bir şeyi kalmamıştır!...

Fâtiha`nın o kişiye getirebileceği hiç bir şey yoktur; çünkü artık o dibi mühürlenmiş mektuptur, ki, yazılacak ilâve yeri kalmamıştır!...

Dünya’da yaşarken Fâtiha`nın ona getirisi neyse onunla mühürlenmiştir... Ve artık daha fazlasının olması da mümkün değildir...

Beni sevindiren şu oldu;

Çoğunluğunuz, Ölümle birlikte artık Fâtiha`dan yeni yararlar elde edilemiyeceğini farketmiş!... Ölümden sonra yeni açılım olmayacağını farketmiş...

Bu çok iyi deee......

Musalla taşına ne kadar hazırsınız?...

O kitlenme anına ne kadar hazırsınız?... Bana açıktan cevap veremeseniz de, kendinize bir sorun lûtfen, "MUKALLİDAN" sınıfından çıktınız mı?...

Fâtiha’yı olsun, taklit yollu okumaktan kurtuldunuz mu?...

Fâtiha’yı taklit yollu okumaktan kurtulmanın işareti, Kur`ân da anlatılan mânâları kendinde bulmaktır; ve Kur’ân’ı yaşamanın mânâsı da sanırım budur...

Şimdi düşünün bir... Ölüm sonrası yaşam şartları sizin için ne kadar önemli?...

Ne kadar önemli sizin için oraya, â`mâ veya gören olarak gitmek?...

Bu önemin ölçüsü şu:

Zorunlu Dünya itiniz ötesinde, bu konuya ne kadar zaman ayırıyorsunuz?...

Ne kadar zamanınızı mukallidan sınıfından çıkmak için değerlendiriyorsunuz?...

Bu yolda ne kadar sohbet yapıp idrâkınızın açılması için kaç muhakkik ile sohbet ediyorsunuz?...

Peki bu gece de bu kadar olsun...

Yazdıklarımı düşünün lûtfen...

İyi geceler hepinize...

Sohbetlerimiz inşâallah “OKYANUS ÖTESİNDEN-2-“ de devam edecek...

Ek bilgi:

Dostlarım...

Dikkatle bu metinleri okuyanlarınızın fark edeceği üzere...

Verdiğim bilgiler,okuyanı ezberlemekten ve tekrar etmekten uzaklaştıracak; üzerinde bir hayli muhakeme ve düşünce gerektirecek şekildedir...

Hazır komprime hap gibi bilgi almaya alışmış olanlar bu ve sonraki kitaplarımızda bir hayli zorlanacaklar...

Zira açtığımız konular hep,üzerinde yoğun ve kapsamlı düşünce ile bizâtihi çözebileceğiniz sırlar ile ilgili olacaktır...

Umarım yepyeni bakış açılarıyla Din’in hakikatına yönelmenize vesile olur bu yazıya dökülenler.

Ahmed Hulûsi

NewJersey-USA

4 . 8 . 98

*  *  *