Okyanus Ötesinden -1

Ahmed Hulûsi

20 ŞUBAT 1998

Üstad

-Selâmu aleykum... Keyifler nasıl?...

Cevap

-Birazdan belli olacak keyif eşiğimiz Üstadım ...

-GÖRÜNTÜ BOZUKLUĞU OLUNCA KEYFİMİZ KAÇIK, GÖRÜNTÜ NET OLURSA KEYFİMİZ İYİ!..

Üstad

-Görüntü hangi şartlarda ve nasıl net olabiliyor?..

Cevap

-Ayıkken, namazda iken...!!

Üstad

-Namaza başlayabilene, namazı mübarek olsun!... Allah bizlere de nasip etsin!...

Cevap

-Amiiiiiin...!!

Üstad

-Geçen zabıtları okuduğumda bazı soruların cevaplarını yetiştiremediğimi gördüm... Sayfa, devamlı girip çıkanlar yüzünden hızla akıyor... Bir de yazarken, o kadar dediğim halde bazıları mesaj atıyor ve bu yüzden bazı soruları okuyamadan gidiyor sayfa yukarı... Geri de getiremiyorum, çünkü devamlı yazılan yere dönüyor... bu sebeple sorularına cevap alamayanlar, onları daha sonra tekrar sorabilirler...

Şimdi anlatacağım hikâyeyi sen de iyi dinle....

Efendim bazılarınız bilir ya...

Cami büyükmüş... Hoca hayli yaşlı, kürsüde vaaz veren... İhtiyar kadının da kulakları ağır işitiyor, arkada kadınlar safında... Mâlûm, kulağı ağır işitene işittirmek bir hayli zordur!...

Neyse, anlatılanları dinlemeye çalışmış ömrünün son demlerini yaşayan kulağı ağır işiten!. Ama bir yandan da, aklı bin türlü işte; bir hobisi de vaaz dinleyip tatmin olmak; işte bunu da yapıyorum, diye...

Bu arada anlatılanlar anlatılmış, herkes aldığı kadarıyla dışarı çıkmış, kulağı ağır işiten, yanaşmış hocaya sormuş...

-Hocam galiba sen çok güzel şeyler anlattın da, ben tam anlayamadım!...

Biraz uzak düştüm senden... Biraz da kulağım ağır işitiyor... Biraz da yaşlılık; kafam çok dolgun!...

Hani dedin ya, kadının biri kızını asacakmış ağaca da, yerden bir keçi fırlatmış melekler... O da o keçiyi asmış!... Ne mubârekmiş o... Şunu anlayamadım?... Keçiyi nasıl asarak kurban etmiş!!!...???

Hoca, kulağı ağır işiten yaşlıya bakmış, bakmış, bakakalmış!...

Uzun uzun ne diyeceğini düşünmüş, Allah’ın ağır işitenini kırmamak için...

Sonra sâkin sâkin baştan başlamış olayı yeniden anlatmaya....

Demiş... Anam, o kadının biri değildi... Tevhid Rasûlü İbrahim Aleyhisselâm idi... Sözkonusu olan kızı değildi... Oğlu İsmail A.S idi... Asmayacaktı, kurban etmesi gerekiyordu... Yerden değil... Semâdan!... keçi değil bir koçtu!...

Anacım... anladım, diye dinlemişsin; ama bakıyorum ki anlattıklarımın hiç biri sana ya ulaşmamış, ya da bambaşka bir şekilde ulaşmış!...

Gel, yaşın epey ilerlemiş de olsa, gene de fırsat kaçmış sayılmaz!....

Yakın gel de artık; iyi dinle anlattıklarımı!... Ona göre düzenle yaşamını... Bir daha dünyaya geri gelip, yanlışlarını düzeltme şansına sahip olmayacaksın, Kur`ân ‘a iman ediyorsan!...

İşte hikaye bu!...

Nereden geldi bu hikaye aklıma bilmiyorum ama... İbrahim Aleyhisselâm`dan galiba...

Size bir şey sorayım önce... Deseler ki size:

İbrahim diye bir Rasûl varmış... Önce yıldızlara yönelmiş, benim Rabbim bu diye, sonra aya, sonra da güneşe... İnanırsınız MI?...

Evet, hepinize sorum bu?...

Cevaplar

-Hayır inanmayız!.

-Tahkik etmek gerek...

-Evet inanırım..

-Önce yansıtıcılara daha sonra yansıtana yöneldiğini düşünürüz. Taklitten tahkike gibi...

-Bir Rasûl’ün bunlara “Rabbim” diye yöneleceğini düşünmüyorum. O devirde insanların onlara taptığını, O`nun da oradan hareketle insanlara bir şeyler anlatmaya çalıştığını düşünüyorum.

-Hz. İbrahim’in "hanif"liğin önderi olduğunu Kur’ân-ı Kerim’deki Âyetten öğrendiğimiz için inanmayız.

-Aslında İbrahim A.S’ın bakış açısını bilmek lazım diye düşünüyorum. Eğer güneşe aya yıldızlara tapınmak amacıyla bakıyor ise inanmak hata olur; fakat o, hepsini ortadan kaldırmış, hepsini Tek olarak görüyor ise inanırım

-Ayn’el-yakıyn müşahedesine işaret edilmek istenmiş sanırım..

-Hayır inanmayız...

Üstad

-Anlaşılan ben size hiç bir şey anlatamıyorum...

Hele Pazar akşamına kadar bir düşünün bakalım... Hepinize iyi geceler...

Cevap

-Sevgili Üstadım, sorularımıza verdiğiniz kısa, öz ve kapsamlı cevaplarınızın takdiri benim haddim değildir.

Gerçekçi bir düşünce olarak cevapların tamamı asla tatmin etmemekte, birçok soruyu da beraberinde getirmektedir. İdraksizliğimden kaynaklanan aczimi sınırlı zaman ve ekran israfına taşıma hakkını kendimde görememekte, bu hâlimi zamana bırakıp tefekküre yönelmekteyim. SAMİMİYETKÂRINIZ....

*  *  *