Okyanus Ötesinden -1

Ahmed Hulûsi

7 ŞUBAT 1998

Soru

-Sonsuz sınırsız TEK; hükmüyle AN içinde varettiği sonsuz sınırsız âlemlerinden birinde insan adı ardında, kendi Esmâ ve Sıfatlarını terkibiyetler halinde seyretmede (kayıtlanmadan)... Ve "Hiçbir şeyde izhar olmadım insanda olduğum kadar. İnsanı kendi sûretim üzere yarattım" kelâmıyla da insandaki Halife özelliğine işaret etmektedir.

Ne var ki yoktan var olan bu ayna, içinde yaşadığı boyut itibariyle, bu özelliğini izhar edememekte... Özündekini bulamamanın sıkıntısıyla da takdirdeki olaylar karşısında azap çekmede ve olayları sebebe bağlayarak, sebepler girdabında boğulup gitmede, arınmamışlığı dolayısıyla izhâr ettiği tüm düşünce ve fiillerin gerek enfüsi gerek âfâki sistem gereği karşılığını aldığı zaman da isyan etmede. Takdir edenle takdir olunan ve takdir, tek varlığın çeşitli algılanışından başka birşey değildir diye düşünüyorum.

Üstad

-Teşekkür ederim ...

E.... dünki yazını metinden okudum... Bu arada cevaplanmamış bir kaç soru ile karşılaştım...

Şimdi dün soru sorup da cevap alamayan arkadaşlar, beni bağışlasınlar ve yeniden yazsınlar... lütfen...

Soru:

-“Ezanı işitene cuma namazı farzdır...” Hadisini nasıl anlamalıyız?.. Teşekkür ederim...

Üstad

-Aynen okuduğun gibi... Zâhiren Cuma namazını işitip de gitmeyen farzı ihlâl etmiş olur...

Soru

-Azrâil kapıyı açık bulamazsa dönüyor mu üstadım??..

Üstad

-Cebrâil kapıyı açık bulmazsa döner !...

Soru

-Enfüs`de belli bir kemâlât, bir idrâk oluşmasına rağmen, âfâk`da yaşayamama hâlini nasıl izah edebiliriz. Yaşam, idrâkin tezahürü değil mi ?...

İblis, "Bima ağveyteni" derken, öteye mi atıyor?...

Üstad

-Enfüste oluştuğunu söylediğin şey kemalât değil bilgidir!... Eğer kemâlât olsa sonucu zaten otomatikman yaşanır... İlm’el ve Ayn’el yakin ile HAKK`el yakin arasındaki fark da buradadır zaten!...

Soru

-Üstadım.. “124 bin Nebî vardır. Bunların 313 ü Rasûl’dur... “Hadisince, Dua ve Zikirde geçen ,..ala Muhammedin ve Ademe ve Nuhın ve İbrahime ve Musa ve İsa.... diye bahsedilen Nebîlerin 313 Rasûlden ayıran özellikleri nedir?

Üstad

-Kimi Nebîdir, Rasûl değildir; kimi de Rasûldur, Nebî değildir... Bazıları hem Rasûldür, hem Nebî... Bazıları da bizler gibi ne Rasûldür, ne Nebî.... Aksesuar!...

Nebî ; dini yani sistemi anlatarak,insanların ölümötesi gerçeklere hazırlanması için görev almış kişidir.

Rasûl ise; velâyet hakikatinden gelen,varlığın hakikatı ilmine elçilik yapan zâttır.

Soru

-Nefs boyutunda Nefs Tek`tir.. Buyurulurken, diğer yerde de 7`ler için: 7 ayrı Nefs, Tek bilinç tanımlaması yapılıyor... İzah eder misiniz?..

Üstad

-Yedi ayrı nefs kelimesindeki görüntüdeki kişi anlamına kullanılmıştır... Öz benlik anlamında değil...

Soru

-Her an var olup yok olma ile yaptıklarımızın sonucunu görme arasında nasıl bir ilişki var?...

Soru

-Üstadım.. dün size sorduğu "Neyi Okudu" kitabındaki -"Lâ havle velâ kuvvete illa billah" ifadesinin mânâsı dahi Rahiym`dendir cümlesini biraz açıp, bu ismin "Lâ havle velâ kuvvete illâ billah" ile ilişkisini söyleyebilir misiniz?

Üstad

-"...illâ Billah" uyarısındaki anlam, Rahiym isminin işaret ettiği özellikten açığa çıkmaktadır bizlerde!...

"...İllâ Billah"taki anlamın gereğini açığa çıkaran kimse, Rahim isminin işaret ettiği mânâdan kuvvet almıştır demektir bu!...

Soru

-Rasûlullah Efendimiz S.A.V Mi’râc ‘a çıktığı zaman “Dur ya Muhammed Rabbin namazdadır “ Hadis-i şerifini biraz açar mısınız teşekkürler..

Soru

-Dünyanın ikizi diğer planet ikizlerınden hangi mânâ olarak algılanır?

Üstad

-Dostlar bu oturumlarımıza bir isim koymaya karar verdim ve isim olarak da şunu düşünüyorum:

"TAKLİTTEN TAHKİKE veya GERÇEĞİNE... hangisini tercih ederseniz onu yazıp enterler misiniz?...

Cevaplar

-Gerçeğine...

- TAKLİTTEN GERÇEĞİNE

-Taklitten gerçeğine

-Bence ,Taklitten gerçeğine..

-Taklıtten tahkıke

-Taklitten gerçeğine

-"TAKLİTTEN TAHKİKE"

-Taklitten gerçeğine

-TAKLİTTEN TAHKİKE..

-TAKLITTEN GERCEGINE..

-Taklitten Tahkike

-TAKLİTTEN GERÇEĞİNE

-TAKLİTTEN TAHKİKE

-Taklitten Gerçeğine

-Taklitten Tahkike

-Taklitten gerçeğine..

-Taklitten Tahkike

-Taklitten GERÇEĞİNE...

-TAKLİTTEN TAHKİKE...

-Taklitten Tahkike

-TaklittenTahkike

-Taklitten tahkike

-Taklitten Gerçeğine

-Taklitten tahkike

-Taklitten hakikate

-Taklitten tahkike..

-Taklitten Tahkike

-Taklitten Gerçeğine

-Taklitten Tahkike

-Tahlitten tahkike

-Taklitten Gerçeğine

-Taklitten tahkike

-TAKLİTTEN GERÇEĞİNE

-Kaynaktan GERÇEKLER

-TAKLİTTEN GERÇEĞİNE

Üstad

-Kaç kaç oldu sayan var mı?

-Tahkike kelimesi ile gerçeğine arasında ne gibi bir anlam farkı var... Dil bilenlere soruyorum...?

Cevap

-14 gerçek,15 tahkik

Cevaplar

-Tahkikte araştırmada var.

-Tahkik: İncelemek; iç yüzünü araştırmak..

-Tahkik: araştırmak, gerçek: var olan ve kısmetse tahkikte bulunan hakikat.

-Fransızca’da TAHKİK ETME RECHERCHER GERÇEK REALİTE OLARAK BELİRLENİYOR .

-Tahkik; araştırarak gerçeğine ulaşmaktır.Bu yönüyle onu seçtik.

-Tahkık: soruşturarak gerçekleme...

-Tahkik; gerçeklettirmek demektir, sözlük olarak...

-Tahkik kelimesinde araştırma ve doğruluğunu inceleme vardır. Ama her araştıran gerçeğe eremez...

-Tahkik: araştırma,yaşama (tahakkuk ettirme), hakikat anlamlarını ihtiva ediyor. sanıyorum Üstadım...

-TAHKİK: Hakikatı arama!

-Tahkik: Doğru olup olmadığını araştırarak gerçeği meydana çıkarmak.

-Araştırarak, hakikata doğruya ulaşmak...

-"TAKLİTTEN TAHKİKE" ifadesi amacımıza daha uygun düşüyor.. kanaatindeyim..

-Tahkik: Hakikatine ererek gerçekleştirmek...

-Tahkik yaşanılması, gerçek yaşanılan...

-Taklit eden gerçeği bilebilir ama tahkik eden taklit edene gerçeği bilgi olarak verir, gerçekle kayıtlı olmaksızın..

-Tahkik; gerçeği araştırma.. gerçek; hakikat yani hedef..

-Tahkik: idrâk ederek uygulamaktır...

-Tahkik kelimesi, kullanımı bakımından eskinin tekrarını çağrıştırırken "GERÇEĞİNE" daha güncel ve vurgulu...

-Meydan Larousse Gerçek için şöyle diyor: Tam anlamıyla var olan,bir olgu niteliğiyle mevcut bulunan, varlığı yadsınamayan.

-Araştırma sonucu gerçeğe ulaşamayabilirsiniz; Gerçek, kaynaktan vuku bulursa, hedefe ulaşılır...

-Tabanı hissetmeyle başlayan hakikat yaşamıdır.

-Tahkiki, Tetkik anlamında almak gerçeği ifade etmemektedir..

Üstad

-Şu ana kadar en doğru cevap ..... ‘in...

Araştırma, soruşturma, inceleme yoluyla gerçeğe ermek demektir tahkik!... Gerçek, ise hakikat anlamında kullanılır...

Bizim yaptığımız iş, TAKLİTinden arınıp hakikata ermek için gereken fikri mücadele değil midir?..

Cevaplar

-Gerçek, sabit olan hakikattir. Tahkik ise gerçeğin hayata uygulanmasıdır.

-Tahkikin sonu Tahakkukdur diye düşünüyorum.

-Tahkik, yaşamı oluşturacak idrak kapasitesini oluşturmaktır...

-"Gerçek" sözcüğü, "hakikat"ı ifade edememektedir, kanaatindeyim..

-Bütün uğraşımız taklitten kaçmak!

-İlim müminin yitiğidir, GÖRDÜMÜ alsa iyi olur!. .

Üstad

-Bulunduğu yere hiç bakmam; hemen alırım!.... İsterse bizim gibi çamurda olsun!..

Cevap

-Estağfirullah Üstadım.. Doğru izâfidir

Üstad

-Gerçekleri kabullenmek çok çok zordur!.. Allah hazmını versin!..

Soru

-İnceleme, araştırma, sorma, soruşturma ve teslimiyetten oluşan bir formül Gerçeğin idrâkına giden yolu açar kanısındayız.

Üstad

-P...baştakiler iyi de sonuncunun yerini anlayamadım orada (teslimiyet)..

Cevaplar

-Bizim Üstadımız var; araştırma, soruşturma bize yakışmaz... biz şanslıyız... Nankör değil!..

Üstad

-Hazır yemek ve taklit de size yakışmaz!...

Cevaplar

-Teşekkürler Üstadım...

-Gerçek=doğru. Tahkik=araştırmak

-Akılla çözülemeyenin teslimiyetle kabul edilmesi gerektiğini kastettik.

-Tahkik bâtıldan uzaklaştırır, Aşk ile teslim olursun...

-Gerçek, tahkik`in götürecegi yerdir. Ki öyle bir yer de yoktur.

Üstad

-..... biraz daha açıklar mısın?

Cevap

-Her şey izâfi, tahkikimiz de varsayımlara dayalı, böylece gerçeğimiz de izâfi olur düşüncesindeyim..

Üstad

-Yani? Gerçek yoktur; gerçeklerİMİZ vardır mı demek istiyorsun?.

Soru

-Evet..

-Gerçek, her an yeni bir şândadır...

-"Gerçek" sözcüğü sınırsız sonsuz İlim içinde bir sınır getiriyor diye düşünüyoruz Üstadım..

-TEK bir mutlak vardır. O da mutlak diye birşey olmadığıdır..

-Chat topluluğumuzun zihinsel ortalaması, gerçek eşiğimizi oluşturmakta, Ârif olan da bu olguya icâbet etmektedir... MAALESEF!..

-Taklitten Gerçeğine.

-Sonsuz süreç içinde her boyutun farklı gerçeği olduğundan, sonsuza uzanan araştırmada ne kadar nasip varsa o seviyenin hakikatına ulaşılır dersek yanlış mı olur Üstad`ım?..

Üstad

-Herkesin gerçeği, onun idrâkının eriştiği kadarıdır!...

Soru

-Hz.Rasûlulllah’ın Mi’râc ‘ı sırasında Hz. Musa ile aralarında namaz rekatlarının 50 den 5 e indirilmesi konusundaki diyaloğun bâtınî anlamı nedir?...

Üstad

-Hazreti Rasûlullah Mi’râc ‘ta yaşadığı hakikatın bütün kendisine inananlarca yaşanmasını arzuladı... Müminlerle paylaşmak istedi...

Mi’râc ‘ta yaşadıklarını onlarla paylaşmak için de namazın onlara farz kılınması gerekliydi...

Ne var ki, O`nun bu çok büyük paylaşım arzusunun kaynaklandığı insanın hakikatını görme tesbiti; insanın fıtrat, istidat ve kâbiliyeti yönünden onu perdeledi...

İnsanlara olan bu sevgisi sebebiyle.... Onlara namazı olabildiğince fazla yaşatmayı düşünürken; Musa Aleyhisselâm, insanlar hakkında yaşadığı tecrübeye dayanarak; insanların büyük çoğunluğunun bu olayı kaldıramayacağı gerçeğini ona hatırlatmak istedi...

İşte bu hatırlatma, Rasûlullah’ın müminlere olan teklifinde, “senin isteğin Allahın isteğidir” açısından, namazın 5 vakte kadar indirilmesine sebep oldu...

Özetle böyle; benim bilebildiğim kadarıyla demek istiyorum....

Soru

-Mi’râc ‘ta yaşananlar tahkik midir ?.. yoksa tahkikin daha ötesinde bir şey mi?.. Rasûllullah’ın Mi’râc ‘ı...

Üstad

-Tahkikin tahakkuku!...

Soru

-Tahakkuk Mutmainne ve Râdiye çizgisi değil midir?...

Üstad

-Tahakkuk`un en alt sınırı MARDİYYE NEFS`tir... bildiğim kadarıyla...

Soru

-Üstadım, merak ettiğim konu, Rasûllullah Efendimiz namaz kılmadan Mi’râc ‘a çıkmışken bizler neden namaz kılıyoruz.?..

Üstad

-1.Rasûlullah’ın Mi’râc ‘ı namazından önce gelir... Nüzûl yollu yaratıldıkları için...

2.Rasûlullah Mi’râc ‘tan önce de namaz kılıyordu... Namaz Nübüvvet görevinden az sonra başlamıştı... 5 Vakit namaza dönüşü Mi’râc ‘tan sonra oldu...

Soru

-Hz.Muhammed`in isteği Allah`ın isteği iken, niye Mi’râc yaygın biçimde yaşanmıyor?..

Üstad

-Allah`ın Muhammed Aleyhisselâm’dan isteği o iken, Ulûhiyetinin isteği de oluşmakta olandı!...

Elbette ki Ulûhiyetinin isteği kesin yerine gelecek olandır!... Anlatabildim mi?

Soru

-Tahkikin tahakkuku tasarruf mudur?..

Üstad

-Evet..Tarikata girip şeyhe bağlanma ilgili bir soru vardı, şimdi cevabını veriyorum..

“Tarikata girip şeyhe bağlanma” denen olay bugünkü uygulamada görülen taklitçi zihniyet uygulaması değildir!..... “Şeyhe bağlanmak” demek şudur:

Orijinal adı şeyhin, "mürşid"dir... Bu kelimenin anlamı ise, "aydınlatan" demektir!... Aydınlanma ise, asla taklit ile olmayıp, yalnızca tahkik ile gerçekleşir...

“Kişinin bir mürşide bağlanması” demek, o kişinin kendisini aydınlatacak bir fâniyi bulup, onun kendisine tutacağı ilim ışığına perdesini kapatmaması demektir... “Mürşide bağlanmak”, ilme bağlanmaktır, orijinal anlamıyla; ki, ilmin elde edilmesi de ancak, araştırma, soruşturma, hakikatı arayıp bulma şeklinde gerçekleşir...

Bugünkü tarikat uygulamalarıyla, gerçek mürşid - tâlip uygulamasının isim benzerliğinden başka uyar tarafı yoktur kanaatime göre!...

Teslimiyet, körü körüne denileni yap diye anlaşılıyor ki günümüzde, bana göre bu anlayış da yanlıştır... İnsan beynini, aklını, en geniş şekilde kullanarak ancak hedefine varabilir...

Teslimiyet” demek; kişinin kendisini İLME, İRFANA teslim etmesi demektir... Ayakkabı boyayıp, havlu tutmak demek değil; anlayışındayım... bilmem yeterince açıklayabildim mi?...

Cevap

-Kesinlikle teşekkürler..

Soru

-Teravih namazına ilgi artınca, Efendimiz: “Farz olmasından korktum..“diyerek men`ediyor... Bu da Ulûhiyyetle ilgili mi, yoksa başka bir şey mi?..

Üstad

-Evet...

Soru

-Rasûlullah’ın Mi’râc ‘ta Sidre-i Münteha’yı geçtikten sonra kalemlerin hışırtılarını duyması, Ebu Bekr’in sesi, ve Rabbini âfâk ve enfüste müşahedesi EF’AL içindeki oluşumlar mıdır?

Üstad

-Bunlar bazı sembollerle anlatılmak istenen bir olaydır... Şimdilik bu konuda açıklama yapmam mümkün değil...

Soru

-"Evrensel Sırlar" isimli kitabınız... "anlatılanlar ... iyisi mi uykuda kendi kendine yerleşsin hepsi yerli yerine"... Uykuda yerleşme sistemi nasıl oluyor?...

Üstad

-En sinirli veya üzüntülü anında derin bir uyku çekersen, uyandığında pek çok şeyin yerli yerine oturduğunu görürsün... işte öyle bir şey...

Hepinize iyi geceler

*  *  *