Bilincin Arınışı

Ahmed Hulûsi

BİLİNCİN ARINIŞI

"Bilinç" nasıl arınır ve "Nefs" orijinalindeki sâfiyetine nasıl kavuşur?...

"Nefs", yani "ben"in "bilinci", ta küçüklükten başlanarak, çeşitli şartlanmalarla ve bu şartlanmaların getirdiği değer yargılarıyla oldukça yoğun bir şekilde programlamaya tâbi tutulur...

Eğer siz, Uzak Doğu`da Çin`de, Hindistan`da dünyaya geldiyseniz, o yörenin değer yargılarıyla, şartlanmaları ile şartlanır ve çevrenize o değer yargılarına göre hüküm verirsiniz.

Günlük davranışlarınızdan tutun, toplumsal bakış açınıza, yaşamı ve olayları değerlendirmelerinize kadar her hâliniz çevrenin sizi programladığı bu şartlanmalar ile meydana gelir.

Bulunduğunuz çevre totemist ise, sizde totemist bir bilinç oluşur!.

Ateist ise, ateist bir bilinç oluşur. Bir Musevi, bir Hıristiyan veya bir Müslüman şartlanması ile yetişmişseniz, bu türden bir değer yargısına bürünür bilinciniz!...

Oysa bir bilincin ulaşabileceği gerçek değerler nelerdir acaba?...

Bir bilincin erişebileceği değerlerden de öte, bilincin gerçek değerleri ve kapasitesi ne kadardır?.

Bilinç, beyinin veri tabanının, zihinsel faaliyetlerinin sonucunda oluşur. Öte yandan beyin veri tabanı, genetik ve astrolojik dediğimiz etkilerle oluşur ve aldığı çeşitli tesirlerle de faâliyetini sürdürür.

Bunun yanı sıra, kişilerin aldığı gıdaların kimyasal değerlerinin, beynin kimyasında oluşturacağı etkiler de, gene bilinci yönlendiren, etkileyen en önemli faktörlerden bir tanesidir.

Eğer, herhangi bir iç veya dış sebeple hasar görmemişse beyin, mutlaka o beyinde bir "Ben" bilinci vardır... Bu "Ben" bilinci varlığı, mevcûdâtı meydana getiren "Öz" bilincin o beyinde ortaya çıkışından başka bir şey değildir...

Esas itibariyle, "Ben" kelimesinin işareti, gerçekte "Nefs-i Küll" denilen "Evrensel Mutlak Ben"liğedir.

Ancak kişi, yetişme süreci içinde en başta çevresel şartlanmalar dolayısıyla bir göresel, vehmi benliğe bürünür. Ve, aynaya bakıp da gördüğü sûret olarak kendini kabul eder ve "ben" dediği zaman da aynada gördüğü sûreti kasteder... Bu, "Ben"in, en ilkel ve basit mânâdaki anlaşılma şeklidir...

Esasen, eğer aynada gördüğün varlık ise "Ben" diye kastettiğin, aynada gördüğün varlık toprak altına girip belli bir süre geçtikten sonra çürüyüp yok olduğu zaman senin "Ben" dediğin nesne de yok olup gidecektir...

Bu anlayışa göre senin "Ben" kelimesiyle kastettiğin ve "Ben" hükmünü veren bilincin de yok olup gidecek demektir, "Ben" kavramı da yok olup, kaybolup gidecek demektir. Oysa, bundan çok seneler önce bir Lavazzier`in koyduğu kural var :

"Var olan hiç bir şey yok olmaz..."

Eğer "Ben" kavramı varsa şu anda bu, şu anda var olan "Ben" kavramı hiç bir zaman yok olmaz, yok olmayacaktır!.. Yok olmayacağına göre de demek ki, "Ben" kelimesiyle kastedilen şey, yok olacak şey değildir...

Her ne kadar neticede yok olacak olan bir nesneden yani beyinden meydana geliyor ise de, neticede "Ben" kelimesiyle kastedilen gerçek anlamıyla bilinç, hiç bir zaman "yok" olmaz...

Bilinç, beynin ürettiği mikro dalga bedene tüm özellikleriyle yüklendiği için, nasıl bugün beyin faaliyetiyle yaşamına devam ediyorsa da, beynin durması anından itibaren de eskilerin "Ruh" adını verdiği astral bedende yaşamını sonsuza dek sürdürecektir...

Olay bu olduğuna göre, "bilinç" ne şekilde kendi orijinal yapısını tanıyabilir?... Bilincin gerçek yapısını tanımasına engel olan şeyler nelerdir?...

*  *  *