Okyanus Ötesinden -1

Ahmed Hulûsi

23 OCAK 1998

Soru

-“İllâ bi sultan!” mânâsını biraz açar mısınız?

Üstad

-Kendinizde KUDRET sıfatının nasıl açığa çıkarılacağını bilmedikçe... diye anlıyor bu garîb!...

Soru

-Ramazan normale göre bir gün önce başladığına göre bu akşam Kadir gecesi mi Üstadım?

Üstad:

-“Kadir gecesini son on günde arayın” buyruluyor... Son geceye kadar arayın... O gece içinde sabaha karşı kısa süren bir zamandır... diye duymuştum....

Soru

-Tasarrufta bilinçli olarak ortaya çıkarma var mıdır, yoksa belirli bir ruh gücü ile mi tasarrufunu gerçekleştirir?...

Üstad

-Bilinçli olarak kullanım sözkonusudur; kemâlât ehli için... Kendiliğinden ortaya çıkan ise, özel ikrâm bâbındandır...

Soru

-Mahşer anında herkesin lâtif bedenleri olacağına göre birbirlerine şahitlik nasıl olacak... Sûre HÛD 103 olacaktı.

Soru

-Aziz Nesefi’nin “İnsan-ı Kâmil” kitabında, "lâ havle çeken iblisler"den ve "eûzü çeken şeytanlar"dan bahsediyor. "lâ havle çeken iblis"i, "ilmine mağrur olan alim" diye anlıyoruz. "Eûzü çeken şeytan"ı nasıl algılayacağız?

Üstad

-Çok güzel bir konuya değindin... Umarım bu cevabı herkes çok iyi okur!...

"Lâ havle çekmek" ne demektir?...

"Eûzü besmele çekmek" ne demektir?...

"Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minez zâlimin çekmek" ne demektir?...

Kur’ân da, falanca şöyle zikretti, tesbih etti, gibi ifadeler ile ne anlatılmak isteniyor?... İsterseniz bu oturumda, ..... Hanım’ın sorusu vesilesiyle sizlere bunu anlatmaya çalışayım... Misâl olarak Yunus A.S’ın Kur’ân-ı Kerim’de anlatılan ve çoğumuzun hergün okuduğu bir duadan söz edelim...

"Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inniy küntü minez zâlimin"...

Yunus Nebî, Nübüvvet görevini îfa ederken, insanların gerçeklere olan ilgisizliği nedeniyle yaptığı işe üzüldü... Ve o da, ne hâlleri varsa görsünler; diyerek tebliği bırakıp, dünya işlerine daldı...( böylece balığın karnına düştü!)...

İşte böyle devam ederken yaşantısı... Fıtratından gelen dürtü ile, vahiy ile, kendi hakikatına baktı; hakikatının gereğini yaşamadığını, böylece de nefsinin hakikatının hakkını vermediğini; bundan dolayı da nefsine zulmetmekte olduğunu İDRÂK ETTİ!...

Allah`ın sonsuzluğu ve hakikatı olması itibariyle, Subhaniyetini, kendi yaptıkları itibariyle de, nefsine zulmetmekte olduğunu idrak edince de; bunun sonucu olarak, "Allah" Subhan’dır, bense hakikatımın hakkını vermemek suretiyle nefsime zulmediyorum!...”noktasına geldi; ve öyle düşündü...

Şimdi DİKKAT edin...

Yaşanan bir hâl, erişilen bir İDRÂK sonucu olarak; dile gelen sözlerdir, bunlar!...

Gelelim şeytanın “lâ havle” çekmesine...

Gelelim şeytanın eûzü çekmesinin anlamına!...

Şeytanların yani cinlerin çok çok büyük bir kısmı, "ALLAH" isminin işâret ettiği mânâyı bugünkü, TANRI`ya tapan müslümanların bildiklerinden çok daha iyi biliyorlar; ve de yaşıyorlar!... Kendilerindeki kuvvet de zaten oradan geliyor!... Şeytan bugünkü müslümanlardan çok daha fazla ALLAH`a iman sahibidir!...

Eğer Âyetleri iyi okursanız; “AKIL ve İMAN” kitabını iyi okur veya dinlerseniz, bunu fark edebilirsiniz!...

Şeytan kendisindeki kuvvet ve kudretin Allah’tan geldiğine iman hâlindedir... Ve de şeytan, bir kısım hâllerinde Allah`a sığınmaktadır!...

"Sığınmaktadır" sözcüğünün işaret ettiği mânâ nedir; "sığınma" işlemi nedir ve nasıl olmaktadır; bunu iyi düşünün ve anlamaya çalışın!.. Çünkü o kıyâmete kadar izin verilmişlerdendir; bu yüzden de Allah’a "sığınma" hakkına sahiptir!...

Ne yazık ki, “müslümanım” diyenlerin pek çoğu, gene şeytan kadar ALLAH`a "sığınmamakta"dırlar!... Allah`a imanları "AKIL ve İMAN" kitabında açıkladığımız tarzda olmadığı için!... Bilmem işin vahametini de bu arada anlatabildim mi?...

Soru

-"Hz. İsa ve diğer Nebîler döneminde dahi Muhammedî ilim zuhur etmediğine göre; ve siz de Muhammedi ilim zâhire çıkmayan toplumlarda kudretin o toplumun zehiri olduğunu söylediğinize göre; İsa`daki kudretle Deccal`deki kudret arasındaki fark nedir?

Üstad

-“Kudret”, sıfat mertebesidir... Muhammedî ilim ise zâttan gelir!...

Sıfat mertebesinin kemâlâtından ve kudret sıfatının özelliklerini açığa çıkarabilecek şekilde yaratılan İsa Aleyhisselâm zaten bu yüzden kudret sıfatıyla zâhir olmuştur; bu yüzden de getirdiği ilim anlaşılmamıştır...

İlmin anlaşılır olması için, o kişinin fıtratının ilim sıfatından programlanması gerekir!...

Deccal ise, ilimde işin hakikatına ilmen vâkıf olmasına rağmen programı itibariyle kudret zuhûruyla gelecektir..

Deccal ilmi ile İsa A.S İlmi arasındaki fark ise şudur;

İsa A.S. enfüsî kemâlâta sahip olarak hakikata vâkıf olmuştur; bu yüzden insanları ALLAH`a; semânın krallığına, yani düşünsel boyutun özelliklerine davet etmiştir... Buna karşılık Deccal ise, âfâki boyuttan seyirle hakikatına vâkıf olmuş, bu yüzden de kendisinde açığa çıkan kudret sıfatı desteğiyle de insanları kendine tapmaya davet etmiştir!...

İnsan, hakikatı yanlızca âfâktan alırsa; enfüste seyrini tamamlayamaz ise, ona da deccalleşme tehlikesi baş gösterir... Bilmem açıklayabildik mi?

"Âfâkta" algılamaktan anlatmak istediğim şu.... Kesret=çokluk boyutunda bütün varlıkların aslında TEK varlık olduğunu fark ederek, kendisinde o çokluktaki tek varlığın kudretini farkedip açığa çıkarmak...

"Enfüste" algılamak ise, nefsinin hakikatının Mutlak "TEK"e ait olduğunu fark ederek, herkesi kendi hakikatını tanımaya davet etmek...

Soru

-Hakikatı âfâktan almak ile enfüsten seyretmek arasındaki farkı, "Akıl ve İman" kitabında anlattığınız vahiy ve ilham ile bağlantılı olarak anlayabilir miyiz Üstadım?

Üstad

-Hayır !

Soru

-"Allah’a sığınanın şerrinden Allah’a sığınmak nasıl oluyor o zaman?.." İnsanların Allah’a sığınmış olan bir varlıktan, Allah’a sığınmayı talep -dua- etmeleri korunmayı sağlarken beraberinde mahcublukta getirmez mi?..

Üstad

-Allah’a sığınmanın anlamını çok iyi farketmek zorundayız... Yaptığın işin Allah’ın kuvvet ve kudretiyle olduğunu farketmek ve o gücü kullanabilmek,O`na sığınmak” demektir...

Yoksa "Allahım ben sana sığınıyorum" demek değil!...

Bu sebepledir ki... O kuvvetle, sana zâhir olan biri, eğer seni hakikatını yaşamaktan veya Allah’a sığınmaktan seni engellemeye çalışırsa, senin yapacağın iş; "sen görevini yap, ben de..." diyerek ilminin gereğini yaşamaktır... Ki bu da gene ALLAH`a sığınmaktır...

Soru

-Vahdeti Vücûd görüşü veya "ilmin malûma tâbi oluşu", Ahadiyet sıfatının velâyet kemâlâtı ile algılanışından mı ortaya çıkıyor?

Üstad

-Velâyet kemâlâtının sınırlarından ileri geliyor.. "Vâhidiyet" sıfatının müşahedesinden ileri geliyor...

Soru

-"Ölüm ötesi âlemin değer yargıları buradakinden çok daha farklı; hattâ apayrı" cümlesini biraz açıklar mısınız ?

Üstad

-Biz bugün genelde, toplumsal şartlanmanın getirdiği değer yargıları ve duygularla . bu yüzden de KOZAMIZDA yaşıyoruz!...

Ölümle birlikte, sistemin bir başka boyutuna geçeceğiz; ki o boyutun yaşam şartları ve değerleri, buradan tamamıyla ayrıdır... Burada değerli bulduğumuz, değer verdiğimiz pek çok şey, orada hiç bir şey ifade etmeyecektir!... Kur’ân bunun sayısız misâlleriyle doludur!...

Dolayısıyladır ki, biz önce ana sistem içindeki, boyutumuza ait değerlerin hangilerinin İZÂFİ=GÖRESEL olduğunu farkedip, ona göre gerçek değerleri anlamaya çalışalım, demek istiyorum...

Soru

-Kadında zuhûra çıkan Kudret sıfatı âfâkî midir.?..

Üstad

-Muhammedî ilmin, bâtınî ilmin yer almadığı her kudret zuhûru âfâkî seyrden olabilir... Ya da gafletten!..

Soru

-Şehid`in cesedi neden yıkanmaz?..

Üstad

-Şehid, kendi kanıyla yıkanmış- abdest almıştır, arınmıştır da ondan!

Soru

-“Allah kendi katındaki rahmetinin yüzde birini tüm mahlûkata yaydı, doksan dokuzu kendinde mevcuttur.” Hadisi Şerifindeki yüzde doksan dokuzu kendinde mevcuttur..daki mânâ nedir?...

Soru

-Hz Hamza’nın şehâdetine sebep olan Vahşi için İmam-ı Rabbani Hz.leri o Rasûlullah Efendimiz’i görmesinden o fazilet itibarıyle Veysel Karani Hz.lerinden daha hayırlıdır..demektedir. Siz bu görüşe katılıyormusunuz.?..

Üstad

-Görmüş olma fazileti yönünden; görenle görmeyenin arasındaki fark olarak ..

Soru

-Zuhûrun kemâli ve kemâlin zuhûru...mânâlarını biraz açar mısınız ?

Üstad

-İkisi birbirinden tamamen ayrı şeylerdir... Zuhûrun kemâli, onun yaradılışındaki amacı yerine getirmesidir... Kemâlin zuhûru ise, o konudaki dilenen kemâlin açığa çıkartılmasıdır...

Soru

-``Dua ibadet`in özüdür.`` Hadisini, ibadeti abdiyet olarak ele alınca nasıl anlamalıyız ?..

Üstad

-“Dua, ibadetin özüdür” sözünde, önce "DUA" kelimesiyle neye işaret edildiğini iyi anlamalıyız...

"DUA" yöneliştir!... Dua, Allah`a yapılır... "ALLAH İsmiyle İşaret Edilen ise, âfâkta aranacak bir obje TANRI değil, kişiye şah damarından yakın olan "ÖZÜNDE" de mevcut olandır!...

Bu durumda DUA demek, özündekine yönelmek demektir... Bundan da şu sonuç çıkar:

En büyük ibadet özündekine yönelmektir!...

O yönelişin sonunda öze ERENlerden olursun elbette...

Soru

-1) Kur`ân `daki Âyetlerin sayısının 6666 olduğu söyleniyor. Fakat toplandığında 6236 olup, 114 sûre başındaki Besmeleleri de kattığımızda 6350 adet oluyor. Acaba fark nereden geliyor?

2) Bu Âyetlerin içinde yaklaşık 235 adedi sistemi açıklayan Âyetler olup bakiyesi zâhirde tarih, sosyal, hukuk vb. gibi konuları işliyor. Zâhirde böyle görünen %96 lık kısımın bâtını yönü var mıdır?

Üstad

-6666 halk dilindeki kullanılan rakkamdır, gerçek değil... Eğer az önce anlattığım tesbih ve duaların gerçekte neyi anlatmakta olduğu konusunu anlayabilirseniz, sanırım bu sorunun cevabının EVET olduğunu farkedeceksiniz...

...... Hanım’la bu konuyu deşebilirsiniz...

Soru

-"Allah’ın insanı kendi sûreti" ile "Rahman’ın sûreti" üzerine yaratması arasındaki farkı açıklar mısınız.?

Üstad

-Birincisi... İnsanın "zâti kemâlât" ile yaradılışına işaret ediyor, ikincisinde ise, "insanın sıfatlarının da hakikatından gelen" bir şekilde varolduğuna işaret ediyor...

Soru

-ÜSTADIM!.. Bizim özel zikir uygulamamızı, yayılmış (yavaşlatılmış) KADİR SÜRECİ olarak değerlendirebilir miyiz?.

Üstad

-Evet!..

Soru

-"Allah`ın âlemlerden Ganî" oluşu, hüviyeti itibariyle mi yoksa Ahadiyeti itibariyle mi?...

Üstad

-Ahadiyyet bahsolduğunda, kesretten, âlemlerden söz edilebilir mi?.. Vâhidiyeti itibarı ile..

Soru

-Genelde dualarımızda “Allah’ım”, “Rabbım” ifadelerini kullanıyoruz.

Dua ve Zikir”deki duanızda, "Efendimiz Muhammed Mustafa SAV`in Rabbi" olan Allah’ım diyorsunuz. Bu şekildeki ifadede bir incelik ve farklılık var mıdır?.. Bunu açabilir misiniz?

Üstad

-“Muhammed Aleyhisselâm’ın Rabbı” demek, “O`ndaki kemâlâtı izhar eden Rabbim” demek... Aradaki fark, bizimle Muhammed Aleyhisselâm’ın arasındaki fark kadardır.

Soru

-``Câhillerden yüz çevir..`` Âyetini , ``İnsan zâlim ve câhildir`` Âyetindeki "câhil"le düşünürsek nasıl anlamalıyız?..

Üstad

-"Câhil", hakikatını bilmeyen ve dolayısıyla da hakikatının hakkını vermeyendir... Hakikatını bilmeyen gâfillerden uzak dur, demektir bu...

Soru

-Üstadım, Süleyman A.S. ile ilgili kıssada bir inşaat sırasında Suüeyman A.S.’ın cinleri de çalıştırdığı söyleniyor ve inşaat sırasında Süleyman A.S. ölüyor asasına yaslanmış durumda.

Tâ ki âsâ kurtlar tarafından yendikten sonra dağılıp Süleyman A.S. Yere yıkılınca, cinlerin bu durumdan haberi oluyor ve şaşırıyorlar.

Âyette eğer cinlerin gelecekten haberi olsaydı şaşırmazlardı... deniyor.

Fakat bazi tefsirlerde inşaatın bitirildiği, hattâ Süleyman A.S.’ın başka işler de yapığı söyleniyor.

Üstadım, bu kıssanın bâtın yönü nedir? Misâl olarak, âsânın kurtlar tarafından yenmesi ne demektir? Ve sizin bildiğiniz kadarıyla Süleyman A.S. İnşaat sırasında öldü mü, yoksa bir müddet daha yaşadı mı?

Üstad:

-O konu üzerinde araştırma yapmadım ve şu anda bu soruya cevap verecek durumda değilim ..

Hoşça kalın, hepinize iyi geceler...

*  *  *