Okyanus Ötesinden -1

Ahmed Hulûsi

19 OCAK 1998

Üstad

-Aleykum selâm hepinize dostlar...

Dostlar Ramazanda iftar sohbetleri bir başka oluyor iftar yemeklerinden sonra herhalde?...

Şimdi Teravih Namazı, sekiz rekât mı yirmi rekât mı bir karar verildi mi acaba?..

Cevaplar

-Türkiye de bütün câmilerde yirmi rekat kılınıyor Üstadım..

Üstad

-Buna televizyonlar karar vermiyor mu?... Yoksa hâlâ Diyaneti mi dinliyorlar!?..

Soru

-Üstadım bu sene Kadir gecesi hangi güne geliyor?

Üstad

-Ramazan’ın son on gecesinde arayın buyurmuş Rasûlullah... Bu geceleri değerlendirmenizi önermek durumundayım!..

Soru

-Rasûlullah S.A.V diyor ki:

" En çok korktuğum Deccal`den başkalarıdır sizin için; Deccal`den daha çok, başka şerlilerden korkarım."

Başka şerlilerle kastedilen nedir, Üstadım?

Üstad

-Deccal açık açık tanrı olduğunu ilân ederek geleceği için, onu tanımak ilim sahipleri için hiç zor olmaz... Bu sebepten de onun fazla bir korkulacak yanı yoktur....

Kur’ân da anlatılan "ALLAH" gerçeğini idrâk edenlerin, Deccal’a inanması mümkün değildir...

Ama ondan evvel otuza yakın sahte Deccal’in; yani insanlara yanlışı doğru imiş gibi gösterenlerin geleceğinden söz ediyor ki, Allah Rasûlu, işte bu esas tehlikeli olandır, demek istiyor anladığım kadarıyla... Çünkü onlar sûreti Hak’tan görünerek insanları yanlışa sürükleyecektir.

Soru

-Bebeğin cinsiyeti döllenme anında babanın kromozomuna bağlı olarak belli olduğuna göre 120. gündeki oluşumun katkısı nedir?

Üstad

-İnsanın bütün özellikleri genetik yapıda BİLKUVVE gizlidir... Bu bilkuvve (potansiyel olarak) mevcûdiyetin açığa çıkması ise dışsal tesirlerle, yani onun dışındaki tesirlerle mümkündür... Ki buna genel anlamı ile “melekî tesirler” denilmiştir...

Bizim doğa şartları dediğimizden tutun, astronomik bütün etmenlere kadar, beynin bir organ üzerindeki tasarrufuna kadar her olay, gerçekte din ıstılâhında “melekî tesir” diye anlatılır...

Soru

-Vitir (teklemek) namazında, Türkçe dua yapılır mı ve Vitir namazı niçindir?...

Üstad

-Vitir namazının dua bölümünde içinizden geldiği gibi dua edebilirsiniz...Yatmadan önce “Tekliği” hatırlamak için

Soru

-“Mir’âc odur ki, Ölümü tadan kişi intizar vaktinde gözlerini ona diker", ne demektir?

Üstad

-Mi’râc ‘ın mekânsal değil boyutsal bir olay olduğunu “KENDİNİ TANI”kitabımızda geniş bir şekilde anlatmıştık...

Ölümü tatmakta olan kişi de boyut değiştirme durumuna girer ve tüm dikkati, dış yani bizim boyutumuzdan ayrılarak ruh boyutuna yönelir... Bu bakışın ve o boyuta yönelişinin ifadesi olabilir!..

Soru

-Ömür ve rızkın melekî tesirle oluşuma geçmesini anlıyorum; ama melekî tesirlerden önce döllenme anındaki etkiyi yerine oturtamıyorum...

Üstad

-İnsan organlarının tümünün çalışması dahi dinsel tabirle melekî tesirledir... Meselâ, “düşünme melekesi” der eskiler... Düşünme dahi melekî boyuta dair bir olaydır... Eğer bir kitabımda "MELEK"ler ile ilgili olarak yazdığım bölümü okursanız, Melek kelimesinin kapsamına giren, atomüstü boyutun tüm birimlerinin gerçekte “melek” diye anlatılmak istenen “boyut varlıkları” olduğunu farkedeceksiniz...

Dolayısıyla genetik yapının dahi bir melekî kökenli yapı olduğunu değerlendireceksiniz...

Burada bütün mesele, melek kavramını en kapsamlı biçimiyle algılamaktır sanırım...

Soru

-Üstadım, vefat olayı ile ilgili Kuranda fâile nispetle 4 tâbir var: Allah vefat ettirir, Melekülmevt vefat ettirir, Melâike vefat ettirir, Rasüllerimiz vefat ettirir, diye, fark ne?.

Üstad

-Meleki boyut, Teklik boyutu ile ef`âl âlemi arasındaki elçilik boyutudur!...

Birincide ana yapının ismi veriliyor, diğerlerinde aracı yapının ismi veriliyor, sonuncuda ise o yapının vasfından sözediliyor... Yani olay dört başı mâmur anlatılmış oluyor...Ayrıca “Rasûl” kavramını ileride daha geniş anlatacağız.

”Rasûl”lük “Tanrının elçiliği” değildir!..

Soru

-Düşünme meselesinin melekî olması bizim ruhumuzdan mı kaynaklanır yoksa onun da temelde melekî olmasından mı?

Üstad

-İnsanın veya daha geniş kapsamlı anlatımıyla varlıkta var olan herşeyin kökeni Dinde Melekî yapı olarak isimlendirilmiştir... Dolayısıyla insanın varlığı gerçekte bir melekî yapı ve özellikler toplamıdır... İnsan kendi hakikatını anladığı anda melekî boyutta kendini tanımaya başlar... Tasavvuftan amaç da insanın kendi orijinini tanıması çalışmalarıdır... Kişi kendi özüne doğru olan bu yolculuğu yapmazsa, Cennet ortamının melekî varlığı olmak yerine ruh boyutunda hakikatten perdeli olarak yaşamak zorunda kalır...

Soru

-Rasûlullah S.A.V diyor ki; "Her kim Deccal`e yetişirse ona karşı KEHF sûresinin evvelinden ve âhirinden on âyet okusun... Bu âyetler sizi onun tasallutundan korur..."

KEHF sûresinin özelliği nedir? Ve özellikle bu âyetlerin belirtilmesinin sebebi nedir?..

Üstad

-Bu Âyetler dikkat ederseniz insanın varlığa ve yaşama Kur’ân ‘ın bakış açısıyla bakmayı, Ef’âl âleminin sonsuzluğunu ve bu sonsuzluğu yaratanın ona göre ne olabileceğini anlatıyor... Deccal ise, sonlu sınırlı bir tanrı...

Bu Âyetleri okumak ,bildiğiniz gibi kelimeleri tekrar etmek demek değil!.. Anlamını idrak etmek!...

Böyle olunca, insan ister istemez Deccal’in şerrinden kendisini korumuş olur... Ayrıca... Biiznillah, ben hayatta olursam, onun Deccal olduğunu size farkettirir ve dinlerseniz beni, şerrinden sizi koruyabilirim. Çünkü benim görevim, tanrı kavramının yanlışlığını ve geçersizliğini açıklamaktır...

Soru

-Bugün için "Hamidiyet" mertebesinin; kıyâmet ve sonrası için de "Mahmûdiyet" mertebesinin mazharı olan Hz. Muhammed, cümlesinden ne anlamalıyız? Hamidiyet ve Mahmûdiyet`in farkı nedir , kıyametle ilişkisi nedir?

Üstad

-Hamid ve Mahmud kelimelerinin anlamlarını Elmalılı Hamdi Yazır ‘ın tefsirinde okursanız ilgili bölümde, bu sorunun cevabını orada bulursunuz... Burada ona giremem..

Soru

-Bir Hadis’te: “Deccal en büyük yalancıdır..”diyor... Niçin?.

Üstad

-Bir mahlûkun, bütün yaratılmışları var eden bir TANRI olduğunu iddia etmesinden daha büyük yalan olabilir mi?...

Soru

-İstanbul’dan soruldu; Allah soyut mu somut mu?

Üstad

-Algılayana GÖRE, soyut ve somutluktan sözedilir!... ALLAH İSMİ İLE İŞARET EDİLEN için soyut veya somut gibi kavramlarla söz etmek mümkün değildir!..

ALLAH ; “TEK”tir...”AHAD”dır..

Soru

-Diğer bir Hadis’te: “Deccal şehrime giremez.” diyor.. Bu, Medine şehri için: İbrahim Mekke’yi haram kıldığı gibi ben de Medine’yi haram kıldım... İbrahim’in Mekke’ye yaptığını ben Medine’ye yaptım” buyuruluyor... Ne demek?...

Üstad

-Burada çok büyük bir UYARI var gibime geliyor... Bence üzerinde durulması gereken taraf, Mekke veya Medine olayı değil; İbrahim’in ve Rasûlullah Muhammed Mustafa’nın YAPTIĞI olmalıdır!... gibime geliyor...

Soru

-Deccal`in oluşmasında etken olacak kozmik etkileri dikkate alarak ne zaman ve nerede geleceğini hesaplamak mümkün mü?..

Üstad

-Ben astrolojiden fazla anlamam... Ama Neptün’ün kova burcunda olduğu bir süreç içinde olabilir diye kulağıma ilişmişti... Neden böyle olabilir, bunu astrolojiyi iyi bilenlere sormak gerek sanırım...

Soru

-N.....hanıma mı?

Üstad

-Belki bu konuda bir fikri olabilir!?

Soru

-Kur’ân ‘da bir çok Âyette sabrı tavsiye var... Ancak Efendimiz, sabır isteyen birine... “Allah’tan belâ istedin..” demiştir... Hem tavsiye var, hem de tavsiyeye uyana uyarı var... Biraz açar mısınız?..

Üstad

-Sabredilecek şey, BELÂDIR..

Belâ olmadığı zaman zaten sabredilecek bir şey yok demektir... Eğer sen talep etmeden belâ gelmişse başına SABIRLI olmayı tavsiye ediyor; çünkü bir süre sonra devran dönecek ve sana olarak gelen o olay kendiliğinden geçip gidecektir!... Ama başında bir belâ yoksa, sakın sabır isteme çünkü sabrın sende açığa çıkması için önce belâya ihtiyaç vardır ki, bu yüzden de sen sabır istersen, belâyı davet etmiş olursun; demek istiyor...

Soru

-Bakara Sûresi’nde sözedilen,”siz sizin için neyin hayır, neyin şer olduğunu bilemezsiniz..” yolundaki ifadeyle bunu nasıl bağdaştırmalıyım?

Üstad

-Esasen, Sabır, Gâfilin kendini koruma mekanizmasıdır!...

Biz genelde, nefsimize hoş gelmeyen şeyleri ŞER olarak görürüz.. Halbuki nefsimize hoş gelmeyen şeye sabredersek, o şer gördüğümüz şey bizim şuur boyutunda kendimizi daha iyi tanımamıza yol açmak için, âmiyâne tabirle yontulmamız için başımıza gelmiş bir BELÂ dır!.. Biz o andaki şartlarımıza GÖRE o olayı şer olarak, belâ olarak nitelendirirsek de daha sonraki bir aşamada onun nimet olduğunu farkedebiliriz..

Soru

-Peki bu durumda başımıza gelen her belâyı, hatta daha genel olarak her imtihanı nimet olarak değerlendirmemiz doğru mudur?

Üstad

-Gerçekte başa gelen her BELÂ bir nimettir!.. Çünkü bir arınma vesilesidir...

Onun için İ. H. ERZURUMİ;

"Deme niçin bu böyle bak sonuna; sabreyle"!... demiştir..

Soru

-Efendimiz bir Hâdisinde “Şaban ayının ortasında oruca başlamayın...” demektedir. Açıklar mısınız...?..

Üstad

-Bu, Ramazanı onbeş gün öncesinden başlatanlara söylenmiş bir sözdür... Ramazan tam bir aydır, bu sürenin bu âdetle uzama tehlikesine binâen o gün için yapılan bir uyarıdır...

Soru

-Üstadım; Fâsık ve Fâcir kişilerin gıybetini yapmak mübahtır.. diye bir kitapta okumuştum. Bu doğru olabilir mi?

Üstad

-Tamamıyla gaflet eseri olan bir ifadedir bana göre...! Fâili hakikiyi gör ve “O”nu gıybetten uzak dur!..

Evet başka soru yoksa sizi daha fazla buraya bağlamak istemiyorum...

Katıldığınız için hepinize teşekkür ederim... Kısmetse, Ramazan boyunca her akşam sizlerle olacağız... Sonrasını sonra kararlaştırırız!

İyi geceler hepinize!...

*  *  *