Bilincin Arınışı

Ahmed Hulûsi

"EDEP" ÜZERİNE

Eskiler, "Edeb" üzerinde çok durmuşlardır...

"Edepsiz kemâl olmaz"!.. yani, edep olmadan kemâl olmaz, demişlerdir... Orada kemâlden murat, "Mutmainne" bilincidir.

"Edep", gerçekte, bizim bugün anladığımız mânâda karşındakine hürmet etmek, el-etek öpüp boyun kesmek değildir... Biz, edebi çok dar ve kısıtlı ve sınırlı anlıyoruz.

Beşiktaş`taki Yahya Efendi Dergâhının girişinde şu yazılıdır :

"Edeb Ya Hû!..."

"Edep" haddini bilmektir!.

"Edep" hakkını vermektir!.

Her şeye karşı, olması gereken bir edep vardır..

Daha dar mânâda ise;

"Edeb"sizlik, özellikle "Mülhime"de başlar. Her ne kadar "Levvame"de kısmen varsa da edebsizlik hâli; edebe riayet etmeme hâli, özellikle "Mülhime"de oluşur..

Bir yönüyle "Edeb" kelimesinden murad, "Nefs"in tabiata tâbi olmamasıdır!.

Çünkü, Nefs aldığı ilhamlar sonucu, kendi hakikatına yönelip, Rubûbiyetin hakikatını idrâk etmeğe başladığında, zamanı Rubûbiyet hakikatları ve sırları ile dolu geçer. Bilinci bununla meşgulken, bedende doğası gereği kendi hükmünü icra ederek, dilediği gibi at koşturmak ister...işte, Nefsin bedenin doğası gereği arzularına tâbi olması hâli "Edebsizlik" diye anlatılan hâldir!.

Bedenle, "tabiatla mücadele" hali, "edeb edinme" hâli diye târif edilmiştir.

Bu yüzdendir ki "Edeb" olmadan "Mutmainne" hâli olmaz!.. Ve kişi, "Veli" olamaz!...

"Edebsiz kişi veli olamaz", derler ki, bunun mânâsı budur!.

Bu ifadeyi dar mânâda anlayıp da, çevrendekilere hürmet etmek diye yorumlamak çok yanlış ve hatalıdır...

İşin hakikatına ermek, velâyet sırlarına vâkıf olmak, Allah`a yakîn elde etmek için, ne pahasına olursa olsun, Nefs`in bilincini arındırması ve bedenin tabiatına tâbi olmaktan kendini kurtarması zorunludur!.

Başka türlü Allah`a yakiyn elde edilemez!..

*  *  *