Kendini Tanı

Ahmed Hulûsi

"DİVAN" HAKKINDA

Şİmdi...

İdare mekanizması, dediğimiz "Ricâl-i Gayb", yani görevli kişilere gelince...

"Ricâl-i Gayb"; dünyadaki toplumların idaresiyle görevli gizli Allah velileri...

Bu Evliyaullahın belli rütbeleri vardır. Kendi aralarında mertebeleri vardır...

Zamanın "Gavs"ı vardır. Bu Gavs`ın iki görevli yardımcısı vardır. "Kutbul Aktâb" ve "Kutbul İrşad".

Bunlardan sonra, varlıktaki dört ana yapıda tasarruf eden 4`ler, Dört Kutub, "Aktâbı Erbaa" vardır.

Ondan sonra, 7`ler vardır.

Ondan sonra 12`ler, 40`lar, 300`ler var ki, bunlar 313 kişidirler, 300`ler diye geçer. Sonra 700`ler, ondan sonra 1200`ler ve ondan sonra da 124.000 kişilik umumi bir görevli ordusu vardır; ki buna "mânevi yöneticiler" ordusu denilir.

Bu zevâtı da, dışarıdan kimse tanıyıp bilemez!. Bunlar gizli kişilerdir.. Bunların görevleri konusuna ileride değineceğim bir miktar...

"Allah`ın evliyası O`nun örtüsü altındadır. Dışarıdan bakan Onları göremez." buyrulur.

Bundan amac; dışarıdan bakınca göze görünmez olmaları değil elbette!. Onların şekli, tavrı, yaşayışı, görüşü vs. öyle bir haldedir ki; sen onlara baktığın zaman dışarıdan, bu adam evliyadandır, görevlidir; diye aklından, hayâlinden geçmez!...

Çünkü; herkesin kafasında, klasik bir tanrı tasavvuru olduğu gibi; burada da klasik bir veli hayâli vardır!.

Oysa hiç bir zaman, bir veli senin tasavvur ettiğin, hayâl ettiğin bir şekilde, yapıda, özellikte değildir!...

O yüzden bu görevli olan veliler bilinmez, tanınmaz!.

Bilinmeyip tanıtılmamasının çok önemli bir gerekçesi de şudur:

Eğer sen, gerçekten öyle bir kişinin görevli bir kişi olduğunu bilsen ve de ona gereken saygıyı, itaati göstermesen çok büyük bir vebal altına girersin!... Çünkü onda tasarruf eden, Cenâb-ı Hak`dır!... Ona olan itirazın Allah`a olan itirazın gibidir!.

Cenâb-ı Hak, insanlara rahmet olarak, onları gizlemiştir!. Gizli olup da açıklanmaması dolayısıyla, velev ki O`na rastlasan, kızsan, küfretsen dahi hiç bir vebâli yoktur. Yani, normal bir insana yapmışsın gibidir!. Elbette ki bir insana hakaret edersen, bundan dolayı zararlı çıkarsın, ama olay bu çizgide biter.

Buna karşın bir veliye, Allah`ın bir velisine isyan edersen veya O`na savaş açarsan başın büyük belaya girer!.

Hadis-i Kudside buyuruyor ki Cenâb-ı HAK:

"Benim Evliyama isyan eden, savaş açan, bana savaş açmış gibidir..."

Böylesine bir olay!.

Evet, bu mânevi görevliler, bütün bu oluşta, tasarrufa sahip olan kişilerdir...

Olayı, sakın "Yukarıda bir tanrı var. O`ndan bilmem kimlere mesaj geliyor da, onlar da diğerlerine iletiyorlar." şeklinde anlamayalım...

"Allah`ın Ehadiyet"ni, "İhlâs" sûresini izah ederken;

Yukarıda bir tanrı yok, dedik!. O, tüm varlığın özünde!.

Cenâb-ı Hak, varlık üzerindeki tasarrufunu, bu âlemde melekler ve özlerinde olduğu bu veliler vasıtasıyla tatbik eder!.

Burayı çok iyi anlamak lazım.

"Allah böyle diledi, böyle yaptı, böyle tasarruf etti" dediğin zaman, yukarıdaki bir tanrı oradan buraya yönelik olarak böyle tasarrufta bulunmuyor!.

O, Veli dediğin, "Rical-i Gayb" dediğin, gizli, görevli kişilerin; kişiliği ortadan kalkmış, benlikleri yok olmuştur... Ve onların varlığında tasarruf eden Hakk`ın tasarrufudur bu!.

Aklı bu olayı alamayanlar sorar... Hakk`kın direkt olarak gücü yetmiyormu ki, o veliler yani ricali gayb aracılığıyla tasarruf etsin?... Hakk`kın gücü yetmiyormu ki melekler aracılığıyla tasarruf etsin!?...

Melekler aracılığıyla tasarruf eder ve bu Allah için bir noksanlık oluşturmaz da insanlar aracılığıyla neden tasarruf edemez?...

Evet Allah, o görevli velilerde tecelli etmek suretiyle bu âlemde, içinde yaşadığımız bu boyutta tasarruf eder!.

Ancak, burada anlattığımız olay, Dünya ve güneş sistemi için geçerli olan bir olay!...

Bunun dışındaki sayısız sistemlerde, sayısız varlıklar var. Ve o sistemlerde öyle varlıklar var ki, bunlar insanlardan da üstün!. Burayı gözden kaçırmayalım!...

İnsan, bu sistem içindeki en mükemmel varlıktır!... Yoksa, sadece, bizim Samanyolu dediğimiz Galaksimizde 400 milyar yıldız var!. Bunların her birinde de kendine has hayat sistemleri var!. Onlara, sadece, "Melekler" deyip geçmiş, detayına girmemişiz...

Dua edelim ki, Allah bize de nasip etsin o arınmayı; o alemlere geçmeyi, o alemleri değerlendirebilmeyi kolaylaştırsın!...

İşte bu görevli olan Zâtlar, gerek bu meleklerden, gerekse cinlerden bir kısmını görevleri icâbı kullanabilirler.

Bazı işler vardır, bilfiil kendileri tatbik ederler, yaparlar...

Bazı işler de vardır ki, onları görevli meleklere veya cinlere yaptırtırlar!.

Bu, görevli Evliyaullah dediğimiz zevat, her ayın 14`ünü, 15`ine bağlayan (gökteki ayın) gece toplantı yaparlar.

Buna "DİVAN" toplantısı denilir...

Toplantılarda, dünyanın gidişatı hakkında, çeşitli ülkelerin durumu hakkında, tabii âfetler, doğal olaylar hakkında vs. belli kararlar alırlar.

Bu kararların uygulanması da, o bölgelerin sorumlularına verilir... O bölgelerin sorumluları da, emirlerindeki melekler veya cinleri kullanarak kararları yürürlüğe sokarlar... Bunlar, "DİVAN"da alınan kararları uygulayan görevli veliler "Ricâl-i Gayb" ordusudur...

Diyelim ki...

"DİVAN"da bir karar alınmıştır yıllar önce; Türkiye ile Yunanistan arasında bir savaş çıkacaktır!.. Bunun sebebi de Egedeki adaların kıta sahanlığı meselesidir.. Bu savaşın sonucu Yunan için hüsran olacak; Türkiye, Yunanistan`ın sebebiyet verdiği bu savaş sonunda hem batı trakya`yı hem de adaları harp tazminatı olarak ele geçirecektir... Ya da, Avrupa şımaracak, Türkiye`yi dışlayacak, daha sonra da Rusya tarafından perişan edilecek; Amerika Rusya karşısında acze düşecektir... gibisinden... Yani, meselâ dedik!..

Meselâ, o bölgenin sorumlusu, tuttu diyelim ki, Peron`u etkiledi... Arjantin`de bir karar aldı. O kararın neticesinde de bir takım olaylar cereyan etti.... Veyahut da diyelim ki; Amerika`da bir an Reagan`ı etkiledi, o bir anlık etkilenmeyle, bir karara vardı, imzayı attı. O bir imza, bir karar zaten bütün olayların temel kaynak noktasıdır.

İşte "DİVAN"ın 20-30 yıl öncesinden aldığı bir takım kararlar, görevli veliler tarafından ilgili birimler harekete geçirilmek suretiyle uygulamaya konur... Olayların o kararlar istikametinde gelişmesi oluşturulur... Ve nihayet şartlar tam olgunlaştığında olaylar patlak verir!..

Biz dışarıdan baktığımızda, sanırız ki bir anda bu olaylar patladı!... Oysa o olayların kökeni çok yıllar öncesine dayanır.. Ve işte bahsettiğimiz "Ricâl-i Gayb" denen zevâtın, Hakk`ın takdirini tahakkuk ettirmesi olayı da böylece gerçekleşir!..

Tabii, bunların dışarıdan anlaşılması mümkün değildir..

Nitekim bir açıklama da vardır bu konuda... Rasûlullah Aleyhisselâm şöyle buyurmaktadır:

"Eğer Allah bir olayı takdir etmişse, o an`da kişinin aklını başından alır, kişi fiili işler; sonra da o kişinin aklını ona iade eder.

Bu defa o kişi; "tûh... ben ne yaptım da bu kararı aldım, nasıl oldu da bu fiili işledim" der, pişman olur. Behemahal Allah`ın takdiri yerine gelir!." ...

Şİmdi, burada dikkat edin!...

"...Behemahal Allah`ın takdiri yerine gelir!.."

"Allah takdir etti..." gibi konularda, olayı, yukarıda ötedeki bir tanrının, buraya müdahalesi şeklinde sakın düşünmeyin!..

Bu işler, bu mânevi görevlilerin varlığı ile, Hakk`ın takdirinin ve kudretinin ortaya çıkması olayıdır!.

Ama, dediğim gibi, hiç birimiz bilemeyiz yarın neler getirir; mümkün değil!...

Ben burada bir olayı, bir sistemi, çalışan mekânizmayı, bir düzeni anlatmak sadedinde izah ediyorum bunları..

*  *  *