Kendini Tanı

Ahmed Hulûsi

"KADİR" GECESİ

Kadir" Gecesinde ne oldu?...

"Kadir" Gecesi nedir?...

Bir arkadaşımız bir sual sordu.

"Üstadım, yeryüzündeki bir takım olaylar, bir takım üst planlar tarafından mı idere ediliyor?..

insanların genel idaresi, dünya üzerinde olan olayların yönlendirilmesinde görevli olan bir takım görevliler söz konusu mu?. Böyle bir şey var mı? Varsa, nasıl oluyor bu iş?..."

Bu sual "Kadir" konusu ile de bağlantılı, dolaylı olarak... Dolayısiyle bu gece ki konumuzun bir detayı olarak buna da değinelim...

"Kadir" gecesi hakkında, Kur`ân-ı Kerim’de bir sûre var;"Kadir sûresi"...

"İnnâ enzelnehu fiy leyletil kadir"

"Gerçek ki biz inzâl ettik onu KADİR gecesinde"

"Kadir" gecesinde, gecenin kadrinde, biz onu inzâl eyledik.

Burada, hemen herkesin ilk aklına takılan olay şudur;

Niçin "Biz, onu" diyor?.. "Ben, inzâl ettim onu" demiyor da, "Biz inzâl ettik onu" diyor?...

Buradaki "Biz" hükmü, ef`al=fiiller âlemindeki kesret hâliyle alâkalı bir olaydır. Yani, çokluk ile ilgili bir olaydır...

Çokluk âleminde, yani sayısız birimlerden oluşmuş, sayısız varlıklardan oluşmuş âlemde olan her şey, bir vesile ile oluşur. Her şey bir şeye vesile ile olur!. Ama o, her bir şey, varlığını Hak`dan alır; O`nun varlığıyla kâimdir... Orijini, aslı itibariyle o şeyler varlığını Hak`dan alır!. Ancak kendi yapısal özelliğine uygun olarak, o şeyi meydana getirir, ortaya çıkarır.

İşte bu tür oluşlar için Kur`ân-ı Kerîm’de "Biz" tâbiri kullanılır...

"Fiy leylet-il kadr..."

"Kadir" süresi, gecenin içinde, gecenin kadrinde biz onu inzâl eyledik...

İnzâl olunan şey, Kur`ân!...

Kur`ân`ın inzâl olması demek; her ne kadar basit dilde "indirmek" diye tercüme edilir ise de "inzâl", esası itibariyle "nüzül" denen şey, boyutsal bir olaydır!.

Mekânsal yani bir yerden bir yere şeklinde değil!.

Bu gecede, "Kadir" anı denilen öyle bir an vardır ki, o anda mevcut ışınımı kullanabilen, değerlendirebilen kişi, melekî boyutla iletişim kurar ve melekî boyuttan kendi öz`ündeki Hakk`a yönelip, kendi öz`ündeki Hakk`ı bulur!.. Özü olan Hak ile o andaki perdeler ortadan kalkar!.

"Kadir" kelimesi "güc yetirmek" anlamında olup, "hükmü kaza, takdir, tazyik, azâmetli şeref" mânâlarını da taşır..

Biz, özellikle "Tazyik" yani "SIKMA" anlamı üzerinde duracağız.. Bu anlamdan Rahmetli Hamdi Yazır da tefsirinin 5971. sayfasında bahsetmiştir..

"Kadir" anının değeri şu sebepledir ki;

Meleklerin oluşturduğu yüksek ışınımın meydana getirdiği "SIKMA" sonucunda uyanıkların beyin çalışma hızında bir artış oluyor; artan beyin gücünün neticesinde de, kişinin Hakk`ı kendi özünde bulması sözkonusu olabiliyor.. ve hatta o anda, kendisinde o talebi ortaya koyanın, Hak olduğunun farkına bile varabiliyor!.

Bakın ne diyor Hadis-i Kudsî`de ?;

"Bir kulum, yararlı ibadetlerle bana yaklaşır; öyle ki, ben o kulumu severim. O`nun görür gözü, işitir kulağı, söyler dili, tutar eli, yürür ayağı olurum"..

Yani, onun gözünde gören, dilinde söyleyen, Ben`im!...

"KADİR" kelimesinin mânâsını ve bu kelimenin işaretini anlamaya çalışırken, Hazreti Rasûl Aleyhisselâm’a "OKU" hükmünün de melekî "SIKMA" ile birlikte geldiğini hatırlayalım... "Hz. MUHAMMED NEYİ OKUDU" kitabındaki bilgileri gözönüne alalım..

İşte, o genel "SIKMA" hâli olan zaman, kişinin o anı, "Kadir" hâlidir!.

Bu "SIKMA" sürecinden herkes kendi istidat ve kâbiliyetine göre yararlanır..

Kimi de "SIKMA"nın sonucunda, kendisiyle Hakk`ın aynı TEK olduğu; kendi izâfi, birimsel varlığının var olmadığını idrak etmesi neticesinde, varlığındaki varlığın, Hakk olduğunu hisseder, yaşar!. O`nu yaşayan Hakk`ın kendisidir!..

Hakk`ın isteğine, iradesine, EMRİNE de hiç bir varlık karşı koyamaz!.

Bu, "Kadir" hâline en yakın hâl, "Mi`râc" hâlidir...

"Mi`râc, kişinin Rabbine vâsıl olduğu andır."

"Namaz, mü`minin Mi`râcıdır" deniyor...

Namaz, niçin mü`minin Mi`râcıdır?...

Namaz, ayakta dururken okunan sûreyle, âyetle başlar, secde ile tamamlanır.

Secde için Hazreti Rasûlullah Aleyhisselâm diyor ki: için Hazreti Rasûlullah Aleyhisselâm diyor ki:

"Secde, kulun Allah`a en yakîn olduğu hâl`dir."

O anda Allah ile kulu arasındaki perde kalkar!. Ve secdede edilen duayı Cenâb-ı Hak geri çevirmez!.

Secde nedir?...

Secde, kişinin, kendi varlığının, benliğinin var olmayıp; gerçekte var olan Tek varlığın Allah olduğunu idrak etmesi, hissetmesi hâli`dir...

Secde`nin mânâsı; nasıl normal bir insan, ayakta dururken tüm varlığı ile varsa, buna karşın Secdede de tam bir "yok olmak" hâli var!. Vücudu ortadan kalkıyor, kapanıyor...İşte fizikman yok olma gibi... Secdenin "sırrî" mânâsı da, kişinin kendi varlığının var olmadığını, idrak etmesidir.`nin mânâsı; nasıl normal bir insan, ayakta dururken tüm varlığı ile varsa, buna karşın Secdede de tam bir "yok olmak" hâli var!. Vücudu ortadan kalkıyor, kapanıyor...İşte fizikman yok olma gibi... Secdenin "sırrî" mânâsı da, kişinin kendi varlığının var olmadığını, idrak etmesidir.

Ne anlıyorsun o anda?...

Secdedesin ve secde hâlinde iken bu hâlinle sen diyorsun ki;

"Ey Rabbim!... Var olan gerçek varlık sen imişsin, meğer ben yokmuşum!..."

Tabii bunu diyebilmek için, Allah`ın "Ahadiyet"ini, "Vahîdiyet"ini, "Vahdet" ve "Vahdâniyet"ini anlamış olmak lazım...

Yani kısacası, Allah`ın TEK`liğini kavramış olmak lazım!...

Bahsettiğim konular, "ALLAH" kitabında açıklamaya çalıştığımız "İhlâs" Sûresi`nin mânâsının bize açılması, onu hissetmemizden sonra yaşanacak bir olay!...

İşte, secdeye vardığın anda, "varlığımda var olan mutlak gerçek varlık Sen’sin" idrakı içinde, kendi varlığın yok oluyor!. Ve o anda Sen`den meydana gelen dua, Allah`ın isteği olarak ortaya çıkıyor!...

Allah`ın “ol” dediği de olur elbette!..

Secde edenin alnı, Allah’tan gayrına değmez!

İşte, bu "secde hâli"ne en yakın bir hâl "Kadir" hâlidir!.

Secde hâli, hakiki mânâsı ile, herkeste kolay kolay oluşmaz!... Çok uzun çalışmalara bağlı... Yani, kişinin varlığındaki bir takım şeylerden, hattâ tüm varlığından arınmasına bağlı, secdenin tam tahakkuk edebilmesi!.. Her namaz kılan "secde" edemez!.. Bu, kişinin özel gayretine ve çalışmasına bağlıdır.

Fakat, "Kadir" süreci, öyle bir an ki, herkese ortak olarak sunulan bir an!... O anda uyanık olup, o anı değerlendirebilen bir kişi, uzun uzun arınmalardan geçmese bile, o anın getirdiği yüksek potansiyelle, beyninde çok yüksek bir güce erişebilir!...

Nasıl, normal bir zamanda ve mekânda belli bir güce sahipken; Hacc`a gittiğimizde, Kâbe`nin altında ki o yüksek Nur kaynağından, enerji kaynağından gelen radyasyon beynimizi çok güçlü çalıştırıyor...

Aynen bunun gibi, "Kadir" anında da gelen o çok yüksek ışınım, "melekî güç", beyinlerde oluşturduğu "TAZYİK" ile takdirinde olanlarda Hakikatın ortaya çıkması özelliğini sağlıyor. Ve "Kadir" anında edilen dua da "müstecaptır!.." deniliyor...

"O anda, Allah`la kulu arasında perde yoktur!." deniliyor.

"Ve mâ edrake mâ leyletül Kadir"

-Nedir o, "leyletü-l Kadir" bilir misin?...

"Leyletül Kadr hayrun min elfi şehr"

"Kadir" gecesi, "Kadir" süreci, bin aydan daha hayırlıdır!.

Bin ay...?

12 ay, bir sene... 120 ay, 10 sene... Bir insan ömrü ne kadardır?... Ortalama, uzun ömür olarak diyelim, 70-80 yıl... Bizim Ümmeti Muhammed`in ömrü ortalama 63 sene ki... Oysa bu bin ay 83 sene!.

Yani, 83 yıllık ömür... Bu ömrün, doğduğun andan ölüm anına kadar tamamı hiç kesintisiz ibadetle geçse, yine de daha hayırlıdır, o "Kadir" an`ı!....

O "Kadir" gecesinde ne olur bilir misin?...

"Tenezzelül melâiketi ver ruh"

-O gecede, o anda melekler ve Ruh tenezzül eder!.

"Fiyha biizni rabbihim"

Esmâ terkiplerinin izni kadarıyla ....

"Min külli emrin selâm"

-Her "emr"den, hükmullah gereği varolmuştan selâm getirir.

"Selâm" derken, burada senin anladığın manâda; "Selâmün aleyküm!." demek, mânâsında değil!... "Selâmet getirir" anlamında!...

"Selâm" isminin mânâsının kişide açığa çıkmasını temennîdir.. "Selâmün aleyküm" demekte karşındakine bu dilekte bulunmaktır.. Yani, âyetteki işaret;

"Özündeki hakikatı idrak edip, o hakikatla tahakkuk edebilmesini temennîdir..

"Hiya hattâ matlâ`ul fecr"

-Fecr`e kadar bu devam eder.

*  *  *