Kendini Tanı

Ahmed Hulûsi

KENDİNİ TANI

Siz, namaz ile "Mi`râc"a çıkarsınız; "Esselâmü aleyke eyyühen nebiyyü" diyen "Zât", size değil, "mertebe-i nübüvvete" demiş olur bunu!.. Eğer kaldırırsanız kendinizi aradan, ortaya çıkar sizin bâtınınızı oluşturan mertebe-i nübüvvet.

Zira halografik esasa dayalı olarak evren varolduğu içindir ki, evrende var olan her mertebe ve boyut ve katman, her zerrede mevcuttur!.

Nitekim bu yeni farkedilen gerçeği 1400 küsur yıl önce Muhammed Mustafa Aleyhisselâm şu cümleyle vurgulamıştır:

-ZERRE, TÜMÜN AYNASIDIR !.

Bu da bir mûcize-i Rasûlullah`tır!.

Daha derinine inmek istemiyorum...

Bu işin daha böyle bir takım "sır" noktaları da mevcut!.

Merak eden bu konuları araştırsın. Buralarda ne gibi işaretler, ne gibi yücelikler, ne gibi gizli sırlar var, onları bulsun, öğrensin!...

Özellikle "Halografik" yapının ne olduğu iyi anlaşılırsa, tasavvufun hangi bilimsel temele dayandığı daha iyi kavranılır..

Bunları yaşamadan giden, önceden giden milyarlarla birimler gibi geçer gider!...

Hazinenin üstünde, aç bi’l-aç ömrünü tüketir, geçer gider nice ve nîceleri gibi!. Oysa, oturduğunuz koltuğun altında, dünyanın bütün değerlerine değişilmeyecek bir hazine yatıyor!.

Yani, sizin "Ben" dediğiniz bu varlığın derinliklerinde, Kozmik Bilincin tüm ilmi ve sırları mecvcut!...

Fakat siz önce, KENDİNİZİ TANIYIN!.

Varlığınızdaki Evrensel Şuur`dan habersiz olarak; kendinizi et -kemik, aynada gördüğünüz suret sanarak bu dünyadan geçip gidiyorsunuz.

Oysa, evreni meydana getiren o müthiş, muazzam güç sizin her zerrenizde, bütün özellikleri ile mevcut!.

Ne çare ki!... Geçici zevkleri seçmek suretiyle onlardan mahrum bir halde günlerimizi geçiriyoruz...

Evet!...

Hazreti Rasûlullah, "Mi`râc"da "Kâ`be Kavseyn" denen, beşeriyetin tümüyle yok olma durumunda, âdeta bir yayın iki ucu, hatta daha da ötesi, "Ev ednâ" tâbiriyle ifade edilen makamda, "Rabbi"yle karşılaştı..

"Kâ`be Kavseyn, ev ednâ" denen bu makamda, Hazreti Rasûlullah, tüm varlığının eriyip gittiğini, varlıktaki Mutlak Tek Varlığın, Hakk`ın varlığı olduğunu müşahede etti...

Ve bu müşahedenin, bu yaşantının, bu hissedişin ötesinde, gecelediği Ebu Tâlib`in kardeşinin evi olan Ümmü Hani`nin evinden sabahleyin çıkarken;

-Beni gören Hak`kı görmüştür!.

sözleriyle bir gerçeği ifade etmek istedi..

Öyleyse, Hazreti Rasûlullah`a nasip olan bu "Mi`râc"; eğer namaza, beşeriyetten arınmak sûretiyle, şuur boyutunda, tefekkürün derinlikleri ile girilirse, kişiye de nasip olan bir "Mi`râc" olur ki; o "Mi`râc"ın neticesinde, teşehütte`de, "Ettahiyyatü"`yü okur...

Rabbıyla karşı karşıyadır!...

Rabbi, enfüsüyle - âfâkıyla ona;

"Es selâmü aleyke eyyühen nebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtuh" der.

bunun sonucunda da bize şunu demek düşer:

"Şehâdet ederim ki, tanrı yoktur sadece Allah var; ve Muhammed O`nun Rasûlü`

dür !..."

"ALLAH" ile "AKIL ve İMÂN" kitaplarında tafsilatlı bir biçimde açıkladığımız üzere, söylediğinin farkında olmadan "Eşhedü en lâ ilâhe illallah", demekle, "şehâdet edilmiş" olmaz!..

"Haydi.. aşk ile şevk ile bir daha..." demekle de, "Eşhedü en lâ ilâhe illallah" denmiş olmaz!...

Bu kelimelerin, cümlelerin mânâsını anlamak; idrak etmek; ve ondan donra da idrak ettiğini ifâde sadedinde, bu kelimeleri dile dökmek gerekir!..

Aksi takdirde, mânâsı anlaşılmadan, idrak edilmeden, bir papağanın veya bir teyp bandının tekrarı gibi tekrardan öteye gitmez, bu kelimeleri söylemek...

*  *  *