Kendini Tanı

Ahmed Hulûsi

GÖRÜLEN "VECHİ"DİR

Buna mukabil, Kur`ân-ı Kerîm’de bahsedilen âyet:

"Feeynema tuvellu fesemme vechullah" (2/115)

"Her ne yana bakarsanız Allah`ın VECHİNİ görürsünüz"..

Âyeti gereği, Rabbinin vechini görmesi hiç de imkânsız değildir!.

Allah’ın, Zât`ı itibariyle görülmesi imkânsızdır!.

Ancak, İlâhi Zât’ın çeşitli vasıflarının ve özelliklerinin âşikâr olduğu mahaller söz konusudur!.

Esasen, Rubûbiyet mertebesi; "Rab" ismi ile işaret ettiğimiz "Rubûbiyet" mertebesi, çeşitli mânâların belli sûretler şeklinde görülmesi hâlidir.

Nitekim, rüyasında Cenâb-ı Hakk’ı görenler de vardır, belli bir sûretle!...

Nitekim, Hazreti Rasûlullah Aleyhisselâm da bir gün, bir rüyasında:

"Ben, Rabbimi genç bir delikanlı sûretinde gördüm." diyor...

Yani, Rabbani mânâların, Cenâb-ı Hakkın, o kişiye açmak istediği mânâlara uygun bir sûretle görünmesi mümkündür!.

Burada, Hazreti Rasûlullah`ın Rabbini görmesinden murad, görmek istediği mânâlara uygun bir sûret ile Rabbinin Hazreti Rasûlullah`ın karşısında olması demektir.

Yoksa, Allah`ın belli bir sûretle ortaya çıkan bir tanrı olması değil!... Burayı yanlış anlamayalım!.. Burası çok, çok önemli bir nokta!...

Cenâb-ı Hak, ortaya koymak istediği, âşikar etmek istediği manâlara uygun bir sûretle Hazreti Rasûlullah`a görünmüştür. Ve buradaki görüş zâhir göz bebeği ile değil, beynin üst alıcı devrelerinin oluşturduğu özel bir algılama sistemiyledir... Ve görmüştür de!.

Ve hattâ bu görmenin ötesinde, öyle bir görüş hâsıl olmuştur ki, âfâkta ve enfüste, yani karşısında ve özünde, karşılıklı olarak görülen bir müşahededir..

"Mi`râc"da, Hazreti Rasûlullah, Rabbi ile karşı karşıya geldiği zaman Hazreti Rasûlullah`a:

"Et tahiyyatu el mubareketu ves selâvatu vet tayyibat"

demiştir.

Buna karşın, Rabbi`sinden kendisine gelen cevap:

"Es Selâmu aleyke eyyühen nebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtuh" olmuştur...

Bunun üzerine âlemlere rahmet olarak var kılınmış Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselâm;

"Es selâmü aleyna ve âlâ ibâdillahis sâlihin".

"Selâm", Allah`ın bütün ibâdına, Allah`a kulluk eden bütün varlıklara da yaygındır... Anlamında cevap vermiştir...

Ki, namazlarda son oturuşta ve orta oturuşlarda, okuduğumuz, "Et tahiyyat" diye bildiğimiz duadır bu. Esası bu, "Mi`râc"da meydana gelmiştir... Cenâb-ı Rasûlullah Aleyhisselâm’ın Rabbi ile konuşması neticesinde...

Ondan sonra bize de şehâdet gereklidir elbet;

"Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhameden abduhû ve Rasûluhû"..

Burada bir nükteyi işaret ederek geçeceğim, derinine girmeyeceğim...

İstidadı olan, istidadı ölçüsünde bunu değerlendirebilir..

Bütün mü`minlere namazda, "Et tahiyyatu"yu okumak şarttır. "Et tahiyyâtu"da siz,

"Et tahiyyâtu lillah, ves salâvatü vet tayyibât"

dersiniz ve Rabbinizden karşı cevap gelir;

"Es selâmü aleyke eyyühen nebiyy!..."

Burada bir açıklamaya dikkatinizi çekeyim... Hazreti Rasûlullah Aleyhisselâm buyurur ki :

"Cenâb-ı Allah, benim nûrumu yarattı ve bütün mahlûkatın nûrunu da benim nûrumdan halketti..."

O`nun Nûr`undan halk olan bütün mahlûkatta, O`nun Nûr`u mevcuttur!.

Dolayısıyla, Cenâb-ı Hak`dan; "Es selâmü aleyke eyyühen nebiyy" hitâbı gelen mahal, sizdeki Hazreti Nebiyullah`ın makamıdır!...

Ama, bu makam size örtülü kalırsa, siz Cennetteki basîret ehlinden olmazsınız. Eğer bu makam açılırsa size, o zaman Cennetin kemâl ehlinden olursunuz.

Öyleyse, ilâhi hitâbın niçin bizler tarafından da okunduğu ve tekrar edildiğini çok çok iyi düşünmek lazım!.

Niye lazım?... Çünkü:

"Namaz mü`minin Mi`râcı ‘dır" buyuruluyor...

"Mi`râc"ı olmayanın namazı olmaz!.." diyor, Abdülkâdir Geylânî Hazretleri, "Risâle-i Gavsîye" isimli eserinde...

"Mi`râc" namazdır!... Namaz ise "Mi`râc"!. Öyle ise namazın amacı "Mi`râc"!.

"Mi`râc"ı yaşayan ise, "devamlı namaz" hâlindedir!..

*  *  *