Kendini Tanı

Ahmed Hulûsi

DÜŞMANIMIZ, VEHMİMİZ!

"Vehim" nedir?...

"Vehim", kişide, var olmayan şeyi "var sanma", var olan şeyi de "yok sanma" hâlidir... "Varsayım" da diyebileceğimiz vehim "zan" esasına dayalı olarak çalışır.

Gerçekte en başta "var" olmayan şey nedir?... Kendi bağımssız varlığın!...

"Var" olmamasına rağmen, vehim sana, onu var gösterir...

Ve "Ben varım" düşüncesi ve Hak`dan ayrı bir varlık olarak var zannı ile bedene dönük bir yaşam içine girer.

İşte bu kişi, kendini Allah`dan ayrı, bağımsız bir varlık olarak düşündüğü sürece; vehmin hükmü, kaydı altında yaşama durumuna girmiştir; artık girdiği bu yoldan da kolay kolay geri dönemez!..

"Ben!" der ve birimsel yapıya dönük bir şekilde yaşamına devam eder... Onun istekleri ve arzuları, bedensel yapısına, birimsel yapısına dönük şeylerdir... Bedenine ve birimsel yapısına zevk verecek şeylerdir. Bu, kişinin, vehmin hükmü altında olduğunun açık işaretidir...

Vehmin hükmü altında olmak ile vehmi hükmü altına almak arasındaki sınır, kişinin Tek`liğe geçiş sınırıdır.

İşte bu sınır, diğer bir ifade ile; "Ölmeden önce ölmek" sınırıdır!..

Eğer kişi dünyada yaşarken, ölmeden önce ölmemişse, vehmin hükmü, kaydı altından kendini kurtaramamıştır; ki öldükten sonra da kendini vehimden kurtarmasına asla imkân yoktur!.

Dolayısıyla, onun şuurundan birimsellik asla kalkmaz!. Yani, "Vahdet"e giremez, "Vahdâniyet"i anlayıp idrak edemez, hissedemez, yaşayamaz... Yani, ölmeden evvel ölemez...

Ölmeden evvel ölmek denen şey; hükmi ölüm ve fiili ölüm olmak üzere ikiye ayrılır.

Esasen ölüm, üçtür: Fiziki-fiili-hükmi !...

Fiziki ölüm; bildiğimiz herkesin tattığı, beynin bioelektriğinin kesilerek bedenin kullanılamaz vaziyete gelmesi; kişinin biyolojik beden bineğinden, mikrodalga bedene yani ruh bineğine geçerek yaşamını devam ettirmesidir...

Bu, "Her nefs ölümü tadacaktır" âyetinde belirtildiği şekilde, bedenin cansızlığı nedeni ile "Ruh boyutunda yaşama geçiş"tir...

Hükmî ölüm; Kişinin, varlığın Tek`liğini fark etmesi, bunu hissetmesi; ne var ki, bunu hissedip farketmesine rağmen, kendi hakikatının güçleri ile bilfiil yaşayamaması halidir.

"Ölmeden evvel ölmek" diye târif edilen olayın birinci aşamasıdır!. Diğer bir ifade ile buna “Hissî Müşahede”de denilebilir...

Fiili ölüm ise... "Ölmeden evvel ölmek" dediğimiz halde, fiili ölümle birlikte şuur boyutunda yaşama geçilir.

Şuurun, bedenin kayıtlarından kendini kurtarmasıdır. İlâhi kuvvetlerle tahakkuk etmesidir!... Yani, "Vehmin kaydından" kendini kurtarmasıdır!.

Vehim, kişinin hayâlinde, düşüncelerinde, duygularında, hükmederek kişinin kendisini şu beden, şu birim olarak kabul etmesine yol açar!...

Bu yol açıştan sonra da kişi, bu bedene dönük zevk ve tatminlerin peşinde koşar.

Eğer "hakikat"ın ilmi ve idrakı sende ağır basarsa, kendini vehimden kurtarma yolunda bir takım çalışmaların içine girersin. Bu çalışmalar, bu hakikate iman yolu ile inanıp, iradeni bu imanın istikametinde kullanmak suretiyle oluşur.

Bu iman yolu ile sen, hakikata uygun davranışları ortaya koyarsın.. Böylece de, vehmin hükmü altından kendini yavaş yavaş kurtarmağa başlarsın...

Bu çalışmalar içinde iken vehim, aklına ve mantığına hükmetmeğe çalışır... Aklına, mantık hileleri ile yaklaşır!. Seni bir takım açmazlara, bedene dönük davranışlara sürükler.

Eğer burada sen iman noktasına dayanırsan, yani hakikatının ne olduğuna iman dolayısıyle, o imanın gereği de bu şartlardır, deyip; mantık oyunlarına kanmayıp, bu çalışmalara devam edersen...

Sonuçta kendini, vehmin hükmü altından, yani gerçekte var olmayan birimsel varlığını kabullenme halinden, kurtarıp, "Ne varlığa sevinir, ne yokluğa yerinirsin"; "Hakk`ın hakikatının gereğini" yerine getirirsin...

İşte bu hâl, senin kendini vehmin hükmü altından kurtarmağa başladığının işaretidir.

Ne olursa olsun, olanla-olmayan senin için farketmez!... Kısacası dünyanın kaygısını, derdini çekmez hale gelirsin...

Bu, Hakk`ın kendine seçtiği, yani, kendini idrak ettirmeyi dilediği birimler için söz konusu olan bir "hâl"dir. Yani, vehmin hükmü altından kendini kurtarmak!...

Hakikat noktasını idrak ettikten sonra; ikinci aşama olarak bunu yaşamına da sokabilirsen, bu defa vehmin üzerinde tasarruf eder, diğer birimlerde açığa çıkmayan hâlleri ve fiilleri yerine getirebilirsin.

Demek ki, Vehim, kişinin, var olmayan varlığını kabul etmesini doğuruyor ve bu kabulden, bu zandan dolayı da kişi bedenselliğe, birimselliğe dönük bir yaşam içinde oluyor!. Bu da onun vehmin kaydında olmasından ileri geliyor...

Kişi, bundan dünyada yaşarken kurtulamazsa, fiziki ölümle birlikte ebediyyen kurtulma imkanı da kendisi için kalmıyor!.

Oysa, Kur`anı tetkik eder, Rasûlullah Aleyhisselâm`e kulak verirsek; O bize, dünya hayatının geçici olduğunu, belli bir süre sonra dünya hayatında bir daha geriye dönme ihtimali olmaksızın ayrılıp başka bir boyutta yaşamımıza devam edeceğimizi; bedene, birimselliğe dönük şeyler peşinde koşarak, ömrü boşa harcamanın israf olduğunu; bizim, Allah için yaratılmış olduğumuzu; o ilâhi hakikatı anlamak, hissedebilmek, yaşayabilmek için "Halife" olarak varedildiğimizi; dolayısıyla, bu sahaya dönük yaşam ve çalışmalar içinde olmamız gerektiğini bize sürekli olarak vurgulamıştır...

İnsanın, hakikatına ererek "Halifetullah" olabilmesi için de önce "Mİ`RÂC" yapması zorunludur...

Öyle ise mi`râc nedir, şimdi de bunun üzerinde duralım..."

*  *  *