Kendini Tanı

Ahmed Hulûsi

HERKES FİİLİNİN SONUCUNA KATLANACAK

Dikkat edile... Kim ne fiil ortaya koyarsa, o fiilin neticesi kaçınılmaz bir şekilde onun için oluşacaktır!...

Kim zerre kadar müsbet bir şey işlerse, neticesi onun için oluşur. Kim zerre kadar menfi bir şey işlerse, neticesi gene onun için oluşur. Dolayısıyla, kişi Rasûlullah Aleyhisselâm dahi olsa, kendisinden ortaya konan fiilin neticesi kendisi için oluşacaktır.

İşte bu idrâke gelen kişi, Bakara sûresi`nin başlarında anlatılan:

"Ve leneblüvennekum bişeyin minel havfi vel cui ve naksın minel emvâli vel enfüsi vessemerat, ve beşşirris sabiriyne elleziyne iza asabethum musiybetun kâlu inna lillah ve inna ileyhi raciun."

"Biz, sizi açlıkla, korkuyla, "nefs"inizle, elde ettiklerinizle imtihan edeceğiz. Bütün bunların neticesinde onlara bir olay isabet ettiği zaman onlar, biz Allah içiniz ve O`na dönücüyüz." derler. "Bunların hiç biri üzerinde durmaz; ben sadece Allah için varım ve Allah`a dönücüyüm" derler.

Yani, işin sözüyle yetinmezler, kendi varoluş gayelerini, niye var olduklarını bilir; olayın görünen yanı üzerinde durmaz; "ben Allah için varım ve bunun gereğini yaşamaya devam ederim." der ve o şeyi siler geçer!...

Çünkü, zaten o birimin nelerle karşılaşacağı; o birime nelerin isabet edeceği; o birimin başından nelerin geçeceği; o birim var olmadan önce programlanmıştır... Ve o programın gereği olarak, o programı uygulayacak şekilde meydana getirilmiştir!.

Nitekim Kur`ân-ı Kerim’in Hadid Sûresi 22 ve 23. âyetlerinde şöyle der:

"Yeryüzünde yani çevrenizde, veya nefislerinizde, yani varlığınızda size isabet eden bir musibet, biz o olayı meydana getirmeden evvel mutlaka bir kitapta yazılmıştır."

Yani, o olay meydana gelmeden önce, biz o olayın öylece olmasını takdir etmişizdir.

"Bunu, yani bu olayın böylece önceden size takdir edilmiş olduğunu ve olmasının yazılmış olduğunu bilip de elinizden çıkan şeylerden dolayı üzülmemeniz ve elinize giren şeylerle sevinip şımarmamanız için açıklıyoruz."

İşte , KUR`ÂN burada da en büyük ifşaatı yapıyor...

Yani, seni biz ne için meydana getirmişsek, o meydana getirdiğimiz işe uygun olaylarla karşılaştıracağız. Bu olayları biz, seni meydana getirmeden evvel takdir ettik. Sİsteme sevk ettik. Sistem içinde bunlar oluşuyor. Ve oluşuma göre de senin varlığın meydana geliyor. Senin varlığın, bu gereken olayları meydana getirecektir.

Sen, bu olayların içinden geçeceksin!... Bunun böyle olduğunu bil.

Dolayısıyla bu işlerin içine girdiğin zaman, sana zarar geliyor gibi gözükürse o zarardan dolayı üzülme, sıkılma!. Veya sana bir menfaat gibi geliyorsa, o menfaat, benim yaptığım çalışmalardan dolayı geldi diye, sevinip şımarma!.

Bunlar senin programının gereği, sende oluşması gereken şeylerdir. Sana, hayır gibi gözükür, halbuki şer olabilir. Şer gibi gözükür, hayır olabilir, sen bunu bilemezsin.

Nitekim, "Bakara" sûresinin 216. Âyeti :

"Hoşunuza gitmeyen nice şeyler vardır ki, sizin için, onlar hayırlıdır. Ve size hoş gelen nice şeyler vardır ki sizin için şer`dir... Allah bilir, siz bilemezsiniz!."

Yani, sizin oluş programınızda bunlar meydana gelmiştir.

Ancak, sizin terkibi yapınıza göre; size uygun düşmeyen şeylere siz, "şer" adını verirsiniz. Halbuki bileşiminize uygun olmaması dolayısıyla o şey sizin hakkınızda gerçekte hayırlıdır... Sizi, terkibinizin oluşturduğu kayıtlardan çıkarmak için olay oluşturulmuştur. Şuurunuzu, terkibinizin kaydından kurtarmak için o olay düzenlenmiştir...

Ve...

Size birçok şeyler "hayır" gibi gelebilir. Çünkü o oluşan şey, senin bileşimine uygun olan şeydir. Ne var ki o olay esasında "şer"dir!.

Senin terkibine uygun geldiği için, senin hoşuna gider, ona devam edersin ve o şey seni bedenselliğe, birimselliğe bağlar; ve yine o olay seni şuur boyutundan uzaklaştırır!.

Şuur boyutundan uzaklaştırdığı için de o şey sana hayır gibi gelmesine, gözükmesine, o şeyi hayır gibi düşünmene rağmen, esasında o şey senin için şer`dir!.

Hayır ve şerrin gerçeği şudur:

Seni, yani şuurunu, isimler bileşiminin yapısından ve kayıtlarından kurtarmaya çalışan şey, hayırdır...

Seni terkipsel yapına, bedensel yapına çeken, kendini beden gibi, birim gibi kabullenmene yol açan şey de şerdir!... Gerçek böyledir!.

Buna karşın bedensel çıkarlarına göre ise; senin bedenine, tabiatına uygun gelen şey, hayırdır... Seni bedeninden uzaklaştıran, bedenin istek ve arzularına cevap vermeyen şey de sana şerdir!...

Hemen burada, şunu anlamalıyız!..

Senin bedenine uygun gelen; bedenin istek ve arzularına cevap veren, seni bedenselliğe çeken istek ve arzular, demek ki gerçekte "şer"dir...

Eğer bunları anlayıp, idrak edersen, artık kendini buna göre düzenlemek zorundasın!...

Çok önemli hususlardan biri de; anlatılan olayın "TEK"lik konusuyla bağlandığı nokta, neresi?...

Şimdi oraya gelelim...

*  *  *