Kendini Tanı

Ahmed Hulûsi

HAK İBADET EDER Mİ

Sen, varlığının, Hakk`ın varlığı olduğunu, bilsen de bilmesen de, varlığın, O`nun varlığı!.

Bu bilişle, farkedişle, yapında bir değişiklik olmuyor ki!...

Sadece, varlığının hakikatini kavrayıp idrak etmiş oluyorsun!. Atomüstü boyuttaki yapında, bileşiminde bir değişiklik oluşmuyor ki!..

Yaşamın, bu bilgiye rağmen, var oluş gayene uygun bir biçimde, içinde bulunduğun boyutun şartlarına göre devam ediyor...

Nasıl ki, madde bedeninin varlığı dahi, Hakk`ın varlığı ile meydana gelmişse; buna rağmen, yeme-içme, uyuma gibi şeylere muhtaçsa; bu ihtiyaç duyma onun Hakk`ın varlığından meydana gelmiş olmasına engel değilse; ve hatta, bu oluş biçiminin dilenilmesinin bir neticesi ise...

Aynı biçimde, ibadet adı verilen, namaz, oruç, zikir gibi bir takım çalışmaların da, senin Hakk`ın varlığı ile meydana gelen oluşumuna ters düşmez!...

Zira bu çalışmalar, ruh dediğimiz mikrodalga beden ve beyninin, ölümötesi yaşamda, içinde bulunacağı ortam şartları dolayısıyla, ihtiyaç duyacağı nura veya enerjiye gerekli olduğu için konmuştur!.

Nasıl ki beden, burada varlığını Hak`dan almasına rağmen, yemeye içmeye gerek duyuyorsa; ve bu durumu da orijininin HAK oluşuna ters değilse; ruh bedenin yani mikrodalga bedenin de, yarınki ölüm ötesi yaşamda namazın, orucun, zikrin meydana getireceği enerjiye ihtiyacı vardır!.

İşte ibadet adı verilen çalışmalar bu zorunluluk sebebiyle konulmuştur!.

Sen diyelim ki, şu anda varlığının Hakk`ın varlığı olduğunu biliyorsun; ama buna rağmen de bedensel ihtiyaçların ortadan kalkmıyor!.

Bunu gibi, ruh yani mikrodalga bedenin ve beynin de, yarın içinde bulunacağı ortam ve şartlar itibariyle belli bir enerjiye ihtiyaç duyacaktır!.

O enerji ise ancak bu dünya`da, bedenli yaşam içinde iken, beynin üretmesi ile elde edilir...

Dünyada iken gelecekte gerekli olan enerji elde edilmemiş ise, ölüm ötesi yaşam içinde bunun elde edilmesine imkan yoktur... Çünkü, oradaki mikrodalga beyin, mikro dalga bedendir. Mikro dalga bedendeki mikrodalga beyin böyle bir şey üretemez!.

Üretemeyeceği için de, oradakilerin hepsi:

"Keşke Dünya`ya geri gitsek de yapmadığımız amelleri yapsak!"

diyeceklerdir.

Dünyaya gelmekten gaye; dünya şartlarına ulaşmak, yani dünyada yaşarken sahip olduğu mikrodalga üreten biyolojik beyine geri dönmek, onu elde etmektir!... Ki bu asla mümkün değildir!.

O yüzden, işin hakikat bilgisine vakıf olabilmiş, fakat şaki olması hasebiyle gerekli çalışmaları yapmamış olan bir çok zevat cehennemdedir.

İşte bu yüzden, Abdülkerim el Ciyli Hazretleri, İnsan-ı Kâmil kitabında; Eflatun`u, varlığın bir çok hakikat sırlarına vâkıf olmasına rağmen, Cehennem`de gördüğünü yazar.

Bir çok hakikat sırlarına vakıf olmuş kişi dahi Cehennemdedir!. Bunlar, işin "SIR" noktalarıdır...

Buna karşılık, "Cennet ehlinin birçoğunu, bühl kişiler teşkil eder"

buyurur Hazreti Rasûlullah Aleyhisselâm.

Zira, Cennete gidiş olayı, kişinin ameline bağlı değildir...

Dinlerler ki Rasûlullah Aleyhisselâm’dan:

" Hiç biriniz, kendi amelinizle Cennete giremezsiniz !..."

"- Sen de mi Ya Rasûlullah ?..."

"- Evet, ben de!.. Ne var ki, Allah`ın rahmeti beni kuşatmıştır."

Yani, "var oluşumda beni cennetlik olarak takdir etmiş. Beni, "said" olarak dünyaya getirmiş. Bu yüzden ben Cennet`e gideceğim..." demek istemektedir.

Kişi eğer, Cennete gidecekse saadet ehlinin amelleri kendisine kolaylaştırılır.

Saadet ehlinin ameli olan namaz, oruç, zikir, başkaları için yaşamak; birimsel varlığının menfaatlerinden başkaları uğruna vazgeçmek; "nefs"ini başkalarına tercih edip kendini öne geçirmek değil, başkaları uğruna "nefs"ini kurban edip onların menfaatinin gerektirdiği, onlara yardımcı olabilecek bir biçimde yaşamak gibi Cennet denilen ortama uygun, nurunu, enerjisini artırıcı çalışmalar içinde olur...

İşte bu sebepten gaye sadece hakikat bilgisini elde etmek değil; hakikat bilgisini elde ettikten sonra da, varlığın oluş sisteminin gereği olarak, hakikatten sonraki mârifet ilminin gerektirdiği bir biçimde, beli çalışmalar yaparak, mikrodalga beyin ve bedenine o enerjiyi yüklemek zorundadır kişi. Elbette bu ona kolaylaştırılmış ise bunu yapabilir. Yapmayanı suçlamıyorum!... Oluş sistemini anlatmaya çalışıyorum...

Şayet kişi, Cennet yaşantısı dediğimiz kendindeki ilâhi vasıflarla tahakkuk edebilme ortamında, kendi hakikatını yaşamak için var edilmişse, ona hakikat ilmi ile birlikte, mârifet ilmi de ihsan olunur.

Bu mârifet ilminin sonucu olarak, yaşamdaki sistemin nasıl var olduğu, nasıl işlediği, bu işleyişin gereği, neler yapması gerektiği farkettirilir.

Artık o kişi, hakikatın ilmine vâkıf olmasıyla birlikte, zâhirde de yapılması gereken fiilleri hakkı ile yerine getirir.

"Liyağfire lekallahu matekaddeme min zenbike ve mateahhare"

"Gelmiş geçmiş, bütün günahları af edilmiştir."

Allah, gelmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlamıştır Rasûlullah Aleyhisselâm’ın.

Buna rağmen gene de Rasûlullah Aleyhisselâm’a şöyle buyurulmuştur Kur`ân-ı Kerim’de:

"Allah`a yakınlık kazanman, o öğülen yüce makama erişmen için, geceleri teheccüd namazı kılmak senin için gereklidir"

âyeti gelmiştir.

"Sana yararlı olmak üzere geceleri kalk, namaz kıl"!.

Çünkü;

"Velen tecide li sünnetallahi tebdilâ"

"Allah`ın varediş sisteminde asla değişiklik olmaz"

*  *  *