Kendini Tanı

Ahmed Hulûsi

"İNSANSI" İLE "İNSAN"

Ef`al âleminde bulunanların bir kısmı, tümüyle kendini bilemeyişin gereği olan fiilleri ortaya koyarlar. Kendi hakikatını ve ölümötesi yaşamı bilmeyişin sonucu olan bu yaşam tarzı, "hayvansal yaşam" dediğimiz, yaşamdır... Tümüyle, bedene dönük fiiller içinde bir yaşam şeklidir...

Kendileri için hiç bir yarar düşünmeksizin fiiller ortaya koyan sûretler ise, "Melekler" diye isimlendirilir. Bunların ortaya koyduğu fiiller, kendilerine dönük değil, tamamıyla, varlıkta bir şey oluşturmağa yöneliktir...

Hayvansal yaşama, mantıkla üstünlük getiren; ancak aklı değil, zekâyı esas alan yaşam biçimi, "Cinler"in yaşamıdır... Kısa süreli olaylar içinde, bireysel menfaatlere dönük davranışlar ortaya koyarlar.

Nihayet, kendi aslını ve orijinini kavrayabilme yeteneğine sahip; dolayısıyla, en mükemmel yapıda meydana getirilmiş olan birim yaratılmıştır; ki o aynı zamanda yeryüzünde "Hilâfet" vasfına da sahip olan İnsan`dır!.

Ne var ki her iki ayaklı yapı mutlaka "insan" olmayıp, "insansı"da olabilir!.

"İnsansı"nın, "İnsan" kelimesine müsemmâ olabilmesi için, aklını kullanarak, kendi hakikatını tanıması, idrak etmesi; bedeninin bilincinde oluşturduğu kayıtlarından; bedenin istek ve arzularından kendini kurtararak; şuur boyutunda kendini bulması ve şuuru`nun, mutlak varlığın ilmi olduğunu farkedebilmesi gerekir...

İnsanın, "birimsel bilinç" kabulünü yitirmesi, "Ölmeden evvel ölmek" dediğimiz bir biçimdir.

Daha sonra da İlmi İlâhi`nin, "Akl-ı Kül" adı altında kendisinde zuhuru yönüyle "hilâfet"e lâyık olması gerekir.

Demek ki insan, kendi bireysel varlığına dönük, bedenine dönük isteklerden, arzulardan arınıp, şuur boyutunda, bir bilinç varlık olarak kendini bulup, bu bilincinin sınırlarını âzamî ölçüde genişletip, varlığının mutlak varlık olduğunu tanıması suretiyle "hilâfet"e lâyık olacaktır!.

Bu bilincindeki birimsellikten; bedenle yaşayan izâfi varlık olma kaydından yani "insansı"lıktan çıkabilmek için, önce, "Hakikat" konusunun ilmini elde etmek gerekir... Yani, kişide, ilm-el yakîn dediğimiz hâlin kemâl bulması gerekir.

Varlık nedir?...

Varlığın aslı nedir?...

"Ben" dediğin varlık nedir?... Nasıl bir şeydir? Bunları öğrenip bilmek icap eder..

Eskiden, bu konular tamamıyla mecâzi ifadelerle anlatıldığı için, anlaşılması gerçekten çok zaman almış; ve bu zaman alışla birlikte de pek çok kişi tarafından bu işin hakikatının anlaşılması bir hayli güç olmuş; ve nihayet bu hakikate pek az insan ulaşmıştır!.

Günümüzün getirdiği kolaylıklar ve murad-ı ilâhi, Tek`lik olayının kavranılmasını büyük ölçüde kolaylaştırmıştır.

İşte bu sebepledir ki, biz, sayısız varlıkların moleküllerden; onların da aslı olan yüz küsur atomdan; atomların tek bir atom olan Hidrojen atomundan; dolayısıyla bu varlıktaki bütün varlıkların tek hidrojen atomunun çoğalmasıyla meydana gelmesinden rahatlıkla bahsederek; atomüstü boyutta varlığın kökenini rahatlıkla teke ulaştırabiliyoruz.

Atomaltı boyuta inince ise... Hidrojen atomunun aslının ışık zerrecikleri olduğunu, her şeyin enerjinin yoğunlaşmasıyla meydana geldiğini anlatarak, varlığın mutlak anlamda "TEK"ten ibaret olduğunu belli bir düzeyde ilmi olanlara kısa sürede bildirebiliyoruz.

Ne var ki klasik bilgilerle şartlanmış olanlarda, Tek`liğin anlaşılması hususunda önemli bir takım yanılgılar olabiliyor... Bu gün için önemli olan, bu yanılgıların ortadan kaldırılmasıdır.

Biraz önce vurgulamıştım ki; hangi özellik ve manâları ortaya koymayı murad ettiyse, o özellik ve mânâlara uygun sûretlere bürünmüş ve o sûretlerin kendi şartları içinde bir takım fiilleri ortaya koyma yoluna gitmiştir.

Varlık, orijininde, zâtı itibariyle O mutlak varlık olmasına rağmen, o sûretlerin şartları içinde o fiilleri ortaya koymuştur.

İş bu yüzdendir ki, "İlâhi kanunlar" denen evrende geçerli sistem, o muhteşem mekânizma:

"Velen tecide lisünnetallahi tebdila.."

"Allah`ın varediş sisteminde, kanunlarında, asla değişiklik olmaz!" (48/23 )

âyetinde belirtilen bir biçimde asla değişmez!..

"Doğa kanunu" da diyebileceğin sistem, 0 mutlak kanun koyucunun, sistem oluşturucunun dilediği bir biçimde hükmünü icra eder.

Yani, bir diğer anlatım ile;

Sebepler âlemi içinde yaşanılmaktadır... Varlık, tümüyle O`nun varlığından ibaret olmasına rağmen, yaşam tarzı, "O"nun içinde bulunduğu sûretin şartlarını yaşaması, ortaya koyması dolayısıyla, "Hikmet âlemi veya sebepler âlemi" biçiminde bir oluşum meydana getirmiştir...

Bundan dolayı da her birim, kendi yapısının, varoluş kapasitesinin içinde bir takım şeyleri oluşturmak mecburiyetindedir...

İşte, her bir birimin, takdir edilmiş bulunan bir özellik ve mânâyı ortaya koyması:

" Biz her şeyi kaderiyle halkettik"... (Kamer 49)

âyetinde vurgulanmıştır.

Ayrıca, bu hususu izah eden önemli bir açıklama da, Rasûlullah tarafından şöyle açıklanmıştır:

"Herkes ne için yaratıldıysa ona o kolaylaştırılır!.".

Yani, hangi gaye için meydana getirildi ise o birim, o gayeye göre programlanmıştır!... O programın gereği de, gereğini yapmak da ona kolay gelir ve onu yapar!..

Bu gerçeği bilmeyen, birime dışarıdan bakan kişi ise, "bu kişinin kendine özgü bir iradesi var ve bu irade ile bunları yapmaktadır." deyip; orada bir irade-i cüz`ün olduğunu var sayar... Halbuki, o, irade-i cüz denen şey, gerçekte, irade-i Küll`ün tâ kendisidir...

Külli programın, o birimden ortaya çıkması hâlinde aldığı isim "irade-i cüz"dür..

Yoksa, bir irade-i Küll, bir de irade-i cüz diye iki ayrı irade yoktur!. Zaten, iki ayrı varlık, iki ayrı yapı sözkonusu değildir ki, iki ayrı iradeden bahsedilebilsin!.. Külli irade`nin ve hükmün, birimden ortaya çıktığı haldeki adına, "irade-i cüz" denir...

İrade-i cüz`ün, yani birimin "küll"den - "Tüm"den bağımsız bir iradesinin var olması için, Vahdâniyetin var olmaması, yani, Tek`liğin var olmaması lazım gelir.

Varlığın aslı, orijini, "TEK" olduğuna göre, bağımsız bir varlığın kendine özgü "irade-i cüz"ünden de kesinlikle sözedilemez elbette.

Şimdi, bu çokluk kavramları içinde yaşayan insan, kendi orijininin O Tek varlık olduğunu anlama yolundaki ilmi elde ettiği zaman, kendisine karışık gelen bazı hususlarla karşılaşır.

Bunlardan biri şudur:

*  *  *