Kendini Tanı

Ahmed Hulûsi

BÖLÜMÜN ÖZETİ

Evet; bu sohbetimizde, şimdi sıralayacağım hususları açıklamaya çalıştık:

1-"Allah" vardı ve O`nunla beraber bir şey yoktu!. Bu an, "O an"!. "Hadis ve Hz. Ali"

2-Nefsine ârif olan, rabbına ârif olur.. "Hadis"

3-İnsanlar uykudadır... Ölünce, uyanırlar !. "Hadis"

4-Ölmeden önce, ölünüz !.. "Hadis"

5-Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın O`dur !. "Âyet"

6-Attığında, sen atmadın, atan "ALLAH"tı !. "Âyet"

7-Yerleri, gökleri ve ikisi arasındakileri "HAK" olarak meydana getirdik. “Âyet”

8-Nefislerinizde mevcut olan O!. Hâlâ görmüyor musunuz?. "Âyet"

9-Her ne yana dönerseniz, Allah`ın yüzünü görürsünüz! "Âyet"

10-Dilediğine nuruyla hidâyet eder... "Âyet"

11-Her nerede olursanız, sizinle beraberdir ! "Âyet"

12-"Allah" de, ötesini bırak ... "Âyet"

13- [ALLAH] Dilediğini yapar !.. "Âyet"

14- Yaptığından sual sorulmaz !.. "Âyet"

15- Beni gören, HAK`kı görmüştür... "Hadis"

16- Rabbimi, genç bir delikanlı sûretinde gördüm!. "Hadis"

17- Dünyada "a`mâ" olan, âhirette de "a`mâ" olur!. "Âyet"

18- Allah, dilediğini kendine seçer.. "Âyet"

19- Hiç bir canlı yoktur ki yeryüzünde, Rabbim alnında çekip götürmesin!

20-Rabbin dilediğini yaratır ve dilediğini yapmakta özgürdür... İNSANLARIN iHTİYARI YOKTUR!... (Takdirlerindekini yapmak zorundadırlar) (28-68)

21- Ne hâl ile yaşarsanız, o hâl ile ölürsünüz; ve ne hâl üzere ölürseniz, o hâl üzere bâ`s olursunuz; ve o hâl üzere haşrolursunuz!. "Hadis"

22- Allah`ın ahlâkı ile, ahlâklanın !. "Hadis"

-Hakikat dünyada iken yaşanacak bir olaydır!. Hakikatı yaşamadan ölenler, ölüm sonrasında, bu yaşamı elde edemezler!.. Hakikata karşı "a`mâ"lıkları sonsuza dek sürer!..

-Ötendeki değil, karşındaki HAK`kın fiilinden razı olmak, şirkten arınmaktır!.. Ya "Allah kulu" olunduğunu farkedersin; ya da "tanrının kulu" olarak, geçer gidersin !.

-Şeriat ve tarikattan gaye Hakikate ermek; mârifeti yaşayabilmektir!.

-Tarikat seni, hakikate erdirip hakikatı yaşatamıyorsa, "yol" vasfını yitirmiş demektir!. Seni, senden arındırmayan tarikat, "tarikat" değil, "dernek"tir!.

-NUR, O`dur ki, seni, hakikata erdire; şartlanmalarından, değer yargılarından, duygularından arındırıp; "Allah" gibi düşündüre, insan gibi değil !.

-Korku atılmadıkça, vehmin terki mümkün değildir!. VAHDET idrâk edilmeden, vehimden kurtulunmaz!. "Allah"ı anlamadan vehmi atan firavun olur!. Firavun, birimsel nefse dönük sorumsuz yaşayan kişidir!.

-"Allah"ı "nefs"inde bulanda, birimsel menfaatlere dönük istek ve arzular kalmaz!.

-"Allah ahlâkıyla, ahlâklanmak", birimsellik duygu ve değer yargılarından arınmak; Allah gibi düşünüp, Allah gibi değerlendirmektir !.

-"Allah"ta kendini yok etmek anlamını ifade eden "fenâfillah" muhâldir!. "Allah" dışında ikinci bir varlık yoktur ki. o ikinci varlık, "yok" edilsin!..

-Geçerli olan, O`nun varlığı dışında VARSAYDIĞIN BENLİĞİNİN, GERÇEKTE hiç bir zaman VAROLMADIĞINI ilim yollu kavramak; ve gereğini hissedip yaşamaktır!.

-Şayet, sen "yok"san elbette ki karşındaki kişi de "yok"tur!.. Öyle ise, karşındaki gerçek "var" olanı farkedip, O`nu kabullenebilecek ve hazmedebilecek misin?.. Yoksa, karşındaki O`nu inkâr ederek mi geçip gideceksin bu dünyadan; "a`mâ" olarak geçip giden nice ve niceleri gibi!.

-Ortaya koyduğu tüm sayısız esmâ terkipleriyle, her an, türlü isimler altında dilediğini, dilediği gibi yapmakta olan kim?.. Sen mi, O mu?.. Cevabın, O ise; Tanrın, senden razı olsun!.. Sen isen, razı mısın yaptıklarından?... Revâ mı düşündüklerin, yaptıkların?.

-TEK`in nazarıyla, TEK`ten "çok"a bakışı muhafaza edip, sürekli olarak piramitin tepesinden aşağıya bakarak varlıkları seyretmek, yakin ehlinin halidir!.. Ya varsayım yollu, "çok"tan, "yok"a bakılır; ya da TEK, kendi esmâ ve fiillerini seyreder!.

Bu âyetler ve hadisler hakkında "TECELLÎYAT" isimli kitabımızda yeterli bilgi var.

Özetlemek gerekirse... bu bölümde şu hususları vurgulamaya çalıştık:

Hakikat, dünyada yaşanırken idrak edilecek, hissedilecek ve de yaşanacak bir olaydır. Ecel anında veya öldükten sonra yaşanılması mümkün değildir!.

Allah`ta kendini yok etmek, yani Fenâfillah, muhâldir!...İkinci bir varlık yoktur ki, o kendini Allah`da yok etsin!.

Vehmini terkedip kendi hakikatını tanımaktır esas olan.

Şeriat ve tarikattan amaç, "hakikate" ermektir!.

Eğer, "yol", yani "tarîk", "hakikate" ulaştırmıyorsa kişiyi, demek ki o "tarik", yol olma vasfını yitirmiş, artık bir tür dernek olmuştur!.

Korku atılmadıkça, vehmin terki mümkün değidir!.

Vahdet idrak edilemez, vehim terkedilmeden!.

Bütün bunlar, deli divanelikle değil, şuurla hasıl olur.

Kendini tanımaktan mânâ; bedenini veya vücudunda ki "nefs"ini tanımak değil, aslın olan külli manâdaki "nefs"i tanımaktır.

Gerçek benliğin, hakikatın da o "nefs"dir ki, bu "nefs"in ne olduğunu geniş ölçüleri ile 17 no`lu "nefs" isimli kasetimizde derinlemesine izah ettik. Bundan sonraki kitabımız inşâallah "NEFS" hakkında olacaktır.

Vücûdunu yok etmeyi ileri sürenler muhali söylemektedirler, meselenin aslını bilmediklerinden dolayı. Vücûd yok edilemez.. Çünkü, vücûdunun varlığı Hakk`ın esmâsı ile kâimdir.

"Zûhir" ve "Bûtın" ayrı ayrı şeyler olup, ikisi de "O"dur değildir, burada kastedilen mânâ... "Zâhir" ve "Bâtın" aynı Tek şeydir!...

Öyleyse iki ayrı şey sanıp çiftlikte yaşayanlardan olmayalım!

"Evvel", "Âhir", "Zâhir", "Bâtın" isimleriyle hep "O", yani, "Tek" ifade edilmektedir!.

"O", "Vâhid" ve Ahad"`dır... Yani bölünmez , parçalanmaz, cüzlere ayrılması mümkün olmayan, "Allah"dır. Çokluk, yani kesret görüntüsü ise vehim ve şartlanmalar ile beş duyunun kapasitesi yüzünden meydana gelmektedir.

"Âlemler" isminin müsemmâsı da O`dur!. Çünkü gayrısı yoktur!.

"Lâ mevcûda illâ Hû" demek, "mevcûdat yoktur, O vardır", demektir!...

Yoksa, mevcudat vardır da, işte o mevcut olan şeylerin toplamı O`dur, demek değil...

Külli akıl, denen tek akıl, O`nun ilim sıfatının tafsilinden başka şey değildir.

"O ve O`ndan meydana gelmiş bir âlemler" müşahedesi, perdesi kalkmamış olan kişideki, Nur perdelerinin meydana getirdiği düşüncelerdir.

Tek tek, her nesnenin, "Allah" dediğini duymak, kesrette olana ait bir hâldir. Ve bunu ifade eden kişi henüz Tek`liğe ulaşamadığının, perdeli olduğunun açıklamasını yapmaktadır.

Gerçekte, âlem Tek varlıktan ibarettir. yani, tek bir yapıdır!.. Tek`in teklerinin tek tek zikri olmaz!.

Hz. Âli, " Görmediğim Allah`a ibadet etmem " demiştir.

"Hiç bir şey görmem ki, evvelinde Allah`ı görmüş olmayayım." demiştir Hz. Ebu Bekr.

"O" her şeydir ve her şey "O"nun ef`al mertebesindeki görüntüsüdür.. Kesret âlemi de budur!. Vahdeti anlamak üzere yola çıkmış kişilerce çıkılan ilk basamak budur!.. Ama dikkat edin, ilk basamak dedim...

Esmâ mertebesi ise, sırf mânâlardan ibarettir. Bu boyutta madde ve mikrodalga varlıklar mevcut değildir.

Vâhidiyet, Tek varlığın kendini tanıması, sıfat mertebesidir, Ceberrût âlemidir.

İşte şimdi biz, bu sohbetimizde şu sıraladığım hususları açıklamaya çalıştık.

Yanlış bilinen bir husus var:

Vahdet-i Vücûd görüşünü Muhyiddin-i Arabî ortaya atmıştır, O`nun icat ettiği bir görüştür, diyor birçok tasavvufu derinlemesine bilmeyen kişi, etraftan duyduklarıyla!...

Oysa, Vahdet-i Vücûd, Muhyiddin-i Arabi`den çok önceye dayanır.

Cahil olan bir çok kişinin, zâhir alimi olarak bildiği İmamı Gazali, gerçekte hem zâhir, hem de bâtın ilmi yönünden bir çok gerçeklere vâkıf olmuş bir Zâttır!.

İmamı Gazali, "Mişkat-ül Envar" isimli bir eser yazmıştır.

"Mişkat-ül Envar", yani "Nurlar Feneri" isimli kitabı 1966 yılında Bedir Yayınevi tarafından neşredilmiştir. Süleyman Ateş isimli zâtın tercüme ettiği eserden, İmamı Gazali`nin bazı cümlelerini size nakledelim, siz de, İmamı Gazali`nin, vahdet konusunda neler düşündüğünü böylece görün.

İmamı Gazali bakın bu kitabında ne diyor:

"Gerçek varlık, Allahû Teâlâ`dır. Ârifler, buradan, mecaz çukurundan, hakikatın zirvesine yükselir, Mi`râclarını tamamlar, açık bir müşahede ile görürler ki, varlıkta Allah`dan başka bir şey yoktur.

O halde, mevcut olan yalnız Allah`ın Vechi`dir. Bu takdirde, Allah`dan ve O`nun Vechin`den başka mevcut yoktur.

Bunların, Allah`ın,

"Bu gün mülk kimindir?..

Tek ve kahredici olan Allah`ın"

hitâbını işitmeleri için kıyametin kopmasına lüzum yoktur.

O halde, mevcut olan yalnız O`nun Vechi`dir!.

Ârifler, gerçeklik semâsına çıktıktan sonra, Tek Gerçekten başka bir varlık görmediklerinde ittifak etmişlerdir.

Şu var ki; Bunların bazıları bu hakikatı, ilm-u irfanla bulmuş; kimi bunu bir zevk ve hâl olarak yaşamış; çokluk kavramı onlardan tamamen gitmiş, sırf TEK`liğe dalarak mest olmuşlar.

O hâl içinde akılları zâil olmuş, o zevk içersinde sanki bayılmışlar, artık kendileri de dahil herşey yokluğa dönmüş, Allah`dan başka hiç bir şey kalmamış!.

Öyle sarhoş olmuşlar ki, akıllarının otoritesi hükmü aşağı düşmüş, bazıları, "Enel Hak!."; bazıları, "Subhani maazami şâni" = "Subhanım, şânım ne kadar yücedir" demiş.

Bir diğeri ise, "Ma fiy cübbeti sivallah = Cübbemin içinde Allah`dan gayrısı yoktur" demiştir!.

Tek olan Allah`dır. O`nun ortağı yok`tur.

Bütün diğer nurlar ondan istiaredir. Hakiki olan yalnız, O`nun nuru`dur. Hepsi O`nun Nuru`ndandır... Belki, hepsi O`dur!...

Doğrusu, var olan, O`dur!... Gayr`ın varlığı, ancak mecaz yolu iledir. Her şeyin vechi, O`na yönelmiştir. Ne zaman bir işaret etsek, hakikatte bu iş, O`nadır. Varlıkta olan her şeyin, O`na nispeti, görünüştedir. Gerçekte kendisinden ibarettir.

Kesret kalkınca, Bir`lik gerçekleşir!. İzâfet bâtıl olur, işaret kalkar!. Yüksek, alçak, inen, çıkan kalmaz... Terakki muhal olur, uruç muhal olur!... Ala`nın ötesinde, Uluv yoktur!.

Vahdetle beraber kesret yoktur!.

Kesretin kalkması ile, uruç da kalkar!.

Eğer, bir hâlden diğer bir hâle değişme olursa bu uruç ile değil, dünya semâsına inmekle, yani yüksekten, alçağa doğmak sureti ile olur.

Bunu bilen bilir, bilmeyen inkâr eder!.

Bu ilim ancak, Allah`ı bilenlere verilmiş olan hususi mâhiyetteki gizli bir ilimdir.

Onlar bunları söyledikleri zaman, Allah`a karşı mağrur olanlardan başkası inkara kalkmaz..."

Basiret sahipleri, gördükleri her şey`de Allah`ı beraber gördüler. Bir kısmı, bundan da ileri gitti:

"Hiç bir şey görmedim ki, ondan önce Allah`ı görmüş olmayayım"... dedi.

Ehlullah`dan kimi, eşya`yı O`nunla görür; kimi de eşya`yı görür, O`nu da eşya ile görür.

O, kendisinden meydana gelen hiç bir şey`den ayrılmaz... O, şey ile beraberdir!.

Şehâdet âlemi, Melekût âlemine yükselme yeridir. O halde, Sırat-ı Müstakîm`e girmek, bu terakkiden ibarettir..."

Diyor İmamı Gazali, "Mişkat-ül Envar" isimli bu eserinin 41. sayfasında.

Bütün bunları bilenin, Din`in emrettiği hususlarda lakayt olmaması önemine de dokunan İmamı Gazali, bakın bu konuda şöyle diyor:

"Kâmil insan O`dur ki, bilgisinin nuru, takvasının nurunu söndürmez... Kâmil insan, basiretinin kemâliyle beraber şer`i huduttan hiç birisini terketmek hususunda "nefs"ine müsamaha göstermez..."

Bütün bunlardan, ortaya çıkan bir gerçek vardır...

Demek ki Vahdet, yani "Allah`ın Tekliği" ve "Allah`ın Varlığı dışında hiç bir şeyin var olmadığı gerçeği", Muhyiddin-i Arabi tarafından ilk defa ortaya atılmış bir görüş değil; "O"ndan çok önce İmamı Gazali tarafından Mişkat-ül Envar isimli kitabında açıklanmış olan bir gerçektir.

*  *  *