Kendini Tanı

Ahmed Hulûsi

KENDİNİ TANIMAK

Evet, kendini tanımaktan murad; bedenini veya vücudundaki "nefs"im dediğin tabiatını, tanımak demek değildir!.

Aslın olan külli mânâdaki "nefs"i tanımaktır; ki gerçek benliğin ve hakikatın da O`dur.

Yani, "nefs" dediğimiz şey, aslında külli bir varlıktır.

Tüm varlıkların "nefs"i, Tek bir "Nefs"dir. Bu noktaya ve görüşe gelebilmektir önemli olan.

"Vücûd"un varlığını yok etmeyi, öldürmeyi, ortadan kaldırmayı ileri sürenler olanaksızdan sözetmektedirler; meselenin aslını ifade edememekten dolayı!. Çünkü onların diliyle de gerçeği örtmeyi murad ediyor Kendisi!.

Önce şunu anlayalım;

Tasavvufta kullanılan "vücûd" kelimesinin anlamıyla, genelde dilimizde kullanılan "vücûd" kelimesinin anlamı birbirinden hayli farklıdır.

Genel kullanımda "vücûd" kelimesiyle "beden"imizi anlatmak isteriz.

Tasavvufta kullanılan "vücûd" kelimesinin anlamı ise "varolan varlığın yapısı"dır..

Şimdi düşünün ki, varolan varlığın yapısı, hakikatı, esmâsı itibariyle Allah`a ait... Öyle ise ortadan kaldırılacak bir "vücûd"tan sözedilebilir mi hiç?

Öyle ise kaldırılacak olan şey "vücûdun" değil, varsayımın olan benliğindir!!

Hakkın varlığı dışında var sandığın vehmindeki "hayâli varlığı" kaldıracaksın sen... Mutlak varlığı kaldıracak değilsin ki!. Hem mutlak varlığı kabul ediyorsun; hem de yanısıra bir varlık olarak kendini var sanıyorsun. Ki buna da tasavvuf terminolojisinde "ŞİRK" deniliyor

Varsayınca kendini, bak ortaya neler çıkıyor..

Önce "Zâhir" ve "Bâtın" algılıyorsun!.

Bu defa seni uyarmak istiyor:

"Zâhir" ve "Bâtın" yani algıladığın ve algılayamadığın hep "O"dur!.

Nedir bunun anlamı.?

"Zâhir" ve "bâtın" ayrı ayrı şeyler olup, ikisi de "O"dur, değildir mânâ!..

"Zâhir" ve "bâtın" aynı ve tek şeydir!..

Öyle ise algılama cihazlarındaki yetersizlik dolayısıyla bu ikisini iki ayrı şey sanıp "çiftlikte" yaşamayın!.

"Evvel", "Âhir", "Zâhir", "Bâtın" isimleriyle hep "O Tek" şey ifade edilmektedir. Mânâ, bundan ibarettir.

"Lâ mevcûda illa Hû"!.

Mevcûdat yoktur, sadece O vardır!.

Külli akıl denen, tek akıl, O`nun ilim sıfatının tafsilinden başka şey değildir.

"Nefs", kendini tanıma düzeyine geldiği zaman ilim sıfatına bürünmüş demektir.

"Nefs", kendini tanımaya başlayınca yavaş yavaş değişik kademelerde kendini tanır.

En alt düzeyde tanıyışı akl-ı cüz, daha sonraki tanıyışı akl-ı küll, daha üst düzeyde tanıyışı ise akl-ı evvel`dir.

Eğer "nefs", kendini, kendi aslı ve orijinali, hakikatı ile tanırsa, kendini ilim sıfatı yönünden, ilim sıfatı ile tanımış olur...

Akl-ı evvel sözü biter orada!... Hak`ka bağlanan "ilim sıfatı" sözü edilir.

O ve O`ndan meydana gelmiş bir alem müşahedesi kalkmamış olan, Nur perdelerinin meydana getirdiği bir müşahede içindedir, hâlâ!..

Tek tek, her nesnenin, "Allah" dediğini duymak, kesrette-çoklukta olana aittir ve bu hali, henüz Tek`liğe ulaşamadığının, perdeli olduğunun ifadesidir!.

Gerçekte âlem, "küll"dür ve Tek varlık söz konusudur!.

"Tek"in ilmindeki, varsayım sayısız çokun, tek tek O`nu zikri, diye bir olay söz konusu değildir; Hakk`ın nazarında!. Bu algılama yanılgısıdır!.işin başında yaşanılan bir takım hâllerdir.

*  *  *