İslâm

Ahmed Hulûsi

"DÜN" KOZASINDAN ÇIKIP ÖZE ERMEK

Mevlâna Celâleddin`in çok sevdiğim şu beyti, önemli bir gerçeği vurgular...

"Dünle beraber gitti ne kadar söz varsa düne ait, cancağızım;

Bugün artık yeni şeyler söylemek lâzım!.."

Bu ifade, "müslümanlık" anlayışı ile ilgilidir; "İslam Dini" ile değil!.

Daha önce de çok açık bir şekilde vurguladığım gibi, "İslâm Dini" zamanüstü evrensel sistem ve düzendir Allah indindeki. Bütün Nebiler bu zamanüstü evrensel sistem ve düzeni, kendi toplumlarına, anlıyabilecekleri değişik şekillerde açıklamışlar; bundan da çeşitli kavim veya Nebiler adına göre değişik dinler varmış zannı doğmuştur!..

"Sünnetullah" denilen, zamanüstü evrensel sistem ve düzen asla yenilenmez ve değişmez!. Dünya varolmadan ne ise, bugün de odur; kıyâmetten sonra da aynıdır!. Biz bunun, algılayabildiğimiz kadarına "doğa kanunu" da deriz!..

Yenilenme, anlayışta, yorumda olur!.. Yani, müslümanlık anlayışında, "Din"i değerlendirmede olur!.. Sistemde değil!. Zira, zaman değiştikçe insanların kavrayışları geliştikçe; ilim, irfan, teknoloji, fen ilerledikçe "İslam Dini"ni değerlendirme de o nispette değişir!.. Dün, sebebi anlaşılamadığı için inkâr edilen pek çok şeyin, bugün sistem ve düzen sonucu önerilmiş çok önemli ve zorunlu bir şart olduğu farkedilir!..işte bu, insanların "İslam Din"ini anlayışlarının, yani "müslümanlığın" yenilenmesidir; "DİN"in değil!.

Mevlâna Celâleddin`in söylediği de "Din"in, günün getirdikleri ışığında yeniden değerlendirilmesi; ve geçmişte kıymeti anlaşılmayan bir çok hususun değerinin farkedilmesidir! Bu yapılmadığı takdirde, Din anlayışımızı asırlarca önceki insanların şartlarının getirdiği kozayla kayıtlamış; pek çok konuda ilerlememize rağmen, "DİN"i anlamada ve değerlendirmede kendimizi geri kalmaya mahkûm etmiş oluruz!. "Dün" kozasından çıkıp, öze eremeyiz!.

Oysa olayın ilerleme doğrultusunda olması gerektiğine dair Allah Rasûlü’nün bir işareti de vardır... Bu konuda şöyle buyurur:

"Allah her yüzyılın başında bir müceddid gönderir; dini anlayışı yeniler!"

Bu işaret dahi, görüldüğü üzere, belli aralıklarla, o günün şartları içinde "Din"de yeniden değerlendirme yapmanın gereklilğini göstermektedir!.

Şimdi burada anlaşılması ve yapılması gereken şey şudur.. "DİN"de reform, olmaz, çünkü "Din"e form veren Allah`tır! Ancak "Din"i anlama ve değerlendirmede yeni bir çalışma; diyebiliriz!.

Endonezya ve Malezya`dan, tâ Fas, Tunus, Cezayir`e kadar uzanan Müslüman toplulukları içinde, geçtiğimiz yüzyılın başında bir müceddid çıkmış mı, çıkacak mı; ne zaman çıkar ya da her cemaâtin bir müceddid mi var; bunlara bizim pek aklımız ermez!.. Bu ilgilileri ilgilendiren bir konu!. Ama bizde yaş elliyi geçtiği için de, son çok yakın görünüyor!.

Öyle ise kendi şahsıma konuşuyorum; öncelikle yapmam gereken şey; tek başıma gideceğime ve kâbirde tek başıma meleklere cevap vereceğime göre... Kâbirde bana, mezhebin ne, tarikatın ne, şeyhin ya da hocaefendin kim diye sorulmayıp; Allah Rasûlünün açıklamasına göre, yalnızca "Rabbin kim, Nebin kim ve kitabın ne" şeklinde sigaya tutulacağıma göre...

"Rabbim Allah" diyebilmem için, öncelikle "Kur`ân-ı Kerim’in açıkladığı Allah" kavramını çok iyi idrak edip bunun sonuçlarını hissedebilmem!. "Nebim, Allah Rasûlü Muhammed Mustafa" diyebilmem için, "Allah Rasûllüğünün" nasıl bir şey olduğunu, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın nasıl bir görev yaparak, bana ne vermek istediğini iyi anlamam ve O`nu tasdik etmem!. "Kitabım Kitabullah`tır" diyebilmem için, "Kitabullah`ı OKU`yabilmem"; ya da "Kitabım Kur`ân-ı Kerîm" diyebilmem için Kur`ânı Kerîm’in Allah indinden nâzil olmuş bir kitap olduğunu farkedip, tasdik etmem gerekir!.

Dünyada bırakıp gideceği, bir daha hiç eline geçmeyecek şeyler için, tüm zamanını harcayan insanın; akıllı ise, ölümötesi sonsuz geleceğini kurtaracak böylesine önemli bir konuyu ihmâl etmesi elbette ki bağışlanamaz bir olaydır!. Akla, mantığa aykırı hikâyeler ve safsatalara bakıp da, onları "İslâm Dini" sanarak yüzünü çevirmek aydın bir insana kesinlikle yakışmayan bir davranıştır!. Bizim 33 yıllık çok yoğun araştırmalarımız ve uygulamalarımız farkettirmiştir ki, Allah Rasûlü’nün bize önerdiği her şeyin bir hikmeti; ve bilebildiğimiz kadarıyla bir bilimsel gerekçesi vardır. Bunları açıklıyabiliriz!. Ama daha sonrakilerin kendi zaman şartlarına göre olan yorumları, "İslam Dini" ve bizi bağlamaz!.

      *  *  *