İslâm

Ahmed Hulûsi

ALLAH VE DİN ADINA KİM YETKİLİ

"İslâm Dini" ile ilgili, günümüzün en büyük sorunlarından biri de hemen herkesin, başkalarının yaptıklarını Allah ADINA yargılayarak, hükümler vermesi.. Herkes, biribirini eleştiriyor; diğerinin, kendi yaptığına uymayan davranışının yanlış olduğunu söyliyerek, "Allah`ın onun yaptığını kabul etmeyeceği" hükmünü veriyor!.

Kişinin cehâleti ne kadar çoksa, bu tür hükümleri de o oranda artıyor!

Öncelikle ve kesinlikle şunu bilelim ki...

Şu anda yeryüzünde yaşamakta olan hiç bir kişi, -Nebive Rasûl değilse- ALLAH ADINA değerlendirme ve hükmetme yetkisine sahip değildir!. Böyle bir yetkisi olduğunu söyleyen kişi ise, ancak ve sadece akıl hastası olabilir!. Böyle birine inanmak ise, cehaletin son sınırıdır!.

Biz bütün insanlar, Hazreti Muhammmed Aleyhisselâm’ın bize bildirdiklerine ve Kur`ân-ı Kerîme dayalı olarak, kişisel yorumlarımızla "İSLAM DİNİ" HAKKINDA düşüncelerimizi dile getirebiliriz. Ama kim olursak olalım, "İSLÂM DİNİ" HAKKINDAKİ kişisel düşünce ve yorumlarımız, DİN ve ALLAH ADINA değildir!.

Yeryüzünde ALLAH ve DİN ADINA konuşma yetkisi yalnızca son Nebi olan Hazreti Muhammed`e ait idi!. O da görevini tamamlayıp âhıret âlemine intikal etmiştir 1400 küsur yıl önce..

İşte O yüce zâttan sonra, herkes, o kaynaktan aldığı ışık nisbetinde KENDİ ANLAYIŞI KADARIYLA, DİN HAKKINDA düşünce ve değerlendirmelerini dile, kaleme getirmişlerdir.

Bizler, kim olursak olalım, birbirimizin ilminden, anlayışından, ferasetinden istifade ederiz; çünkü bizleri yaratan Allah, her birimize, diğerinde olmayan ayrı bir kemâlât ve özellik bahşetmiştir. Ancak herkesin bağlanması zorunlu olan tek kişi, Allah Rasûlü hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselâm’dır!.

Bizler birbirimize kişisel kanaatlerimizi söyliyebiliriz... "Benim bilgime göre...", "kişisel kanaatime göre..." gibi başlıklar altında karşımızdaki kişinin sorusunu cevaplayabiliriz... Ancak anlaşılacağı üzere, bu cevaplar hep bizim "DİN" HAKKINDAKİ kanaatlerimize dayanan kişisel yorumlardır!. Bu mütalaalarımız, kesinlikle ALLAH ve DİN ADINA olmadığı için, kimseye bağlayıcı bir sonuç getirmez!

İşte bu sebepledir ki, kimsenin, kimseyi yaptığı ya da yapamadığı ibadetleri yüzünden eleştirip, "sen şunu yapmıyorsun öyle ise cehennemliksin"; ya da, "sen şunu yapıyorsun cennetliksin" diye hükümlendirmesi geçerli olmaz!. Herkesin yaptıkları hakkında, mutlak hüküm ve değerlendirme yalnızca Allah`a aittir!.

Siz, ilmine güvendiğiniz bir kişiyi kendinize yolgösterici olarak seçebilirsiniz; yaşamınıza, onun öğretisine göre yön verebilirsiniz.. Ama şunu da kesin olarak bilmek zorundayız ki, o öğretilenler de, o kişiye "GÖRE"dir!. Allah ve Din ADINA kesin mutlak gerçek değil!.

Öyle ise, biz kimden bilgi alırsak alalım, kimi hocaefendi, şeyh, âlim, önder kabul edersek edelim; yanlızca onun fikirlerine ve bakış açısına dayalı olarak, insanları eleştirmekten, yargılamaktan; onlar hakkında hüküm vermekten uzak durup; herkes hakkında mutlak hükmün yalnızca Allah`a ait olduğunun farkına varalım!.

Bilelim ki bizler, "müminler kardeştir" işareti ışığında, ilmimizi birbirimizle paylaşıp, geleceğin şartlarına hazırlanmak için varız!.

Ve bundan da çok daha önemlisi, Hakikatımızdaki Allah`ı tanımak ve ermek zorundayız!.. Bu dünyadan gittikten sonra, bunun oluşması kesinlikle imkânsız!.

Zira biz dünyaya, devlet kurup, saltanat sürmek; insanları güdüp, kendimizi tatmin etmek için gelmedik!..

Ve ben, "HİLÂFET YANLISIYIM"!.. Biliyor musunuz?..

     *  *  *