İnsan Ve Sırları -2

Ahmed Hulûsi

RİCÂL-İ GAYB (GÖREVLİ VELİLER) HAKKINDA

Bu zevâtı kirâm hakkında da birkaç hususu kitabımıza alalım.

Mânevî görevliler diye bilinen "Ricâl-i Gayb" iki guruptur:

A - Karar organı

B - İcrâ organı

Karar organı "Dîvan" ya da "Dîvan-ı Kebîr" gibi isimler ile anılır.

İki tür toplantısı vardır. Aylık toplantılar. Ki her arabî ayın 14`ünü 15`ine bağlayan gece, çeşitli yerlerde yapılır.

Yıllık toplantısı, ki bu da senede bir defa, Efendimiz Aleyhis-selâm’ın Rasûllük görevini almadan evvel inzivâya çekildiği Hıra Dağı`nda olur.

Bu "Dîvan-ı Kebîr"e katılanların büyük kısmı ölümötesi yaşama intikâl etmiş büyük evliyâullahtan, üçte bir kadarı da şu anda dünya üzerinde bilfiil görevli yüksek derecelilerden teşekkül eder. Toplam 66 kişilik Dîvan ehline dünya üzerinden, zamanın "Gavs"ı, "Kutb-ül İrşâd" ve "Kutb-ül Aktâb" olan iki yardımcısı, dört unsur üzerinde tasarrufu olan dört kutub, yedilerin tamamı "Gavs"ın tasarruf dairesi dışında olan "Müferridun" nâmıyla bilinen 11 kişi katılır.

Varlık üzerinde, ilâhî ilim gereği alınması gerekli tedbirler hakkında kararlar alınır ve bu kararlar icrâ organına nakledilir.

"Divân-ı Kebîr’in" tabîi başkanı Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemdir. Onun gelmediği toplantılarda ise, şâyet var ise o devrin "İnsan-ı Kâmil"i, yoksa zamanın "Gavs"ı başkanlık görevini îfa eder.

"İnsan-ı Kâmil" her asırda bulunmaz. "Gavs" ise her asırda vardır ve kıyâmete kadar sürekli, bir kişi, o görevi îfa eder.

"İnsan-ı Kâmil" rütbesi, en üsttür ve birkaç asırda bir o rütbeye nâil kılınmış kişi gelir yeryüzüne.

"Müceddid-i zaman" yüzyılda bir gelir. Dinin, o günün insanlarının anlayışına göre yenilenmesi görevini îfa eder. O da divân ehlindendir. Son müceddid de "Mehdî" lâkabıyla bilinen Zât-ı kirâmdır. Aynı zamanda "İnsan-ı Kâmil"dir, Mehdî!..

Gavs, hem Rasûlullah Aleyhis-selâm katılmadığı zamanlarda divân başkanlığı yapar, hem de icrâ organının başıdır.

Kutb-ül İrşâd tamamıyla, çeşitli burçlardan, bilinen ve bilinmeyen sayısız yıldızlardan gelen tesirler üzerinde görev yaparak, bunlardaki sayısız mânâların gereğinin yeryüzünde mevcut insanlar ve cinler üzerinde açığa çıkması hususunda çalışır.

Kutb-ül Aktâb ise, Gavs`tan çıkan emirleri çeşitli ilgili mercilere dağıtır. Dîvan’a katılan Cin`lerin evliyâsı dahi emirleri Kutb-ül Aktâb`dan alırlar.

İcra Organı ise bir tür Ricâli Gayb ordusudur.

Dîvan`ın kararlarının tatbikiyle görevlidirler.

Bu ordunun Başkumandanı "Gavs"ı zamandır. Tâbiri câiz ise genelkurmay başkanı durumunda olan "Kutb-ül Aktâb"dır!.. Sonra 4’ler gelir. Sonra tasarruf sahibi olan 7`ler gelir. Sonra 12`ler gelir. Sonra 40`lar gelir. Sonra 300`ler diye bilinen 313 kişi vardır. Sonra 1200`ler gelir ve daha sonra da yöresel kutuplar iş görürler.

Bu evliyâullah`ın çok azı, yani "Dîvan ehli” olanlar ile "icrâ" organından birkaçı "fetih" sahibidir. Geri kalan bir miktar "keşif" ehlidir. Büyük çoğunluğu da bilinçdışı olarak bu görevleri îfa ederler.

Geçmiş evliyâullah arasında Abdülkâdir Geylânî, "Gavs"iyet görevliyle birlikte "İNSAN-I KÂMİL"lik görevi de kendisinden cem etmiş olduğundan, "Gavs-ı Â’zâm" lâkabıyla bilinir.

İkinci "İNSAN-I KÂMİL" Abdülkerim Ceylî ya da diğer ifade şekliyle Geylânî ise, çok eserler yazmıştır hakikat bahsinde ve mârifetullah bahsinde; ki bunların içinde en çok bilineni "Geçmişin ve geleceğin ilmini kendinde toplamış olan İnsan-ı Kâmil" adıyla kaleme aldığıdır. Bizde kısaca "İnsan-ı Kâmil" diye bilinir.

"Fetih" ehli olan görevliler dünya üzerinde tüm cereyan eden işlere vâkıftırlar. "Keşif" ehli ise sadece görev alanı ile sınırlıdırlar.

Her bir görev düzeyindeki veli, ancak kendi düzeyinde olanı ve altındakini bilir.

Üst grubu ise, sadece onunla temasta olan alt grubun başkanı bilir.

Bir de "Dîvan"a katılanlar, kendi üstlerindekileri bu vesile ile bilirler!.. Bunların arasında Endonezya`lı, Arab, Pakistan`lı, Afganistan`lı, Türkiye`li ve daha başka isimli topluluklardan zevât mevcuttur.

Bu konudan, bu kitapta daha fazla söz etmeyeceğiz!..

Ancak böylesine bir görevin ve böylesine görevlilerin varlığının da bilinmesi yönündün bu kadarla sözetmek gereğini duyduk.

*  *  *