İnsan Ve Sırları -2

Ahmed Hulûsi

KIYÂMET HALLERİ

İşte bundan sonra cehennemin tam ortasına sırat köprüsü kurulacak.

-Ümmetini en evvel oradan geçirecek olan benim!" Müslim’deki rivayette;

Sonra cehennemin üstüne köprü kurulur ve şefâata izin verilir ve "ilâhî bizi selâmette bırak, selâmette bırak" diye duâ edilir. Sırattan en evvel geçmek ümmeti Muhammediye aittir. Sonra bu münadi "Muhammed nerede" diye nida edecek. Bunun üzerine Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem ayağa kalkıp, iyisi, fâciri hep birlikte olmak üzere bütün ümmeti de arkasına düşecek ve köprünün yolunu tutacaklar.

Allahü Teâlâ o zaman düşmanlarının nuru basarlarını ellerinden alacak ve bunlar sağlı sollu cehennemin içine sapır sapır dökülecekler. Ve yalnız Nebî Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile Sâlihler necat bulacaklar. Nitekim Rasûlullah:buyurduktan sonra:

Ümmetler bize yol açacaklar. Biz de âzâmızdaki abdest eserlerinden dolayı, yüzlerimiz nurlu, ellerimiz ve ayaklarımız sekili olarak geçeceğiz. Ümmetlerde bize baktıkça bu ümmetin hep enbiya olmasına az bir şey kalmış diyeceklerdir. O gün Rasûllerden başka hiçbir kimse konuşamaz ve kelâm edemez. Rasûllerin de o günkü kelâmı "İlâhi selâmet ver"den ibaret olacak.

Sıratın yanına gelince Allahû Azze ve Celle Hazretleri her birine de bir nur verir. Sıratın yokuş yerini aşıp da tam düzlük yerine geldiklerinde, münâfıkların nurlarını Allah alır. Münâfıklar mü`minlere,

-Aman bizi bekleyin nurunuzdan biraz iktibas edelim" derler. Mü’minler de:

-Ey Rabbımız, nurumuzu daha ziyade tamamlayıp, parlat" niyazında bulunurlar.

O sırada hiçbir kimse hiçbir şeyi aklına getiremez. Sırat üzerinden geçilirken; mü’minlerin kimi göz kırpacak zaman içinde, kimi şimşek gibi, kimi rüzgâr gibi kimi kuş gibi, kimi alayörük cinsi at ve deve gibi süratle geçerler. Onlara,

-Nûrunuzun miktarınca kurtuluşa koşun!" denir.

İbn-i Mes’ûd, sürati aşağıda sıraya koyar:

-Göz açıp kapaması kadar; bir şimşek hızı; bir meteor, yıldız süzülüşü, rüzgâr, at hızı, deve hızı süratleri; sonra, nuru yalnız ayaklarının başparmağında olarak verilen kimsenin yüzükoyun yürüyerek elleri ve ayakları ile emeklediğini ve bir kolunu çekse öteki kolunu, bir ayağını çekse öteki ayağının takıldığını ve kurtuluncaya kadar da ateşin yanlarına çarptığını anlatır.

-Cehennemde sadan dikenlerine benzer çengeller vardır. Sadan dikenlerini hiç gördünüz mü? Evet, işte bu çengeller sadan dikenlerine benzerler. Ancak şu var ki ne kadar büyük olduklarını ancak Allahû Teâlâ bilir. İşte bunlar insanları kötü amellerinden dolayı kapıp alırlar.’

Bu arada kimi koşarak, kimi yürüyerek geçer; derken sonuncuları karın üstü sürünerek gider de,

-Yarab beni neden bu kadar geç bıraktın? der. Cenâb-ı Rabbül Âlemin de,

&

-Seni geç bırakan senin, kendi âmelindir, buyurur. Nitekim Sûre-i Tahrim’de,

-Mü’minlerin nurları önlerinden ve sağ taraflarından yürür’, mü’minler

-Yarabbi şu nurumuzu daha ziyade tamamlayıp parlat bize mağfiret et, derler.

Nitekim Sûre-i Hadid’de de şöyle anlatılır:"O günde münâfık erkekler ve kadınlar iman edenlere

-Aman bizi bekleyin de nûrunuzdan biraz iktibas edelim’ derler. Lâkin kendilerine,

-Geri dönün nuru orada arayın’ denilir. Bunun üzerine mü’minlerle münâfıklar arasında kapısı olan bir sur kurulacak ki kapının içi rahmet, dışı da azâbtır"!.

-Münâfık ve mü’min bunların her birilerine birer nur verilir sonra yine ardına düşerler. Cehennem köprüsü üzerinde birtakım çengeller ve dikenler vardır ki; Allah’ın dilediği kimseleri yakalarlar. Derken münâfıkların nurları söner. Sonunda mü’minler kurtulur.

70 bin kişi olan ilk zümre dolunay gibi nurlu geçip kurtulurlar. Hiç hesap da görmezler. Onlardan sonra gelenler gökyüzündeki en parlak yıldız gibidirler! Sonra diğerleri de böylece geçerler.

Sıratın her iki yanlarında asılı duran çengeller vardır ki, kimi yakala denirse onu yakalamaya memurdurlar.

Bu çengeller:

-“Cehennemin etrafı şehvetlerle arzularla sarılmıştır” diye işâret buyurulan şehvetlerdir. İstek ve arzulardır. Bu istek ve arzular sıratın yan taraflarına konmuştur. Her kim onlara aldanırsa cehenneme düşer zira onlar cehennemin çengelleridir denir. İşte kötü amelleri dolayısıyla helâk olurlar. Kimisi hardal gibi ezim ezim edildikten sonra ancak necat bulurlar.

Yâ Rasûlullah köprü nedir? diye sorulduğunda buyurdu ki,

-Üstünde çengeller bulunan kaypak bir şeydir! Kulağıma çalındı ki sırat kılıçtan keskin, kıldan incedir. Bunların kimi sapasağlam ve olduğu gibi kurtulurlar, kimi tırmıklar içinde perişan olarak salıverilirler, kimi de cehennem ateşi içine sapır sapır düşerler. Nihâyet sonuncuları sürüklene sürüklene geçer ve kurtulur. En nihâyet Allahû Teâlâ ve Tebâreke hazretleri kulları hakkında hüküm ve kazayı abdini icra ve ikmal edip rahmeti ilâhisiyle ehli ateşten dilediklerini cehennemden çıkarmaya meşiyeti rahmânisi taalluk ettiğinde, melâkiye kirâma, rahmeti ilâhiyeye nâiliyetleri murad olanlardan;

-“Allah’a şirk koşmamışlardan, Lâ ilâhe illallâh diye şehâdet etmişleri cehenemden çıkarın”’ diye ferman buyrulur.

Onları varlıklarındaki, bedenlerindeki secde eserlerinden tanırlar ve öylece çıkartırlar. Allahû Teâlâ secde eseri yerlerini mahvetmeyi cehennem ateşine haram kılmıştır.

-Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin olsun ki, bugünkü günde apaşikâr olmuş, hakkını kurtarmak için hiçbirinizin yalvarıp yakarması, o dehşetli günde âsi mü’min kardeşleri arasından çıkıp kurtulan mü’minlerin, kalanlar için Cebbar-ı Zül Celâl Hazretlerine yalvarıp yakarmasına benzemez. Kurtulanlar o zaman diyecekler ki;

-Ey Rabbimiz bu kalanlar bizim kardeşlerimizdir. Bizimle beraber namaz kılar, oruç tutar, hac eder ve hertürlü ameli sâlihada bulunurlardı.’ Cenâb-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri de,

-Haydi gidin, kalbinde bir dinar ağırlığında iman ve yakîn olan her kimi bulursanız çıkartın.

Hak Teâlâ onların sûretlerini yakmayı ateşe haram edecek. Artık bu şefaat ediciler, kimi ayağının üstüne, kimi yarı inciğine kadar ateşe gömülerek içeriye dalmış bulacaklar. Tanıdıklarını çıkarıp dönecekler. Sonra Hak Teâlâ,

-Haydi bir daha gidin, kalbinde yarım dinar ağırlığında iman ve yakîn olan her kimi bulursanız çıkarın.’

Buyuracak. Yine böyle olanlardan tanıdıklarını çıkarıp dönecekler. Sonra Hak Teâlâ:

-Haydi bir daha gidin kalbinde zerre ağırlığında iman ve yakîn olan her kimi bulursanız çıkarın buyuracak. Yine böyle olanlardan tanıdıklarını çıkaracaklar.

Nitekim eğer bu dediğime inanmıyorsanız dedi Said-i Hudri; ilâve etti âyeti.

Hâsılı Nebî ve Rasûller , melekler, mü’minler şefâat etmiş olacaklar derken Cebbar-ı Müteal artık sıra benim şefaatime geldi buyuracak. Nâs’ın hesabını görmekten fariğ olur ve ümmetimden geriye kalanları ehli-nâr ile beraber cehenneme sokar, Cenâb-ı Hak. O zaman ateş ehli,

-Siz dünyada iken Allah’a ibadet edip ona hiçbir şeyi şirk koşmadığınızın sanki size ne faydası oldu?.. derler. Cehenneme girmiş olan diğerleri, bu namaz kılıp oruç tutan mü’minleri görünce:

-Siz şirk koşmuyordunuz ama bunun ne faydası oldu!.. Gene girdiniz işte cehenneme!.. diyecekler. Bunun üzerine Cebbar-ı Müteal:

-İzzet ve Celâlim hakkı için onları ben cehennemden azâd edeceğim!" buyurup, göndereceklerini onlara gönderecek ve o zavallılar oradan çıkarılacaklar.

Bundan sonra Allahû Azze ve Celle:

-Melekler şefaat ettiler, Nebi ve Rasûller şefaat ettiler, mü`minler de şefaat ettiler!.. Şefâat etmeyen bir Erhamür Rahimiyn kaldı!.. buyuracak.

Ve bundan sonra, dünyada iken hiçbir hayır işlemeyip de cehennemde kömüre dönmüş birtakım kimseleri çıkaracak.

Cennetin yolları üzerinde olup, Hayat Nehri diye tanımlanan bir nehrin içine kendileri daldırılacak. Artık Nehri Hayattan, inci gibi güzel olarak çıkıp, boyunlarında mühür halkalar gibi altınlar asılı duracak; ki ehli cennet onları, o alâmet ile tanıyıp,

"İşlemiş amelleri hayırları olmadığı halde imanlarından dolayı Allah’ın cennete ithal ettiği âzatlıları bunlardır" diyecekler. Hak:

-“Cennete girin gözünüzün görebildiği her ne varsa sizindir” buyuracak.

- Ey Rabbimiz sen âleminden hiç kimseye vermediğin bir ihsanda bulundun bize!.. diyecekler.

En nihâyet cennet ile cehennem arasında, yüzü ateşe dönük bir kimse kalır ki, o cennete girecek cehennem ehlinin sonuncusu olur.

-Ne olur Yâ Rab, yüzümü şu ateşten döndür. Kokusu beni zehirleyip duruyor, beni yakıyor!.. diyecek. Böylece adam yalvarıp duracak. Cenâb-ı Hak ona buyuracak ki:

-Peki bu senin dediğin yapılırsa, acaba başka bir şey daha istemeyecek misin? O ise,

-İzzetine yemin olsun ki hayır! diyecek. Allahû Teâlâ meşiyeti ilâhiyesi taallûk eden ahdü misakı verecek ve onun yüzünü cehennem tarafından cennet tarafına döndürecek. Yüzünü cennete doğru döndürünce cennetin güzelliğini görecek, önce bir süre istemekten hayâ ettikten sonra, Allah’ın dilediği bir süre sükût ettikten sonra,

-Ya Rab ne olur beni cennetin kapısına yanaştır. demeye başlayacak. Allahû Teâlâ’da;

-Evvelce istediğinden başka bir istekte bulunmayacağına dair bana yemin etmemiş, söz vermemiş miydin? diyecek. O da;

-Ya Rab mahlûkatının en badbahtı ben olmayayım, n’olur? diye yalvarmaya devam edecek. Bunun üzerine Allahû Teâlâ:

-“Bunu verirsem başka bir şey istemeyeceksin, söz mü?” diyecek. O da,

-“İzzetine yemin olsun ki başka bir şey isteyecek değilim” cevabını verecek. Ve Rabbının dilediği ahdi misâki verdikten sonra Rabbı onu cennetin kapısına yanaştıracak. Cennet kapısına varıp da ondaki revnak ve letâfeti içindeki nedret ve sürûru görünce gene Allah’ın dilediği kadar bir süre utancından sustuktan sonra:

-Ya Rab n’olur beni içeri sok! diye başlayacak. Allah da;

-Allah layığını versin behey ademoğlu sen ne sözünde durmaz kimsesin. Sen verdiğimden başka bir şey istemeyeceğine dair daha evvel söz vermemiş miydin?’ diyecek. O da,

-“Ya Rab mahlûkatının en bedbahtı ben olacağım” diyecek ve tekrar duaya, niyaza devam edecek. Allahû Teâlâ da ona gülecek ve cennete girmesine izin verecek. Bunu söylerken Rasûlullah,

-“Benim niçin güldüğümü sorsanıza..?" dedi. Dedi ki: Rasûlullah Aleyhi ve Sellem de böyle güldü,

-Sen Rabbülâlemin iken benimle istihza mı ediyorsun dediğinde Rabbülâlemin’in hâline güldüm. Çünkü Cenâb-ı Rabbülâlemin,

-Benim seninle istihza ettiğim yoktur. Lâkin ben dilediğime kâdirim! buyurdu. Ve Cennete girince, "temennî et" denecek; o da uzun uzun temennîlerde bulunacak; nihayet dilekleri kesilince Cenâb-ı Hak; şunu da iste, bunu da iste, şunu da iste buyuracak; ki bu şeyleri Allah aklına getirecek. Nihâyet dileklerinin tamamı kesilince, Allahû Teâlâ da,

-Bunların hepsi, bir o kadarı daha senin olsun! buyuracak.

Bu arada izah ediyor;

-Ben ehli nârın, ehli ateşin cehennemden en son çıkacak ve ehli cennetin cennete en son girecek olanını biliyorum. Bu o kimsedir ki cehenemden emekleye emekleye çıkar. Cenâb-ı Hak Teâlâ Hazretleri ona cennete gir buyurur. O kimse cennete varacak ve görecek ki cennet dopdolu kendisine yer kalmamış. Dönüp,

-Ya Rab ben cenneti dopdolu buldum’ diyecek. Cenâb-ı Hak ona:

-Git cennete gir" buyuracak. O kimse yine cennete varacak, cenneti yine dopdolu bulacak. Dönüp,

-“Ya Rab ben cenneti dopdolu buldum" diyecek. Cenâb-ı Hak ona:

-Git cennete gir. Dünya kadar ve dünyanın on misli kadar yer sana aittir" buyuracak.

Rasûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem gerideki dişleri görününceye kadar tebessüm etti, sonra,

-Ehli cennetin en aşağı menzil ve mertebe sahibi işte bu kişidir, buyurdu.

Rasûlullah Aleyhisselâtı vesselâmdan:

-Ehli cennetin en aşağı makam ve menzileti nedir?

diye sual oldu. Rabbı cevaben buyurdu ki;

-Bu öyle bir kimsenin makamıdır ki; o kimse ehli cennet, cennete ithal olduktan sonra gelir. Ona cennete gir denilir. O ise,

-Ey Rabbim herkes kendi menziline yerleştikten alacağını aldıktan sonra, bu nasıl mümkün olur? der. Cenâb-ı Rabbül âlemin ile onun arasında şöyle bir muhavere olur:

-Dünya padişahlarından bir padişahın mülküne benzer bir mülke nâil olsan razı mısın?

-Razıyım Yarab!

-İşte öyle bir mülk senin. Bir o kadar daha bir o kadar daha, bir o kadar daha, bir o kadar daha. Beşincisinde cevabı keserek,

-Razı oldum Yarabbi. der.

-İşte bir o kadar şey hep senin. Onun on misli de senin. Bir de nefsin her neyi arzu ediyorsa; gözün her neden hoşlanıyorsa hepsi de senin.

-Razı oldum Yârab. der. Yâ ehli cennetin en yüksek makam ve menziline sahipleri nasıl olur? diye sordu. Cevaben;

- Kendim için seçtiğim kullarım var ya işte onlar. Kerâmet fidanlarını kendi kudret elimle dikip mühür altına aldım. Onların hâlini ne bir göz görür, ne bir kulak işitir, ne de beşerden herhangi bir kimsenin kalbine bu konu girmiştir.

Evet, kısaca bu konudaki Hadîsler böyle. Şimdi bu hadîsleri böylece gördükten sonra Allah korkusu nedir ve nedendir noktasına gelmiş olduk.

*  *  *