İnsan Ve Sırları -2

Ahmed Hulûsi

DİRİ DİRİ GÖMÜLECEĞİNİZİ BİLİYOR MUSUNUZ?..

Diyelim ki yatıyorsunuz yatağınızda!.. an be an tükenmekte olduğunuzu farkediyorsunuz. Kâh dalıyorsunuz rüya gibi bir görüntü. Kâh eski hatıralar, kâh yeni umutlar.

Sonra bir an geliyor. Kolunuzu kaldırmak istiyorsunuz, kalkmıyor!.. O ne?.. kumanda edemiyorsunuz kolunuza!.. Felç mi geldi ne!?.. "Hey", demek istiyorsunuz ama diyemiyorsunuz!..

Kızınız bir anda üstünüze kapanıyor, haykırıyor!

-Öldü! Annem öldü!.. Anne, bırakma bizi!

Bağırmak istiyorsunuz.

-Hayır!.. Hayır ben ölmedim.

Ne çare!.. Ne ağzınızı oynatabiliyorsunuz, ne de sesiniz çıkıyor!..

Bu arada odaya doluşuyor yakınlarınız. Hepsi gözü yaşlı, hepsi kederli, hepsi göğüslerinde yumru yumru düğümler!..

Doktor?.. Ne yararı var?!..

Başınızda toplananlara karşılık, kendinizde bir serbesti hissediyorsunuz!.. Ayağa kalkıp odada dolaşmaya başlıyorsunuz!..

Onlara demek istiyorsunuz, "ben ölmedim, aranızda dolaşıyorum, yavrum kızım ne olur ağlama!" Ama boş!.. İrtibat kesik!..

Kızınız, yakınlarınız perişan halli; ağlayış-haykırışları sizi de oldukça perişan ediyor!..

Bir şeyler yapmak, onlara ulaşmak istiyorsunuz, mümkün değil!.. Ne dokunabiliyorsunuz; ne konuşabiliyorsunuz; ne de herhangi bir eşyayı oynatabiliyorsunuz!..

Oturuyorlar, başucunuzda dualar etmeye başlıyorlar. Hakkınızda konuşmaya koyuluyorlar, şöyle iyiydi, böyle iyiydi!..

Sonra bu fasıllar bitiyor. Sizi yıkıyorlar ve tabuta koyuyorlar. Bunları hep görüyorsunuz!..

Ve sizi yüklenip mezara getiriyorlar. Açılmış bir mezar ve...

DİRİ DİRİ MEZARA KONUYORSUNUZ!. DİRİ DİRİ GÖMÜLÜYORSUNUZ!..

Şu andaki mevcut aklınızla, idrâkınızla duygularınızla yaşayan biri olarak!.. Ve üstünüze atılan toprakla beraber orada toprağın içinde hapis kalmanın korkunç ızdırabını tatmaya başlıyorsunuz!..

Hatırlayalım şu meşhur hadîs-i şerîfi:

-İNSANLAR UYKUDADIRLAR; ÖLÜMÜ TADINCA UYANIRLAR!..’

Hazreti Osman radıya’llâhu anh bir kabrin başında durduğu zaman sakalı ıslanıncaya kadar ağlardı. Kendisine, “Cennet cehennem anılınca ağlamıyorsun da, burada mı ağlıyorsun?” denildiğinde ise şu cevabı verirdi:

Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

-Kabir, âhiretin konak yerlerinden ilk konak yeridir. Eğer ondan kurtulursa kişi, gerisi daha kolaydır!.. Şâyet kurtulmazsa, gerisi daha ağırdır!.. Her ne (korkunç) manzara gördüm ise, kabir ondan daha korkunçtur"!.. (Tırmizî)

Kişi beden üzerindeki tüm tasarrufundan kesildi; beyin durdu; ve bozulmaya yüz tutan beden mezara konuldu. Sonra.

İbn-i Ömer radıya’llâhu anh’tan şöyle naklolunuyor:

-Ölünün dünyadan alâkası kesildiği zaman, oturma yeri kendisine gösterilir; cennet ehli ise cennet ehlinden olarak; ve cehennem ehli ise cehennem ehlinden olarak. Ve sonra "Allah seni kıyâmet gününde yeniden mahşere kaldırıncaya kadar oturma yerin işte burasıdır" denilir.

Evet bu kabirde, kıyâmete kadar kalma olayını daha geniş görelim şimdi de:

Ebû Hureyre radıya’llâhu anh naklediyor:

Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

-Ölü -ya da sizden biri- defnedildiği zaman ona siyah ve mavi iki melek gelir! Birine Münker, diğerine Nekir denir. Müteakiben o iki melek sorar:

-Bu adam hakkında ne dersin?..

Bunun üzerine o (yaşarken ki) kanaatini aynen söyler:

-O Allah’ın kulu ve rasûlüdür. Allah’dan başka ilâh olmadığına ve Muhammedl’in de O’nun kulu ve Rasûlü olduğuna şehâdet ederim.

Bunun üzerine o iki melek:

-Senin böyle söylediğini esasen biliyorduk.’ derler. Sonra onun kabri yetmiş arşın kare genişletilir, sonra aydınlatılır ve kendisine "Uyu" denilir. O da,

-Dönüp aileme haber vereyim mi?’ der,

melekler de:

-Gelin-güvey gibi uyu ki, onu ailesinden en çok seven kişi uyandırır’ derler.

O kişi, Allah onu yatağından mahşere kaldırıncaya kadar (uyur).

Şayet münâfık ise:

-İnsanların “Ona Rasûldür” dediklerini işittim ve ben de aynı şeyi söyledim. Ama bilemiyorum?.. diyecek.

Bunun üzerine o iki melek:

-Senin esasen böyle söyleyeceğini biliyorduk’ diyecekler. (Sonra toprağa) “çullan üzerine” denilecek. Toprak onun üzerine çullanır; yan kaburga kemikleri yerlerinden oynar ve Allah onu yatağından mahşere kaldırıncaya kadar toprakta devamlı azâb içinde kalır!’ (Tırmizî)

Tüm yaşamınızda, kendinizi bir beden kabûl etmenizin tabiî sonucu olarak ister istemez yaşanacak kaçınılmaz sondur bu!..

Nasıl rüyanızda bütün gün kafanızı meşgul eden şey, otomatik olarak rüyanıza girer ve o şeyden rüyanızda kurtulamazsınız!..

Nasıl görülen kâbusu değiştirmek elinizden gelmez ise. Yaptıklarınızın ya da yaşadıklarınızın tabîi sonucu ise kâbus; aynı şekilde, kabir hayatı da, dünyada yaşadıklarınızın, edindiğiniz duyguların ve şartlanmaların otomatik olarak görülecek sonuçlarının, yaşandığı bir ortamdır!

Eğer dünyada şuurlu bir şekilde, bedenle ilişkiniz kesilerek yaşamınıza devam edeceğiniz kabir hayatına hazırlanmamışsanız; kaçınılmaz bir şekilde bu âkibet ile karşılaşacaksınız!..

Burada bir sual gelir akla. Mezara gömülen, bu âkıbet ile karşılaşacağına göre, mezara gömmesek de yaksak?..

Yakmak daha da korkunç netice verir!.. Zîrâ kabirde belki elli, belki yüz belki ikiyüz sene, beden çürüyüp dağılana kadar bu ızdırap çekilecek. Ama yakılırsan..? Diyelim ki, cesedin yakılıyor!.. Sen esasen ölmemişsin, yaşıyorsun!.. Bu durumda yandığını görüyorsun ve bunun mânevî azâbını yaşıyorsun!.. Rüyada yandığını düşün bir kâbus hâlinde!.. Ve yanma olayı ile birlikte sayısız kereler aynı olayı yaşayarak sürekli bir azâb sözkonusu senin için!.. Belki ta kıyâmete kadar!..

Ya da suya attılar. Düşün rüyada suda boğulma hâlini!..

Yine en ehveni, toprakta bedenin çürüyüp yok olması!.. Ki bu tarz dince gelenekleştirilmiş!..

Ya bütün ölenler kâbirde hapis mi?..

Hayır!..

Ölenler iki gurupta mütalâa edilir:

1-Gruptan olanlar "Şehitler" yani "fiysebilillah Allah için" can vermiş olanlar. Ve dünya hayatı içinde iken "Ölmeden önce ölmek" sırrını yaşamış olan veliler!.. Bunlar ölümle birlikte ilk anda mezara girerler burada meleklerle karşılaşıp, gereken imtihandan geçtikten sonra kıyâmete kadar hürriyetleri verilir ve serbest olarak gezer dolaşırlar.

2-Grup. Bunlar çeşitli eksiğiyle kusuruyla yaşamış olan Müslümanlar ile gayrımüslimlerdir. Birinciler belli bir kabir azâbından sonra cennetteki yerlerini görmek suretiyle müjdelenirler ve kıyâmete kadar uyurlar. Güzel rüyalarla yaşamlarını devam ettirirler gene kıyâmete kadar. Diğerleri ise kabir azâbından sonra uyurlar ve kâbus türü rüyalarla kıyâmete kadar orada yaşarlar!..

Kişi, ölümü tadıp, dalga bedeniyle başbaşa kalıp, mezara konulduğu anda çok büyük azâb çeker. Niçin?

Düşünün. Normal şartlarda, gündüz şu biyolojik bedenle yaşıyorsunuz. Ama buna rağmen uyuduğunuzda, görmekte olduğunuz rüya ve kâbusta, kendinizi nasıl hissediyorsunuz?.. Bu ruhbeden ya da manyetik-beden diyebileceğimiz bir yapı ile değil mi?..

İstediğiniz kadar siz gündüz fizik bedenle yaşamış olun, rüya devresinde bu bilinciniz hiçbir işe yaramıyor!.. Ve kendinizi, o rüya içinde sanki bir manyetik bedenmiş gibi hissetmekten alakoyamıyorsunuz!..

İşte bu sebeple de, gördüğünüz kâbuslar, o "ruh beden" sanısı içinde olan size cehennem hayatı yaşatıyor.

Oysa, o anda biyolojik bedeninize hiçbir zarar verilmiyor; belki de kuştüyü yastık, pamuk yatak üstünde, atlas yorgan altındasınız!..

Normal şartlarda beyniniz hangi şartlanmaların tesiri altına girmiş ise. Beyniniz hangi ışın tesirleri altında, hangi tür düşünceleri oluşturacak biçimde açılmış ise. Ne tür duygularla kayıtaltında iseniz. Bunların sonucunda oluşacak güzel rüyalar ya da kâbuslar içinde olursunuz uykunuzda!..

"ÖLÜM UYKUNUN KARDEŞİDİR!.."

İşte ölümötesi yaşantının bir kısmı da bu türdendir!

Beyinde şu anda mevcût olan tüm açılımlar ve bunun neticesinde sizin kendinizde bulduğunuz ya da farkında olamadığınız tüm özellikler aynen astral bedeninize ya da bir diğer ifade ile ruhunuza yüklenmiştir!..

Ölüm denen olayla birlikte yaşamınız, bu “bir tür hologramik ışınsal beden” bilincinde, son andaki şuur düzeyinizle devam eder. Bir farkla ki:

Dünyada, beyinin madde şartları dolayısıyla perdelendiğiniz pek çok şeyi, bu "ruh beden" boyutunda apaçık görebilirsiniz.

Yani GÖRÜŞÜNÜZ KESKİNLEŞİR!..

İşte bu durumda, içinde bulunduğunuz şartları, geleceğe dönük olarak başınıza gelecekleri, dünyanın âkibetini çok iyi farkedersiniz!..

Ve dahi farkedersiniz ki dünya yaşamı sırasında belirli güçleri elde edememişsiniz!.. Ve "beyin" sermayesini, "yükleyicisini" de bir daha asla elde etmek mümkün değildir!..

Her ruhbeden-manyetik beden ancak kendi beyni tarafından açılımlara erişebilir ve bir başka beyin tarafından yeni açılım alamaz!..

Bu sebeple, öldükten sonra, yani beyniniz çalışmaz hale geldikten, bozuma geçtikten sonra, artık yeni imkânlar elde etmenize olanak kalmamıştır!

Bu gerçekleri o anda idrâk ediş, kişide öyle bir pişmanlık meydana getirir ki, bunun târifi asla mümkün değildir!..

Önünüzde sonsuz bir yaşam!.. Siz ise tüm imkânlarınızı beyninizle birlikte dünyada bırakıp; ne toplayabilmişseniz onunla bu yaşamın eşiğindesiniz!..

Ve artık sizin için yeni bir dünya başlıyor!..

Ne var ki, bu dünyada, aynen rüyada olduğu gibi olaylara isteğinizce yön verebilme imkânından mahrumsunuz!.. Dünya yaşamında o yeteneği elde edemediğiniz için, bugün artık tamamıyla o ortamın olaylarına tâbisiniz!..

Ve hazırlanamadığınız ölçüde buyurun sonu gelmez, uyanılmaz kâbuslara!..

İşte, "kabir cehennemi", diye anlatılan âleminizin oluşuş şekli.

O yüzden Hz. Rasûlullah diyor ya;

"Kişi mezara girdiği zaman öyle bir haykırışla haykırır ki; arşa kadar bütün varlıklar işitir; insden ve cinden maâda".

O içinde bulunduğu pişmanlıkla! O kişiye her gün kabrinde cehennemden bir pencere açılır, sen cehennemliksin senin gideceğin yer burasıdır, cennetten de bir pencere açılır cennet gösterilir. Sen burayı kaybettin denir ve bu şekilde ona büyük bir azâb olur.

İşte bu da kendisinin elde edeceği kuvvetlerle varacağı cehennemin müşahedesi ile olur!.. Bu, avâmın durumudur!

Ve yahut da bu kişi mü’min birisi ise, yani belli çalışmalar yaparak gitmişse, aksine o da hem cennette gideceği yeri görür; hem de cehennemden kurtuluşunu görür!

Ona da hadisin öbür şekli karşılık verir!.. Sen cehenneme gidecektin, fakat yaptığın şunların karşılığında bu cehennemden azâd oldun denir! O da cehennemdeki yeri görür, fakat kurtulmuştur!..

Cennet ve cehennem bundan sonra konumuza giriyor.

Burada, kabir cenneti veya kabir cehennemi târif ediliyor. Hakiki cennet ve cehennem değil!.. Bunu, yâni cennet ve cehennem bahsini daha ilerde inceleyeceğiz.

Bir de burada belli ruhâni güçler elde etmiş olanlar var. Berzah âleminde.

Meselâ, veliler!

Bu yüksek dereceli veliler; yani hakikate ermiş, hakikatı yaşama durumuna girmiş; terkip değişiklikleri oluşmuş ve bu terkip değişiklikleri sonunda, kendindeki bazı ilâhî kuvvetleri keşfetmiş ve o kuvvetlerle tahakkuk etmiş olanlar var!

Bunlar, o âlemde kendi aralarında görüşürler. Bir araya gelirler, çeşitli konularda fikir alışverişi yaparlar, birbirlerine kendilerindeki değişik tecellileri anlatırlar; değişik müşahedeler üzerinde tartışmalar yaparlar.

O âlemin kendine has bazı işlemleri vardır. İşlemler üzerinde de belli bir vazife taksimi vardır, bunların ileri gelenleri arasında.

O âlemde belli düzeye gelmiş, belli konular açılmış, belli noktalarda takılmış gibi kişiler vardır.

Bunların orada eğitimi yapılır. Yani onlar orada eğitilir, belli şeyler idrâk ettirilmeye çalışılır. Anlayamadığı noktalar atlatılır vs. Onlarda böylece bir durumda devam eder. Yâni oranın da kendine göre belli bir idare kadrosu vardır. Nasıl dünyada, 4’ler, 7’ler, 3’ler, 40’lar diyoruz! Bunun mukabili olan, oranın da kendine has bir kadrosu vardır.

*  *  *