İnsan Ve Sırları -2

Ahmed Hulûsi

NİÇİN VAHDETE DEĞİNDİK?

Çünkü esas olarak, olay iki cephelidir.

Birinci yan, Allah’ın âleme bakışı!

İkinci yan, insan’ın Allah’a bakışı!..

Allah’ın insana bakışı yukarıdaki birçok âyet ve hadîs-i şerîfte olduğu üzeredir. İnsan`ın Allah`a bakışı ise ne türlü olmalıdır ve bu nasıl gerçekleşir. Bunu kitabın değişik yerlerinde anlatmaya çalıştık. Ayrıca "KENDİNİ TANI" isimli kitapta da bu konuya daha detaylı bir şekilde yer verdik.

Burada hemen "kader" babından sonra özellikle "vahdet" konusundan kısaca sözetmemiz, kişinin “robotsal” yanı ile birlikte; “en şerefli” yani "ahseni takvim" olarak "HALİFE" yanının da bulunmasına işaret etmek istemekliğimizdir. Zîrâ konu asla tek yanlı olarak mütalâa edilmemelidir.

Kim bu konuyu tek yanlı olarak mütalâa ederse, mutlak yanılgı hâlindedir ve mahrumlardandır!..

Ya işin zâhir yönünden mahrumdur; ya da işin bâtın yönünden mahrûmdur!

Oysa Zâhir-Bâtın O’dur!..

Öyle olunca, hangisinden mahrûm olursa olsun, birinden mahrûm olan, O`ndan mahrûm olmuş olur!..

Öyle ise bize düşen, Varlığa hem "zâhir"i yönünden hem de "bâtın"ı yönünden; yâni, hem şuur boyutu itibariyle, hem de ışın-madde silsilesi boyutu itibariyle âgâh olmaktır.

Eğer, işin bu yönünün farkında olmazsak, kendimizi sadece hüküm altında ezilen bir "robot" gibi düşünürsek; öylesine büyük nimetleri tepmiş oluruz ki; bunun vereceği pişmanlık, en azıyla fizik cehennem kadar bize azâb verir gelecekte!..

Esasen...

Bu kitapta, "KADER" bahsinde bugün için, her eserde bulamayacağınız kadar ağırlıklı olarak durduk. Zirâ, bu konu, bugün hiç bilinmemekte ve netice olarak da farkında olunmadan TEVHİD akîdesinden sapılmaktadır.

Buharîde, Râbiâtu’bnu Ebî Abdurrahman radıya’llâhu anh’ın şu sözleri yer almaktadır:

-Kendisinde herhangi bir ilim bulunan kimsenin kendini zâyi etmesi (yani ilmini açıklamaması) lâyık değildir!..

Bu arada sahabenin önde gelenlerinden Ebû Zerr’i Gıfarî radıya’llâhu anh’ın ensesini göstererek şöyle buyurduğu nakledilir:

-(Beni öldürmek için) kılıcı şuraya koysanız, ben de Resûllulah`dan işitmiş olacağım bir sözü, siz işinizi tamamlayıncaya kadar infaz edebileceğimi yani ilân edebileceğimi bilmem, hemen açıklarım.

Esasen imanın şartlarından birisi olan KADERE İMAN için, evvela onun ne olduğunu bilmek gerekir. İnsanın bilmediği bir şeye zaten iman etmesi düşünülemez.

Şayet Rasûlullah, size deseydi "TANGU"ya imân edin; diyecektiniz ki;

-İyi ama ‘Tangu’ nedir onu bize anlat ki; bilelim ve ona imân edelim. Bilmediğimiz bir şeye imân etmemiz mümkün değildir ki!..

İşte KADER`in ne olduğunu da Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem en muteber hadis kitaplarında, yukarıda okuduğunuz gibi anlatıyor.

Siz şimdi Hazreti Rasûlullah`ın bu anlattıklarını ya kabul edersiniz, ya etmezsiniz. Artık bundan sonrası sizin bileceğiniz iştir!..

Zîrâ, kader konusuyla ilgili hadîsleri nakletmek zaruridir; çünkü insanlar neye iman etmek durumunda olduklarını bilmelidirler.

Bu hadîsler, kendi doğrultuları istikametinde, izah da edilebilirler. Yorumlanabilirler.

Ama asla tartışılmamalıdırlar!..

Ebû Hureyre radıya’llâhu anh’ten nakledilmiştir:

Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem bize çıkageldi. Biz, kader hakkında münakaşa ediyorduk!.. O kadar kızdı ki, yüzü kıpkırmızı oldu!.. Sanki yanaklarına nar suyu sıkılmıştı!.. Ve şöyle buyurdu:

-Bununla mı emroldunuz. Bununla mı ben size gönderildim..? Sizden önceki ümmetler ancak bu mesele hakkında çekiştikleri için helâk oldular!.. Kesin kararlıyım!.. Bu hususta sizi münazaâdan (münakaşadan) uzak tutmaya, kesin kararlıyım!.. (Tırmizi)

Arapça orijinalinde özellikle "Münakaşa" anlamına olan "nizâ" kökünden bir kelime ile geçmesine ve yukarıda tercümesini verdiğimiz şekilde ifade edilmesine rağmen; maalesef bazı kitaplarda bu cümle şöyle tercüme edilmiştir:

-Yemin ediyorum, bu hususta konuşmamak için, yemin ediyorum.

Evet. Bize düşen aklımızı başımıza toplayıp, Hazreti Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem’in buyurduklarını aynen kabûl etmek ve artık bu imân etmemiz gereken konularda münakaşaya girmemektir!..

Kim ki bu hadîs-i şerîfler konusunda münakaşaya, nizâ’ya girer; muhakkak ki kendisine helâka yol açılır!..

Evet aklımızı başımıza toplayalım dedik.

Ne yazık ki; bugün bazı “şeyhler” aklı küçük görüp, terkettirmekte; ilmi küçümsemekte, hatta “bugün yeryüzünden ilim kaldırılmıştır” diyerek kendi câhilliklerini itiraf etmektedirler!..

Oysa, gerçekten son derece değerli bir çalışma yapmış olan İslâm âlimlerinden İmamı Gazalî, "ihya" isimli dört ciltlik eserinin birinci cildinde “Aklın hakikatı ve kısımları” bahsinde “AKIL” için şu hadîs-i şerîfi, Tırmızî’den şöyle nakletmektedir.

Hz.Rasûlullah Efendimiz:

-Allahû Teâlâ AKILDAN daha değerli bir şey yaratmamıştır!.. buyurmuştur.

Yine Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem Hazreti Âli’ye hitâben şöyle buyurmuştur:

-İnsanlar güzel ameller ve iyilikleriyle yaklaşıyorsa Allahû Teâlâ’ya, sen de AKLIN ile yaklaş!..

Yine Hazreti Rasûlullah Ebû derdâ radıya’llâhu anha şöyle demiştir:

-AKLINI ARTTIR Kİ ALLAH`A YAKLAŞASIN!..

-Anam babam sana feda olsun yâ Rasûlullah, aklımı nasıl arttırabilirim ki?..

- Allahü Teâlâ’nın yasaklarından kaçın, emirlerini tut!.. Ki böylece akıllı olasın.’

Yine Hazreti Ömer, Ebû Hureyre ve Ubeyy b. Kâb radıyallâhu anhüm hazretleri huzuru Rasûlullah`a gelerek Sâid b. Müseyyeb`den rivâyet edildiği üzere şöyle sordular:

-Yâ Rasûlullah!. İnsanların en âlimi kimdir?..

-Akıllı olandır!..

-En çok ibadette olanı kimdir?..

-En çok akıllı olan!..

-İnsanların en faziletlisi kimdir?..

-En akıllı olan!

-Yâ Rasûlullah, akıllı kimse, mürüvvet sahibi, cömert, konuştuğunu bilen ve hatırı sayılan kişi değil midir?..

-Bütün bu saydıklarımız dünyalık ve dünyaya ait şeylerdir. Âhiret ise korunanlarındır."

Başka bir hadîs-i şerîfte de Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

- AKILLI, Allahû Teâlâ’ya imân edip, Rasûlü’ne inanan ve emirlerini yerine getirendir."

Evet, yukarıdaki hadîste ashabın sordukları özellikler, kişide dünya yaşamı ile alâkalı özelliklerdir.

AKIL ise, esas yapısı itibariyle geniş boyutlarda düşünebilmeyi, düşündüklerin değerlendirebilmeyi, ölümötesi yaşamı idrâk etmeyi ve bu idrâkın gerektiği şekilde ölümötesine hazırlanabilmeyi sağlar.

İşte bu sebeple insan "akıl" ile "iman" şerefine ulaşır.

Akıl ile Allah’a ulaşılır!.. Kim "aklı" ve "ilmi" inkâr ederse, o ancak cahildir ki; "Allahü Teâlâ onu cehil batağından kurtarıp, ilim ile şereflendirsin, akıl ihsan eylesin" demekten başka bir şey elimizden gelmez!..

Demek ki;

Cenâb-ı Hak’kın yarattığı en değerli şey olan aklımızı değerlendirecek, idrâk edemesek bile Hazreti Rasûlullah Aleyhi’s-selâm’ın dediklerini aynen kabul edecek ve bu konuda nizâya girmekten, münakaşaya girmekten kesinlikle kaçınacağız.

Evet, KADER mevzûunda açıklamaya çalıştığımız bu bilgileri gene Hazreti Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den nakledilen şu Hadîs-i KUDSî`ler ile noktalayalım...(4)

-KİM RAZI OLMAZSA BENİM KAZAMA VE KADERİME, BENDEN BAŞKA RAB ARASIN!... (Beyhakî veibn-i Neccar Enes radıyallâhu anhdan nakletmiştir).

Ebû Hind ed-Dârî radıyallâhu anh’ın Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellemden rivayetine göre Allahü Teâlâ şöyle buyurmuştur:

-KİM HÜKMÜNE (kazama) RAZI OLMAZSA VE BELÂMA SABRETMEZSE, BENDEN BAŞKA RAB ARASIN!.. (Taberânî)

 

Aslında bu kitabımız, pek çok konuyu toparlayıcı bir kitap olduğu için; konuların çok detaylarına dalmak istemedik. Derinlemesine olarak her şeyi izah edip; bu şekilde varlığı görmeye alışmamış akılları, haddinden fazla zorlamaktan kaçındır.

Bu sebeple bu kitapta etraflı olarak açıklamadığımız diğer hususları, inşâallah ileride çıkarmak nasip olursa diğer kitaplarımızda beyân edeceğiz.

(4) KADER konusunda geniş açıklamamız 150 dakikalık “KAZA ve KADER” isimli video kasette ve “AKIL ve İMAN” isimli kitabımızın “Kadere İman” bölümünde mevcuttur. A.HULÛSİ

*  *  *