İnsan Ve Sırları -2

Ahmed Hulûsi

"ABD VE RÂSÛL" OLUŞUNA ŞEHÂDET NE DEMEKTİR?

Evet böylece “Eşhedü en lâ ilâhe illâllah” diyebilirsek; “Eşhedü en lâ ilâhe illâllah”dan sonra bizim üzerimize bir görev daha düşer...

Ve eşhedü enne muhammeden Abduhù ve Rasùluhû” diyebilmek.

Ve eşhedü” şehâdet ederim ki “enne” kesinlikle bu böyledir. Yâni, bu şehâdeti öyle bir ederim ki, kesinlikle bu şehâdetim geçerlidir, şaşmaz!.. Muhammeden Abduhù ve Rasùluhû- “Muhammed” O’nun kulu ve Rasùludur!

Muhammed” isminden kasıt müsemmâdır!..”Muhammed” ismiyle kastedilen varlık!..Bu isimle kastedilen varlık, önce “kulu” dur, sonra “Rasùl”ü!..

Burada “Kul” luk, “Rasùl”lükten de üstündür ki, öne alınmıştır...

Düşün ki, Rasùlluk!..

“Ben gelmiş geçmiş bütün Rasûllerin içinde öne geçirilmişim” diyor...

Rasûllükten daha üstün yüksek mertebe yok; bir de bütün gelmiş geçmiş Rasûllerin önüne geçiriliyor!...

Ve bu Rasûllükten daha üstün olarak,”kul” luk yönü öne geçiriliyor!..”Abd” iyet yönü!..Yani,”abduhû” deniyor!..

Muhammed ismi ile müsemmâ olan mânânın, ”kul” luğu ne demektir?

Muhammed “abduhû” deniyor...

Bir kere “ abdiyet”, “Hû”ya bağlanmıştır!..

Hû”, hüviyeti gösterir...

ABD” iyeti “”viyetidir mânâsı burada gizlidir!...

Yâni, Allah’ın hüviyetinekul” dur, demektir bu!..

Allah’ın hüviyetinin kulu”dur, demek; “ef’âl mertebesiyle, esmâ mertebesiyle, sıfat mertebesiyle ve de sıfat mertebesinin hüviyeti olan Zât mertebesine câmidir!” demektir...

Neticede bilerek ve bilmeyerek, Kelime-i şehâdet’i söyleyen herkes, Hz.Muhammed’in ef’âl, esmâ, sıfat ve zât mertebelerine câmi olduğunu itiraf etmektedir; ama bilinçli olarak, ama bilinçsiz olarak!...

“Hù”viyetin “abd”ı olması hâli, bütün gelmiş geçmiş Rasûller arasında , bir tek “Muhammed” isminin müsemmâsı olan mânâda müşâhede edilir!..

Hüviyeti bir şeyin, o şeyin zâtıdır!.Bir şeyin hüviyeti, o şeyin zâtına işaret eder, o şeyin zâtını gösterir!...İlâhi hüviyete bağlanması; İlâhi Zât’ı, zâtında müşâhede etmiş olmasından dolayıdır!..

İlâhi Zât’ı zâtında müşâhede eden ilk beşer Hz.Muhammed Aleyhissalâtu Vesselâm’dır!..

Bu yönden de O’nun mertebesi, târifi mümkün olmayan, eşsiz bir mertebedir!

Hiçbir Rasûl , onun yanında ismini geçiremez!

Hz.Muhammed’in vârislerinin de O’nun bu mânâsının vârisi olması hasebiyle, diğer Nebi ve Rasûllerin arasında geçer adları, mânâ âleminde!

O’nun vârisleri kimlerdir?

O’nun vârisleri ancak “İNSAN-I KÂMİL”lerdir!..

İnsan-ı Kâmil”ler umùmi mânâda anlaşılan “kâmil insanlar” değildir!..

İNSAN- KÂMİL” ler, Gavsiyet mertebesini dahi ihrâz eden , yüksek kemâlât sahibi, Devrinin “Zât” larıdır!..

Ve varlık onlar üzerine dönmektedir ve onların hükmüyle yürümektedir!..

İşte bu yüzdendir ki, bu “Abduhû” kelimesindeki “Hù”, her ne kadar zâhirde , avam anlayışında “Hù”ki O “ diye Allah’a işaret gibi yorumlanırsa da; gramer kaidesine göre o anlama geçerse dahi; hakikat müşâhedesinde, oradaki “Hù”, hüviyete işaret eder, İlâhi Hüviyeti kasteder!..

İlâhi Hüviyetin kullluğunu; yâni, âlemde esmâ, sıfat, zât mertebelerini ihrâz etmeğe dayanır!..

İşte bundan sonra, ”Risâlet” gelir...Risâleti ne demektir?..

Risâlet’in mânâsı, Ulùhiyetin hükümlerini; Ulùhiyetin beşeriyetin ebedi saadetine dönük emirlerini, ef’âl mertebesinde ortaya koymaktadır!..

Ef’âl mertebesinde Ulùhiyetin hükmü ve gereği olan yeni emirleri ortaya koymak Risâlettir!..Ve bu ef’âl mertebesinde gerçekleşir!..

Ve böylece kişi, bu şehâdeti getirdikten sonra yani Hz.Muhammed’in abdiyet ve risâletine de şehâdet ettikten sonra İslâm olmuş olur!

Zâhirde, bu kelimeyi söylemesi , ona “müslüman” denmesine yol açar.

Hakikatte bu şehâdeti yapmış olması da,

Kim vechini İslâm’a teslim ederse o muhsinlerdendir”,

âyetiyle işaret edilen mânânın kendisinde açığa çıkmasıyla mümkün olur.

Muhsin”, Allah’ın isimlerinden bir isimdir. Esmâ-ül Hüsnâ ‘da yoktur... ”vechini İslâm’a teslim etmesi” yani, vechinde Allah’tan gayrının olmadığını itiraf etmesidir!..

Çünkü zaten “ne yana başını döndürürsen Allah’ın vechini görürsün” diyor ya!..Ne yana bakarsan, “Onun vechini “ gördüğün gibi, başkası da ; senin “vech”in , Allah’ın “vech” i olması hasebiyle; “Sen” de AllahVech” ini görür...

İşte böylece Kelime-i Şehâdet’i getiren ; emaneti sahibine iade etmiş, ”hain” damgası yemekten kurtulmuş ve de “vech” ini Allah’a teslim etmiş olur!

Risâleti böylece açıklamaya çalıştıktan sonra şimdi de nübüvvet ve velâyet üzerine birkaç söz edelim...

Önce, Nübüvvet ve Risâlet nedir, onu anlatalım...

*  *  *