İnsan Ve Sırları -2

Ahmed Hulûsi

DİN NEDİR?

Din, ilâhi hükümdür, dedik...

Din, hükümler bütünüdür ve bu hükümler, ilâhi olmak mecburiyetindedir!...Beşeri hükümler olmaz!...

Niye?...Çünkü, bütün beşeri hükümler, beşeriyeti meydana getiren terkibler istikametinde-doğrultusunda meydana gelir ki; bunlar da seni neticede, yine terkibe götürür!..

Ancak, ilâhi dediğimiz zaman, burada terkib söz konusu değildir!..Çünkü ilâhi hükümler bütünü, neticede, ilâhi ahlâkla “Allah’ın ahlâkıyla” ahlâklanmaya yol açar!

Nitekim, “Din nedir?” sualine, “Din mekârimi ahlâktır”, ahlâkın mekârımıdır, yâni tam kemâle ermiş hâlidir, yâni “Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmaktır”denerek cevap verilmiştir.

İşte bu yüzden ilâhi hükümler bütünüdür.

Bu ilâhi hükümler , 4 yönde mütalâa edilebilir...

Birincisi, kişinin tabiatına yönelik ilâhi hükümler...

İkincisi, terkibiyetine yönelik ilâhi hükümler...

Üçüncüsü, nefsinin hakikatını bilmeye yönelik ilâhi hükümler...

Dördüncüsü de zâtını bilmeye yönelik ilâhi hükümler...Bunlardan dördüncüsü, sadece Ümmeti Muhammed’e, yâni Hz.Muhammed Aleyhi’s-selâm’ın ümmetine gelmiş hükümlerdir!...

Bu lütfa mazhar olmuş kişiler, Hz.Muhammed’in ümmetidir!.. Daha önceki hükümlerse diğer Nebî ve Rasûllerde varolan kemâlâttır!..

Bir kişi, tabiatından kurtulma istikametinde belli çalışmalar yaparak ; tabiatının hükmünden çıkmak için birtakım çabalarda bulunur...Bu onu, kendi tabiatını değiştirme yolunda, belli çalışmalara götürür ve bunun neticesine erdirir; ama bu kişi, hiçbir zaman ilâhi hakikatı bulamaz, bilemez ve bu kişi cehennemde olur ister istemez!..

Çünkü bir kere; dinin getirdiği , sadece tabiata yönelik çalışmalar mıdır, değil midir, burayı araştırmak lâzım!..

Dinin getirdiği tabiata yönelik çalışmalar, ruhâniyeti güçlendirme ve tabiat ateşinden kurtulma yollu iki türlü netice hâsıl eder.

Ruhâniyeti güçlendirme yolundaki çalışmalar eğer yeterli değilse, bu kişi cehennemde bir hayli azâb çekecektir..

Bedeni tabiata bazı hâkim olma usülleri, mutlaka bir tür hologramik bedenin yani ruhun cennete gidiciliğini kazandırmaz..

Dünyada, bazı normal insanlarda görülmeyen olağanüstü hâlleri kazandırır insana ama ona rağmen o kişi neticede, gerekli ruhâniyeti kazanamadığı için cennete gidemez!..

Cennete gidici, ruhâniyeti sağlayıcı işler ancak bu ilâhi emirlerle bildirilen fiilllerdir...

İkinci olarak terkibe yönelik dedik...Terkibe yönelik hükümler; ilâhi ahlâkla ahlâklanmaya yönelik çalışmalardır...Yâni Allah’ın ahlâkıyla!..

Sendeki ahlâk, çeşitli ilâhi isimlerin ,varlığını meydana getirmesiyle oluşmuş olan bir terkibsel ahlâktır!..Ama bu isimler , senin varlığında birleşmiş hâliyle , senin rabbın hükmündedir ve sen rabbının hükmünden dışarı çıkamazsın...Normal yaşantın itibariyle!..

Senin mevcùdiyetine meydana getiren bu isimler, sürekli, seni belli bir görüş üzerinde muhafaza eder!..

Halbuki ise sen ilâhi ahlâk ile ahlâklanmaya başladığın zaman, daha evvelki yaşantında mevcut olan duyguların, düşüncelerin, idrâkın değişmeye başlar!..Görüşün gelişmeye başlar ve açılır!...Bu ilâhi hükümler olmadan, bulunamaz-bilinemez!.. Ancak ilâhi hükümlerin bildirilmesiyle bu bilinir, anlaşılır!..

Nefsin hakikatını anlamaya yönelik hükümler; varlığın hakikatıyla özdeşleşmek değildir!..

Yâni, “bütün bu âlemde mevcut olan ilâhi kuvvetler, birtakım tabîi kuvvetler, benim varlığımı meydana getiren kuvvetlerdir; öyleyse benim aslım ve hakikatım ve kâinatın aslı ve hakikatıyla aynıdır” gibisinden bir biliş , belli bir felsefi araştırma sonunda oluşur ama bu oluşma hiçbir zaman nefsin hakikatını bulma değildir!..

Çünkü bu türden bir bulma, efal mertebesinde nefsin hakikatını bulmadır!..Kâinat içindeki kendini buluş, kâinatla kendini özdeşleştiriş, evren bilinciyle kendini özdeşleştiriş, nefsin hakikatını ef’âl mertebesinden buluştur!..

Halbuki nefsin hakikatını, sıfat mertebesinden bulmak gerekir...

Bu da ancak ve ancak gene İlâhi Din olan , İslâm’ın hükümleriyle bilinebilir-bulunabilir ve yaşanabilir..

Nihayet “Zâtının hakikatını bulma” , dedik!..Zâtının hakikatını bulabilme hâli de yine Hz.Muhammed’in ortaya koyduğu, ilâhi hükümler doğrultusunda, tebliğ ettiğ, hakikatlara dayanır!..

Netice olarak, ”kişiyi saadete götüren yol dindir”, dersek bu eksik ve yetersiz bir târif olur..”Kişiyi ilâhi saadete götüren yoldur” demek gerekir; veyahutta “kişiyi saadete erdiren ilâhi hükümler bütünüdür” demek gerekir. Çünkü bu, ilâhi hükümlere uymak sùretiyle, kişi gerçek saadete erer!..

Aksi takdirde “tabiat saadetini” yaşar ki bu da dünyadaki “tabii saadettir”, ölüm ötesi hayatta da bunun karşılığı “cehennem” denilen azâb ortamıdır!..

Önce, insanın, fizik yollu oluşumu bahsini anlattık..

Sonra “insan” ismi altındaki “Hak”kın varlığından söz ettik...

Ve bu söz edişimizin neticesinde, “İslâm’ın, Din’in ne olduğu” noktasına geldik..Yani din niye çıkmış? Niye gerekli? Ne için gelmiş?

Kişinin belli bir terkibi vardır esmâ terkibinden oluşan!..İşte esmâ terkibinden oluşmuş “kişilik” mânâsına “beşer” ifadesi kullanılır...

“Beşer” kelimesi ile kastedilen belli bir esmâ terkibidir...Esmâ terkibinden çıkacak olan hükümler, esmâ terkibinin geleceğini sürekli saadete yönlendiremez!..Esmâ terkibinin değişmesi mümkün olmaz!..

Ancak, esmâ terkibinin asıl ve özü olan ilâhiyet noktasından ; yani sıfat mertebesinden gelen hükümler, sıfat mertebesindeki mutlak benliğin verdiği hükümler, esmâ mertebesindeki terkibleri bozar, yıkar,değiştirir!..

Bunu basit mânâda şöyle izah edelim; sen içine düştüğün bunalımdan, problemden zaten mevcut aklınla onun içine düştüğün için çıkamazsın; bir ekstra akla ihtiyacın vardır!..

Bu yüzden , “bana akıl ver” dersin!..Niye?

Çünkü kendi aklınla o noktaya geldin! Kendi aklınla o noktadan çıkman mümkün değil!...O noktadan çıkman için , ekstra akıla gerek var!..

İşte bunun gibi , o kişinin içinde bulunduğu durumu meydana getiren terkibini kendinin değiştirebilmesi mümkün değil!..

Bunun için, ilâhi dediğimiz, sıfat mertebesinden gelen; bir diğer mânâ ile, Allah’tan gelen; terkibsizliğin gereği olan noktaya ve noktanın hükümlerine uyması lâzımdır; ki kendi terkibinin kayıtlarından kurtulsun!..

Veya kendi terkibini daha geniş mânâda tanıyabilsin!..

Bu yüzdendir ki “ilâhi hükümler bütünüdür” dedik.Beşerî hükümler bütünü değil!..

Bu sebepledir ki “beşer” adı altından gelmiş olan dinler, insanlık için kurtarıcı olamaz!. Bir Konfiçyüs dini, insanlık için kurtarıcı olamaz!..

Çünkü içinde bazı hakikatlar olsa dahi ; ki muhakkak hakikat yönleri vardır!..Zira Konfiçyüs adı altındaki varlık da, Hak’kın terkibidir!.Hak’kın terkibi olması itibariyle, söylediklerinde mutlaka hakikat yönleri olacaktır!...Ancak o hakikatlar, kayıtlı hakikatlardır!..Terkibden doğan hakikatlardır!..

Terkibden doğan hakikatlarla, bütün terkiblerin, terkibiyetlerinden kurtulup Allah’a vâsıl olmaları mümkün değildir!..

Onun içindir ki, ancak ve ancak , beşer,”İlâhi Din” ile kurtuluşa erebilir. İlâhi mâhiyet arzetmeyen dinlerle , beşerin kurtuluşu söz konusu değildir!..

Nitekim...”ALLAH İNDİNDE DİN İSLAM’DIR”,diyerek ; dinin ne olduğunu tasrih yönüne gidiyor, Kur’ân!..

Burada “dinin İslâm” olduğu; ancak “İslâm” olacağı anlatılıyor!..

Dinin “İslâm” olması ne demek?

Dinin ancak “İslâm” olması şu demek:

Terkibler, terkibiyetinin tabii neticesini ortaya koyar.Terkibler, terkibiyetlerinin tabîi neticesini ortaya koyması sebebiyle de ortaya koyuş mahalleri itibariyle bulundukları ortamdan dışarıya taşamazlar, geçemezler!..Terkiblerinin tabiatı dolayısıyla bulundukları ortamdan dışarıya taşamazlar ve geçemezler!.. Çünkü, terkiblerinin sonucu o kadardır! O terkible, o kadar güç elde eder ve o kadarla kalır!..

İslâm Dini ,değişik isimlerin mânâlarını ortaya koydurucu değişik isimlerin mânâlarını ağırlıklı olarak kuvveden fiile çıkartıcı fiillere seni sevkediyor!..

“Şu şu şu fiiilleri yap “ diyor! Sen bu fiilleri yapmakla, değişik isimlerin mânâlarını kuvveden fiile çıkartmak dolayısıyla da, senin terkibinde genişlemeler, güçlenmeler oluşuyor ve nihâyet değişik bir ruhâniyet elde etme durumuna geliyorsun; veya bir diğer ifadeyle enerji elde etme hâli hâsıl oluyor.

Peki “İslâm” kişiden ne istiyor?..

İslâmın kişiden ilk isteği “Kelime-i Şehâdettir”..

Lâ ilâhe illallah” diyebilmen...Buna ”şehâdet” etmen, sonra da bunu bildiren zâtın “ Allah’ın Rasùlü” olduğunu kabullenmendir..

Öyle ise geldik “Kelime-i Tevhid” e...

*  *  *