İnsan Ve Sırları -2

Ahmed Hulûsi

ŞUUR GÖZÜYLE ÂLEMLERE BAKIŞ

Şu ana kadar meseleyi dinî açıdan ele aldık..

Şimdi aynı konuya, aynı meseleye varlığın kendini tanıması yolundan olan bir bakışla bakalım.

Bu var olan âlemin, kâinatın daha evvel böylece var olmadığı, bu Dünyanın bu Güneşin var olmadığı , bu gezegenlerin, bu sistemlerin böylesine var olmadığı; zaman süreci içinde oluştuğu bugün bilinen bir gerçek!..

Bunun en basit ispatı , dün varolmayan bir çocuğun bugün var olması, yarın büyümesi ve ölmesi.

Kâinatta geçerli ana kural “doğar, büyür, ürer, ölür” yâni ”dönüşür”dür!.

Bu, her şey için böyledir!.

Bunun her şey için böyle olması, varlıkların yokken var olduğunun, belli bir süre genişleyeceğinin-büyüyeceğinin -üreteceğinin ve sonunda da tekrar yok olacağının açık isbatıdır!..

Bu kâinatın hiç varolmamışken varolması;bu kâinatın ana mânâsı olan varlığın, kendi mânâlarını müşâhede etmesi;kâinatın yaratılması,âlemlerin varolması denen olaydır.

Mânâların seyri denen olayla, kâinatın yaratılması denen olay eş değerdir!.İsimlerin mânâlarının seyri;külli mânâda , kâinatın yaratılması denen olayla başlamıştır..

Ve kâinat tümüyle ilâhi isimlerin mânâlarının varlığından başka bir şey değildir!..Ve bu mânâlar kendi varlığında seyredilmektedir...Kendinin dışında değil!..

Bu sebepledir ki, kâinat ismi altında var olan varlık, Hakk’ın varlığıdır ve Hakk’ın ilâhi isimleri diye kastedilen mânâlar,kâinatta âşikâre çıkmaktadır.

Ancak dikkat edelim...Kâinat, ismi altında var olan varlık...İlâhi isimlerin mânâlarına ne bir son bir vardır, ne de kâinata bir son vardır!.. Kâinatın sonluluğu, hükmi bir sonluluktur!..Ancak, fiiliyatı itibariyle de sonsuzdur!..

Sonsuz olması ilâhi isimlerin mânâlarına dayanması itibariyledir,ki bu mânâlar da sonsuzdur!..

Bu kâinat içinde meydana gelen her bir fiil,bir mânânın fiile dönüşmesinden başka bir şey değildir...Öyle ise,bu âlem içinde,bu kâinat içinde varolan her bir varlık ilâhi isimlerin mânâlarının fiilie dönüşmesiyse; Allah’ın varlığının Zât’ı ve sıfatı itibariyle fiilde âşikâr olabileceği en şerefli mahal olmuştur!.

Âlemi yaratmıştır;kendindeki mânâların âşikâre çıkması için;Adem’i yaratmıştır âlemini seyir için!..

Sıfat mertebesi itibariyle, zaten böyle bir seyir sözkonusu değil!..Zâtı itibariyle konu zaten ele alınamaz!..Neticede mesele,isimlerin mânâlarının müşâhedesi meselesi oluyor!.. İsimlerin mânâlarının müşâhedesi meselesi dediğimiz anda da olay kâinata girer!..Kâinat isminin içine girer..Âlemler isminin içine girer...

Peki bu âlemlerdeki seyir nedir?

Seyir dediğimiz veyahut da “Allah’ın nazarı” dediğimiz, “Allah’ın bakışı” dediğimiz olay nedir? Bunu kendinizden anlayabilirsiniz.Sizdeki bakış nedir?...Baktığın zaman karşında bir cisim görüyorsun, bir nesne görüyorsun, bir varlık görüyorsun...Peki Allah’ın bakışında böyle ayrı ayrı birimsel varlıklar var mı?

Aynı suali senin açından soralım.. Senin yönünden,ayrı ayrı görülen birtakım varlıklar var mı acaba...Göz,beynine birtakım veriler ulaştırıyor;beyne belli bir bioelektrik mesaj ulaşıyor ve beyin tahayyül yoluyla bu nesneyi değerlendiriyor.. Bu mânâyı algılıyor..Algıladığı mânâyı,algılamasına yardımcı olması yönünden de hayâl gücüyle belli bir görüntü tahayyül ediyor...

Gerçekte beyin için görüntü sözkonusu mu?..

Beyin için algılama, idrâk sözkonusu! Görüntü, algılamaya yardımcı bir faktör..

Gerçekte sen görmüyor musun!..Senin bakışından kasıt, basirettir, yâni o şeyi idrâktır!..O şeyin ne olduğunu anlayabilmektir!..Ne olduğunu, nasıl bir şey olduğunu anlayabilmektir!..Bakmaktan gaye, basiretin mânâsı itibariyle bir şeyin ne olduğunu anlamaktır. Yani o şeyin varlığının ne olduğunu, nasıl olduğunu, niçin meydana geldiğini bilebilmektir.

Allah’ın bakışından murad da kendi varlığında bulduğu mânâları, ilmi ile ihâta etmesidir!..Allah’ın bakışı, kendi isimlerinin mânâlarını, ilmi ile ihâta etmesidir. İşte isim mertebesindeki, isimlere olan ilmi, diye kastettiğimiz şey “Allah’ın ilmi bakışı”dır!..

Peki, bu âlemlerin varlığı, gerçek fiili bir varlık mıdır, yoksa var kabul ediş yollu bir varlık mıdır?

Âlemlerin, her bir âlem içinde meydana gelen varlığın varlığı, bir ilâhi mânâya dayanır, dedik. Bu mânâlarsa kendinde bulduğu mânâlardır! Allah’ın kendinde seyreylediği mânâlardır!....O varlığın kendinde bulduğu mânâlar, var kabul etme yollu mânâlar değildir!..

Fakat bu mânaların fiil dediğimiz bir biçimde âşikâre çıkışı,yaratılma dediğimiz bir biçimde,çeşitli mânaların bir arada oluşuyla meydana gelen, bir fiili varoluştur ki, bu fiili varoluş ”vehmî” bir kabul ediştir.Fakat bu vehmi var kabul edişte,o terkibin mânası olan varlığa aittir!Dolayısıyla vehim,kul ismi anlamında yerini alır..

İlâhi mânada ise, Allah’ın, Zâtına, sıfatına ve kendi mânalarına nazarı sözkonusudur ki, bu nazar , bahsettiğimiz sıfatların ve bu sıfatının vasfının neticesidir!..

Allah için “vehim” tabirini kullanmak yersiz olur...Allah’ın kendi mânâlarının seyrini anlatma sadedinde geçmişte bu tâbir kullanılmışsa da; bu, konuya yaklaşım sağlayabilmek, adapte olunmasını temin etmek bakımından kullanılmıştır...Yoksa gerçek mânâda, ilâhi mânâda, Allah’ın “vehim” yollu kabùlü diye bir şey sözkonusu olmaz.

Allah âlemleri, “var kabul etmesiyle” değil, yaratmasıyla oluşturmuştur!..

Çünkü âlemler, isimlerin mânâlarını kendinde bulması hasebiyle, o mânâlardan oluşmuştur!..Mânâların âşikâre çıkmasıdır!..

O mânâların kuvveden fiile çıkması, “yaratılma” denen olaydır; “yaratılmanın başlangıcı”dır.

Peki, bu isimler yaratılmış mıdır, gerçekten var mıdır?..

İsmiyeti yönüyle yaratılmıştır!..Ancak , o ismin müsemmâsı , kendisine ait olan kendidir!..Kendi özellikleri olması hasebiyle, bu mânâlar yaratılmış değildir!..Mânâlar kendine ait, kendinde mevcut olan mânâlardır..Buna mukabil mânâların isimleri yaratılmıştır.Çünkü mânâların özelliğine karşılık, isimler sonradan meydana gelmiştir...Dolayısıyla, isimler yaratılmıştır!..

Demek ki kâinat ve kâinatın içinde olan her şey, ef’âl mertebesi itibariyle her şey yaratılmıştır!..Sonradan olmadır! Ef’âl mertebesine kadar olanlarsa yaratılmış değildir!

Tabii biz burada efal mertebesi dediğimiz zaman “melekùt âlemi” denen âlemde bunun içine giriyor!..İlâhi kuvvetlerin âşikâre çıkışı olan ”melekùt âlemi” dediğimiz âlem, “ef’âl âlemi”nin içine girer.

“Esmâ âlemi” dediğimiz zaman, ef’âl âlemi’nde varolan fiillerin, varlıkların, görüntülerin orijinal mânâlarını kastederiz!..Yani, mutlak varlığın , kendinde müşâhede ettiği, ilmiyle ihâta ettiği mânâlar.. Bu mânâlar için yaratılmışlık söz konusu olamaz, çünkü kendisinin yaratılmışlığı söz konusu değildir!..

Senin yaratılmışlığın hiç bir zaman kalkmaz!..Yaratılmışlık hükmün, hiç bir zaman kalkmaz!..Çünkü, ef’âl âleminin dışına fiil düzeyinde çıkabilmen mümkün değildir...Bugün nasıl ef’âl âlemindeysen, bundan bir milyon sene sonra da yine ef’âl âleminde olacaksın!..

Beş milyar sene sonra da yine ef’âl âleminde olacaksın!.. ef’âl âlemi, bugün madde dediğimiz terkible devam eder; yarın bir tür hologramik ışınsal beden dediğimiz yapıyla devam eder; ama neticede gene ef’âl âlemidir!..

Ancak; kendi varlığında mevcut olan mânâların, Hak’ka aidiyeti yönüyle, yaratılmış değilsindir!.. Ef’âl boyutu itibariyle, yaratılmışsın!..

Öyleyse bu iki yönünün idrâkında olarak; her ikisinin de ayrı ayrı hakkını verebilirsen; işte o zaman ebedi saadete ermiş olursun!..Aksi halde bir yönün, diğer yönünü perdelerse, bunun neticesinde mutlaka ayağının kayması, hakikatten sapman sözkonusudur...

*  *  *