İnsan Ve Sırları -2

Ahmed Hulûsi

"ŞERİAT"TAN GAYE NEDİR?

Şeriatın hükümleri dediğimiz hükümler, Allah’ın emirlerini ve yasaklarını bildirir. Bu emirler ve yasaklar, kişinin terkibiyet hükmünün ortadan kalkması için birer vesîledir.

Asgari ölçüleriyle ele alırsak, bu emirlere ve yasaklara uyulması ruhta, cennet dediğimiz hâli oluşturur...Eğer üst sınırı ile ele alırsak, o takdirde kişinin terkib bağını yok eder, kişinin varlığını kaldırır!..Terkib ortadan kalkar ve böylece de “Allah’a vâsıl olma”denilen hâl meydana gelir.

Allah’a vâsıl olduğun zaman, ilâhi isimlerin mânâları sende, Allah’ın dilediği şekilde âşikâre çıkar ve böylece de sen Allah’a vâsıl olmanın yaşamına geçmiş olursun.Netice olarak demek ki beşerin ebedi saadeti denen şey;beşer hükmü altında var olan terkib kayıtlarının kalkarak;Allah’ı tanıma, bilme, ”Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanma” denen şeyin gerçekleşmesi ve böylece bütün ilâhi isimlerin mânâlarının o mahalden aşikâre çıkabilecek hâle dönüşmesidir!..

Eğer bu böyle olmayıp da, sen Hak’kın ne olduğunu bilmene rağmen, hâlâ terkîbî kayıtlarla tabiatın hükmüyle, alışkanlıklarınla yaşıyorsan, bu yaşamının neticesinde de senin için bir azâb sözkonusudur!..Ancak bu azâb , cehenneme mü’minlerin uğraması şeklinde anlatılan azâbtır!

Yâni, sen, şimdi burada kopamadığın alışkanlıklarından, şartlanmalarından, kayıtlarından, cehennemde uzun bir süre kalarak kopmak zorunluluğuna gireceksin!..Bu durumda bağlarından kopma azâbını yaşama durumu senin için mukadder olur!..

Demek ki biz, “şeriat” dediğimiz ilâhi hükümler bütününe uyduğumuz zaman, ”terkibi kayıtlardan” kısmen çıkmış ve o nisbette “Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmış” oluruz!..

Aksi takdirde ; terkîbî kayıtlardan doğan fiiller, netice olarak kişinin cehennemini meydana getirir!. Kişi, terkib olmaktan doğan fiillerle yaşar ve bunun neticesinde de cehenneme gider!..Bu da şeriata uymamanın neticesi olmuş olur!..

Yalnız “şeriat” deyince şu esas anlaşılmalı; Şeriat, Allah Rasùlü’nun buyruklarından ibarettir!.. Şeriat; Kur’ân ve Hadisten ibarettir!..Çünkü Kur’ân mutlak olarak, direkt ilâhi hükümleri bildirendir...Bunun dışındaki görüşler beşeri-terkîbî kayıtlardır!..

İlâhi hükümlerin, beşere göre yorumlanmasıdır!.. Dolayısıyla beşeri yorumlar ilâhi hükümleri kaydı altına almaz;tâbi olma zorunluluğu getirmez!..

Burası çok ince bir noktadır..

Buranın çok iyi anlaşılması gerekir!..Ulûhiyetten gelmeyen hükümler, mutlaka beşeriyettendir!..Yani terkibiyettendir!

Eğer kişi diyorsa ki,”ben Nebi’yim”, onun hükmüyle amel edilir!..Ama Nebî değilse, yâni Allah’ın elçisi değilse, Allah’ın hükümlerini bildirmiyor!..Terkibinin meydana getirdiği hükümleri bildiriyordur...O zaman ona uymak farz değildir, gerekli değildir! Ama sen, o hükümlerde, seni ilâhi saadete ermeye götürücü bir anlam bulabiliyorsan, uyabilirsin; bulamıyorsan uymayabilirsin ve bundan da mesùl değilsin!

İşte bu yüzdendir ki öldükten sonra, kimse mezhebinden veya tarikatından sual olmayacak;mezheb veya tarîkat diye bir şey geçerli olmayacak;ancak ilâhi hükümlere uyup uymamanın neticeleri ile karşılaşacaktır!..

*  *  *