İnsan Ve Sırları -2

Ahmed Hulûsi

ŞERİAT-HAKİKAT

Şeriat, hakikatın ef’âl mertebesindeki adıdır!

Dolayısıyla, şeriatı inkâr eden, aynıyla hakikatı inkâr etmiş olur!..Çünkü şeriat , hakikatın fiiler mertebesindeki adıdır.

Şeriat, hakikat esasları üzerine binâ edilmiş, hakikatın gerekleri üzerine düzenlenmiş fiillerden ibarettir...

İş böyle olduğu zaman, kim ki şeriatı inkâr eder, o kimse “hakikatın” ne olduğunu bilmeyenlerdendir! Çünkü şeriat aynıyla hakikat temeline dayanarak binâ olmuştur!.. Hattâ, şeriat adı kalkar, şeriat adı kalktığı zaman varolan hakikattır ve hakikatın fiilleri, şeriatın gereği olan fiillerse, gene aynıyla, şeriattır!..

Yani netice olarak kim ki şeriattan bir hususu reddeder veya inkâr eder, o hakikatı redddetmiş veya inkâr etmiş olur.

Bizim ef’âl mertebesinde gördüğümüz bütün fiiller hakikata dayanır. ”Hakikat” dediğimiz şey, Hak’kın varlığı ve onda mevcut olan mânâların âşikâre çıkışıdır...Bu mânâlar, âşikâre çıkarken, terkibiyet hükmüyle zâhir olduğu için biz ona “beşerden” meydana geliyor deriz...

Beşerden meydana gelen fiiller, eğer terkib hükmünün neticesiyse, tabiatı, duyguları, şartlanmaları ve neticesi alışkanlıkları ortaya koyar!..

Alışkanlıklar, şartlanmalar, tabiat, duygular dediğimiz şey ise, tabîi hükmüyle ortaya çıkması halinde, ilâhi emirlere ters düşer!..İlâhi emirlere ters düşmesinin sebebi de , beşeriyet kayıtları içinde, yâni Hak’kın belli isim terkibi, mânâları içinde kalması dolayısıyladır..Ki bu da kişinin neticede âkibette cehennemini meydana getirir.

*  *  *