İnsan Ve Sırları -1

Ahmed Hulûsi

RAB VE RUBÛBİYET HÜKÜMLERİ ÜZERİNE...

Rabbım, beni terbiye eden, yönlendiren, belli bir olgunluğa, kemâle sürükleyendir. Rabbımdan çıkan kemâldir!.. Ancak, Rabbımdan çıkan mutlak kemâl, Rabbimin kemâlidir!..

Benim Rabbımın kemâli ile senin Rabbının kemâli birbirlerinden farklıdır ve icâbında birbirine ters görünür!.. Fakat Rabbımın kemâli, Rabbının kemâli hep gene Allah`ın kemâlidir.

Şimdi, "Rabbım" kelimesiyle kastetdiğim şey, "benim varlığını meydana getiren, ilâhî isimlerin mânâlarının herhangi bir terkibidir".

"Ben" diyen bir kişi, bu "ben" kelimesiyle "kendi isimler terkibini" söyler. Bu terkîbi, mahiyet itibariyle ilâhî isimlerin mânâlarından başka bir şey değildir. Bu ilâhî isimler de Allah`a ait olması hasebiyle senin varlığın Allah`a aittir!..

Ancak burada isimlerin mânâları, bir mahalde değişik bir terkiple, bir diğer mahalde de daha değişik bir terkiple meydana gelmiştir.

Bu yüzden dolayıdır ki "A" kişisi Allah`tandır, "B" kişisinin de Rabbı Allah`tır!.. A kişisi de "kesinlikle Rabbım kemâl üzeredir" der!.. B kişisi de "muhakkak ki Rabbım kemâl üzeredir" der!..

Fakat ikisinden çıkan davranışlar, birbirine zıttır!.. Bu zıddiyeti meydana getiren şey, birindeki ilâhî mânâların değişik bir terkible meydana çıkması, ötekinde ise daha değişik bir terkible meydana çıkmasıdır.

Peki herkes, her varlık böylece rabbının hükmünü yerine getiriyorsa, her varlık cehenneme mi gidecektir?. Veya Rabbın hükmünü yerine getirmek, niçin cehennemi meydana getirir?.. Her varlık cehenneme gidecek mi; ikincisi, cehenneme niçin gidecek? Üçüncü bir şık, daha önemli bir soru, insan niçin cehenneme gidecek?..

Her varlık, Rabbının hükmünü yerine getirdiği halde cehenneme gitmeyecek!.. Bunlardan sadece insan, cehenneme gidecek!.. Her varlık cehenneme gitmeyecek, çünkü her varlık rabbının hükmünü yerine getirme durumundadır; ancak bunun ötesinde, Allah`ı bilme özelliği onlarda yoktur!.. Yani, ilâhi isimlerin mânâlarının o mahaldeki oluşumu anında, Allah`ı bilme özelliği dediğimiz özellik, o mânâ terkiplerinin oluşumunda mevcut değildir!.. Bu mevcut olmayışı sebebiyle de, o Rabbının hükmünü yerine getirir ve böylece de kemâlini ortaya koymuş olur, geçer gider!..

İnsan ise cehenneme uğrar!.. Cehenneme uğramasının, cehennemde olmasının veya cehennemde sürekli kalacak olmasının sebebi nedir?.. Çünkü insan, her varlık gibi, Rabbının hükmüne uymak üzere meydana gelmiştir. Ancak, bu meydana gelişinde, diğer varlıklardan farklı olarak, kendisinde Allah`ı bilebilme özelliği de mevcuttur!.. Terkibi itibariyle!..

"Her insan öldüğü zaman hakikatı görür"den murad, kendindeki ilâhi varlığı müşahede eder demektir!.. Kendindeki ilâhî varlığı müşahede etmesine rağmen, dünyadaki yaşantısında, o ilâhî varlığa ulaşamamış olduğu için; kendi Rabbı hükmü altında, kayıtlı kaldığı için, manevî cehennem meydana gelir.

Cehennem zindandır!.. Sicciyndir. Manevî cehennem, kişinin kendini meydana getiren ilâhî isimlerin terkibi olarak kalması ve bu terkibin özünde bulunan kendini bilebilme hasletini ortaya koyamamasındandır!.. Azâbı, yanmasının sebebi de kendisinde mevcut olan bu haslettir. Terkibinin oluşturduğu huy tabiat ve şartlanmalardan kendini, Allâh`ın ahlâkıyla ahlâklanmak suretiyle kurtaramaması, neticede cehenneme gidişine yolaçar!..

Kişi terkibiyetinin hükmünden çıkarsa, mânevî mânâda cehennem diye bir şey kalmaz.

Dünyada iken cennete girmişlerden olur. Terkîbiyetinin hükmünden çıkması lâzım!.. Çünkü terkibiyeti onun Rabbıdır! Terkibiyetinden doğan huylarla, karakterle, tabiâtla varolduğu sürece, Rabbın hükmündedir! Rabbına tâbidir!.. Benim huyum bu, benim yapım bu, gibi görüşlerin ifadesi benim rabbım böyle emrediyor demektir.

Bu konuya tasavvufta şöyle değinirler.

Nefsin hakikatı Rubûbiyettir!.. Nefis, rubûbiyet mayasından meydana gelmiştir. Nefsin rubûbiyet hakikatından meydana gelmiş olması demek, ilâhî isimlerin mânâsının oluşturduğu terkiple senin "nefsim" dediğin şeyin aynı olması demektir.

Esasen ben nefsimin istediklerini yapıyorum, demen senin, "benim terkibimin gereği olan fiilleri ortaya çıkartıyorum", demektir. Ben nefsimin istediklerine karşı çıkamıyorum, reddedemiyorum, mücadele edemiyorum demek, "ben terkibimin gerektirdiği gibi yaşıyorum" demektir ki, bunun tabii sonucu cehennemdir!..

Terkibinin kaydı altında olduğun için üzüleceksin, sıkılacaksın, karşılaştığın olaylar sana azâb verecek! Başka türlü değişmesine imkân yok!..

Dışardaki, ikinci bir varlığın da seni affetmesi, bağışlaması diye bir şey sözkonusu değil!.. Çünkü suç böyle bir varlığa karşı işlenen bir suç değil!..

Suç, senin kendi nefsine zulmetmen!.. Kendi nefsine zulmetmen de nefsinin hakikatı olan rubûbiyet kemâlini, ulûhiyet kemâline tebdil etmemen!..

Nefse zulmetmenin mânâsı, nefsinin hakikatı olan Rubûbiyet kemâlini, Ulûhiyet kemâline genişletmemendir.

Bu noktaya işaret eden Hz. Rasûlullah, bunun için:

"Allah ahlâkıyla ahlâklanın"

demiştir.

Allah`ın ahlâkıyla ahlâklanmaktan mânâ; rubûbiyetin meydana getirdiği sendeki rubûbiyet sırlarından, rubûbiyet kemâlinden oluşan, "nefis" adını verdiğin nesnede, ilâhî hükümlerin mânâsını âşikâre çıkartman demektir!.. Değişik ilâhî isimlerin manâsını âşikâre çıkatrmak, "Allah`ın ahlâkıyla ahlâklanmak" demektir.

Kişi, Allah`a vâsıl olamaz, nefsine taptığı sürece!.. Kişi, Allâh’a vâsıl olamaz, Rabbının kulu olduğu sürece!.. Falanca Rabbanîdir derler!.. Falanca Rabbanî değil, her kişi zaten Rabbanîdir!.. Her varlık, her zerre Rabbanîdir!..

Ancak Rabbanî olmaktan çıkıp da ilahî olabilirsen, işte o zaman, Allah`a vâsıl olmuşlardan olabilirsin!..işte o yüzden de Allah`a vâsıl olan bu kişiler, "ehlullah" diye isimlendirilir. Yani Allâh ehli!..

Genelde, zaten herkes Rabbanîdir! Rab, ehlidir!.. Yani, terkibiyetinin gerektirdiği, verdiği mânâyı ortaya koymaktadır!.. Rabbım, Allah`tır diyebildiğin anda, Allah`a vâsıl olmuşundur. Aksi takdirde rabbın, ilahî isimlerin meydana getirdiği tarkibindir.

Rabbım Allah`tır, diyebilmek için kendi terkibin olan isimlerin kaydından çıkıp, Allah`ın ahlâkıyla ahlâklanman, gerekir. Ondan sonra senden çıkacak mânâlar senin Rabbının Allah olduğuna işaret eder!.. Aksi takdirde, Rabbım Allah`tır demen senin Allah`a vasıl olmanı sağlamaz!.. Ve sen, "Allah ahlâkıyla ahlâklanmadığın" sürece, ne kadar kendini vahdette, vahidiyette, hakikatta bilirsen bil, bu sadece aldanıştır!..

Gerçekte sen, zannında ilâhınlasındır; zannındaki TANRI da Allah değil, senin rabbının meydana getirdiği şeydir!..

İlâhî ve Rabbanî arasındaki fark budur.

Yalnız ilâhî deyince, orada sanmayalım ki isimlerin mânâları yok! Orada da isimlerin mânâları var, yani ilâhîde; ilâhî dediğimizde gene isimlerin mânâları ile zâhir olur. Zâhir olur ama, bu zâhir oluş, isimlerin mânâlarının oluşturduğu terkibin zaruri olarak ortaya çıkarttığı oluş değil, oradaki akl-ı küllün, ilâhî mânâlardan dilediğine bürünmesi suretiyle, dilediği mânâ ile âşikâre çıkması hükmündedir. Bu iki olay birbirinden çok çok farklı olan bir olaydır!

Rabbanî, olan, kendi varlığını meydana getiren isimlerin mânâlarının oluşturduğu bir terkip hükmü ile ve bu terkibin tabiî olarak kendisinden ortaya koyduğu davranışlarla zâhir olmadaır!..

İlâhî, dediğimiz ise, kendi varlığını meydana getiren, kendi varlığının hakikatı olan isimlerin mânâlarından, dilediği mânâya dilediği şekilde bürünüp, o mânâ ile âşikâr olandır!..

"Bürünme", hükmü olmadığı takdirde, o Rabbanî bir yaşamdır!

Bu rabbanî yaşam içinde, eğer, genel ilâhî emirlere ve yasaklara uyma halinde ise kişi bunun, neticesi cennettir!.. Cennet ehli olur, ancak, bu terkibiyet hükmünden kendini kurtarır, Allah`ın ahlâkıyla ahlâklanırsa bütün ilâhî isimlerin mânâsını kendisinde bulur, bunların hükmü kaydı, değil; bunlara bürünme suretiyle yaşarsa, işte o zaman Allâh`a vâsıl olur ve bu vâsıl oluşunun sonunda da ilâhî olur. Suret olarak da adı "abd"dır. Abdullahdır!. Allah`ın kuludur! Diğerleri ise Abd-ür Rahîm`dir. Abd-ül Kerîm`dir, Abd-ül vahhab`dır, Abd-üs samed`dir. Sadece, ilâhî olan "Abdullah"tır!..

Şimdi ikinci ve ince bir husus daha var.

İlâhî oldun, Allah`ın ahlâkıyla ahlâklandın. "Ben Rabbımın hükümlerinden çıktım, yani Rabbanî kayıtlardan çıktım. Allah`ın genişliğinde yayıldım. Bütün isimler müşahede edildi. Tespit edildi. Bunun neticesinde artık dilediğim anda dilediğim fiili ortaya koyarım. Diler o fiili yaparım, diler bu fiili yaparım."

Böyle bir şey sözkonusu mudur, değil midir?..

İlâhî isimleri tümüyle kendinde bulduktan sonra, senden artık belli fiilleri yapma yolunda belli istek ve arzular sâdır olmaz!.. Eskiden, senden o istek ve arzuların sâdır olmasının sebebi, sende bu mânâların terkip hükmüyle mevcut olması ve ağırlıklı olan isimlerin neticesinde de belli fiillerin tabii olarak oluşması idi!.. Bütün bu isimlerin mânâları dengeli olarak sende bulununca, bu dengenin tabii sonucu olarak beşerî istek ve arzular dediğimiz, istek ve arzular senden meydana gelmez!.. Çünkü beşerî istek ve arzuların temelinde, terkibinin özellikleri yatar! Terkibinin özellikleri de ilâhî isimlerin bir kısmının ağırlıklı olarak sendeki mevcudiyetidir. Ama sen belli bir faaliyetle, belli bir çalışma ile belli bir irfanla, bu terkibiyetinin hükmünden çıkıp, bu ilâhî isimler sende dengeli olarak zâhir olmaya başlayınca, bu tür istek ve arzular senden meydana gelmez!..

Bu defa sen, ilahi hükümler dediğimiz hükümlerin meydana gelmesi istikâmetinde davranışlar ortaya koyarsın! Fiîliyatta!.. Yani karşındakinin ebedî saâdete kavuşması yolunda fiilleri ortaya koyarsan.

Karşındakinin ilâhî saadete kavuşmasından mânâ neydi?..

Onun, kendi kayıtlarından çıkıp, Allah`a vâsıl olması idi!işte onun, kendi terkibiyet hükümlerinden, kendi kayıtlarından çıkmasını kolaylaştırıcı davranışlar ortaya koyarsın sen, onun için!..işte bu davranışları ortaya koymanda Kur`ân `da,

"HAKKI TAVSİYE ETMEK"

Anlamına gelen âyet ile târif olmuştur. Hakkı tavsiye etmekten mânâ; senin karşındakine, bütün isimlerin hakkını dengeli olarak zâhire çıkarmasını tavsiye etmektir!.. Yani, senin tavsiye edeceğin fiiller, neticede onu bu dengeli ortaya koyma haline sürükleyecektir. Bir başka mânâya işaretle de "bilhak" diyor. Bu "bil hak" sözünün, başka bir anlamı da şudur. "Hak olarak" tavsiyede bulunurlar demektir.

Hakkı tavsiye edenlerden öte, bir de "ve tava sav bilhak" diyor. "Bil hakk" demek, "Hak olarak" tavsiyede bulunurlar demektir. Hak olarak tavsiyede bulunmak, esmâ mertebesinden tavsiyede bulunmak demektir. Esmâ mertebesinden tavsiyede bulunmanın mânâsı, ona kendi Rabbını idrak ettirip bu idkâkının neticesi olan fiilleri ortaya koymasını söylemek demektir!..

Ve nübüvvetin özünde yatan sırlardan bir tanesi de budur!.. Hak olarak, tavsiye etmek!.. Senin üzerine, Hakk`ı tavsiye etmekten başka bir vazife yoktur, hükmü; din nasihattır, tavsiyedir hükmü bu noktalardan gelir!.. Demek ki ilâhi olduktan sonraki durum, Rabbanî olduğun anlamda anladığın gibi değil!

Evet madem ki bütün isimlerle ahlâklandın, bütün isimler sende; yeryüzündeki bütün fiiller de dolayısıyla senin fiilin; öyleyse dilediğin fiili ortaya koy!..iş öyle değil!.. Yeryüzündeki bütün fiillerin, Allah"ın fiîli olması, o fiillerin meydana getiricisi olan isimlerin, Allah`a ait olması hasebiyledir!

Ama o fiiller Allah`a ait değildir!.. O fiîller, faîlin rabbına aittir!..

Burası çok ince bir noktadır, burayı çok iyi anlamak lâzım. O terk dediğimiz fiilin sahibi hem Allah`tır, hem değildir!

Allah`tır; çünkü o fiili meydana getiren isimler Allah`a aittir. Fakat, o fiilin fâili Allah değildir!.. O mânâların, o mahalde, öyle bir terkip hükmüyle varolması neticesinde o fiil meydana geliyor; eğer o terkibiyet hükmü olmasa, o terkîb şekli olmasa, o fiîl meydana gelmeyecek! Dolayısıyla bu açıdan bakarsan, o fiil senin nefsindendi veya onun nefsindendir!..

*  *  *