İnsan Ve Sırları -1

Ahmed Hulûsi

MÜKELLEFİYET NEDİR, NEDENDİR?

Mükellefiyet nedir?

Mükellefiyetin çeşitleri nelerdir?

Mükellef kimdir?

Bunların üstünde duralım.

Mükellefiyet nedir? Teklif olunan şeyi, yerine getirme mecburiyetidir. Yani, sana bir şey teklif edilecek ve sen o şeyi yerine getirmek zorunluğunda olacaksın. İşte, senin bu hâline mükellefiyet denir? Şimdi varlığının bu esmâ terkibinden başka bir şey olmadığını idrak ettiğin anda, Rabbı müşahede ediyorsun!.. Bu Rabdır! Peki, "Rab" nasıl mükellef olur? Rab bir şeyi yerine getirmekle nasıl mükellef olur?..

O takdirde, kendi varlığının ve aslının "Hak" olduğunu anladığın için mükellefiyet hali kalkıyor üzerinden (!) Hak mükellef olur mu?.. Olmaz (!) diyorsun, kalkıyor!..

Fakat gerçekte kalkar mı, kalkmaz mı?

İşin önemli yanı burası! Eğer, bunu anlamakla kalkacak bir nesne olsa; bunu anladığın zaman, bütün mükellefiyet kalkar, denir; din bu noktaya kadar olup, bundan sonra geçerli olmaması lâzım gelirdi!..

Halbuki geçerli!..

Geçerliyse, nasıl ve neden geçerli?İşte bu noktaya geldik. Senin belli bir esmâ terkibi olarak, belli fiilleri ortaya koyuşunun neticesinde, beşeriyet yönünden, belli huy, tabiat, karakter diye adlandırdığımız yönlerin var.

Rabbının hükmü olan bu esmâ terkibi olarak yaşadığın sürece, sen zaten Rabbının zikrindesin ve hâkiki mânâda ibâdetini yapmadasın; varoluşunun hakkı yerine gelmede! Ama bir ince nokta var!

Zâhir yönünden sen, bu terkip olarak yaşadığın sürece, bu terkibin ortaya koyduğu fiil; zâhir yönünden konuşuyorum; belli bir enerjinin "ruhâniyet" dediğimiz radyasyonun, ruhta oluşmasını sağlayamıyor!.. Sadece, normal hayvanın yaşadığı gibi yiyor, içiyor, görüyor, biliyor fakat ekstra bir enerji üretimine geçerek bu radyasyonla ruhâniyetini kuvvetlendiremiyorsun!.

Bu ruhâniyetin kuvvetlenememesi dolayısıyla da öldükten sonra cehennemden kendini kolaylıkla kurtarıp, sırattan kolayca geçip, cennete varılamıyor!..işin zâhir yönünden sebebi bu.

Bâtın yönünden sebebi: Senin varlığının Hak olmasına ve sen rabbının kulu olmana rağmen, Rabbının kayıtlarından Rabbani kayıtlardan kendini kurtarıp, Allah`ı tanıyamıyorsun ve Allah`tan mahrum kalıyorsun!

Allah ismi, 99 ismin, 99 isim diye târif edilen isimlerin ve daha nice sayısız isimlerin mânâlarının karşılığıdır. Halbuki sen, bu terkip olarak kaldığın sürece, her ne kadar bu isimler senden çıkıyorsa da, kendi tabiî haliyle senden çıkıyor!.. Terkip oluş şekliyle senden çıkıyor!.. Tabiî haliyle, senden çıktığı için de, senin "senliğini" oluşturuyor ve "senliğinde" tahakküm ediyor!.. Hüküm altındasın!

Burada bu isimler bunu meydana getirdiği gibi, tabiî olarak daha sonra da yani biyolojik bedenin terkinden sonraki hayatta da, gene aynı tabiî akış içinde gidecek ve bu tabiî akışları meydana getirecek!.. Bu da cehennemin manevî azâb yönü!

Bunun dışında, Allah`ı tanımaktan mahrum kalmak en büyük azâb!.. Niye?.. Çünkü sen kayıtlı, sınırlı, ölçülü, tahditli bir biçimde yaşama durumundasın!..

Kendi Hakikatının genişliğinden mahrumsun! Rabbının hükmünden çıkamıyorsun!..

Rabbının hükmünden çıkamaman, Allah’ı tanımaman demektir!.. Halbuki, Allâh`a vâsıl olmanın 3 şartı vardır.

Birincisi: "Men arefe" sırrı "Men ârefe Nefsehu fakad arefe Rabbehu". Yani, nefsine ârif olacaksın ki; Rabbına ârif olabilesin! Rab kelimesiyle kastedilen şeye ârif olman, nefsine ârif olmanla mümkündür!.. Bu birinci aşama!..

İkinci aşama: "Mübdî marifet" sırrı denilen Rabbının, yani seni meydana getiren esmâ terkibinin sınırlarını genişleterek, kaldırarak; Allâh`ı tanıyacaksın.

Allah`ı tanıman ancak senin terkibinde, cüzî miktarda olan isimlerin mânâlarını diğerleriyle eş ağırlığa eş düzeye getirmekle mümkündür. Ve bu isimlerin tabii olarak sende hükmetmesi değil; senin bu hakikatı idrak ederek, bu isimlerin mânâlarını dilediğin anda, dilediğin mahalde, dilediğin şekilde kendinden ortaya koymanla mümkün olur.

Yani "Rabbanî sınırlardan", "İlâhî genişliğe" yayılabilmek, bu ilâhî isimlerin tümünü eşit ağırlıklı olarak yerine ve haline göre ortaya koymak ile mümkündür.

Bu terkip dışı mânâları ortaya koyabilmek de ancak fiille mümkündür. Çünkü isim eşittir fiil dedik!.. Fiil isimdir, isim fiildir! Dolayısıyla sen o fiili ortaya koymadıkça, o ismin mânâsını ortaya koymuş olmazsın. Fiili ortaya koymak ismin mânâsını ortaya koymaktır.

İsmin mânâsını müşahede etmek, onu fiil düzeyinde görmektir. İkisi aynı şeydir. Sen terkibinin dışında olan fiilleri ortaya koyacaksın ve bu fiillerin neticesi olan mânâlar sende kuvveden fiile çıkmış olacak.

Âhirette saadet ehli 2 grubtur.

1-Cennet ehli, (bühl sınıfı)

 2-Allâh ehli. (irfân ehli)

Temelde, bütün cehenneme gitmeyenler, bu ikiye girer. Cennet ehli, İslâm dininin, yani şeriât denilen zâhir emirlerini yerine getirmekle cehennemden kurtulurlar cennete giderler. Nasıl?

Onların belli bir terkipleri var mı? Var! Bu terkiplerine zor gelecek bir biçimde, şeriâtın zâhirde koyduğu emirler var. Namaz var, oruç var, abdest var, sadaka var, zekât var, hacc var birçok böyle emirler var. Bu emirler, zaten onların tabiatlarına, huylarına ters düşen şeyler, ama Allah korkusuyla bunları yapıyorlar mı, yapıyorlar!..

Bunları yapmakla, kendilerinde hiç olmazsa asgari düzeyde terkip değişikliği meydana getiriyorlar! Bu terkip değişikliği yapmaları hasebiyle, asgari ölçüde belli isimlerin mânâları onlarda zuhura gelmiş oluyor! Zorlanarak kendi terkibinin dışında, belli mânâları ortaya koyuyor! Cehennemden kendini kurtarmış oluyor bir diğer mânâda. Demin, ruhaniyet babından söyledik. Şimdi de isim terkibi yönünden söylüyoruz. Avamın cennete gidişinin durumu böyle.

Bir de Allah ehlinin Allah`ı bulması söz konusu...

Allah ehlinin Allah`ı bulması da, kendisinde kuvvede kalan isimlerin mânâlarını bilfiil tatbik edip ortaya koymak suretiyle bu isimleri tanıyıp bulmaya çalışıyor. Bunun neticesinde Allah`ı isimleri yönüyle biliyor. "Men ârefe sırrı" ile Rabbını bildiğin zaman, şu hakikatı idrak ettiğin, müşahede ettiğin zaman "ilmel yâkin" düzeyine gelmiş olursun.

Rabbının sınırlarından Allah`ın genişliğine yayılmaya başladığın zaman ki; bu genişlemenin yayılmanın nasıl olacağını izah ettik; "Aynel yakin" düzeyine gelirsin."

Üçüncü şart: Bu yayılmanın nihâyetinde, "Mûtu kablel ente mût" hükmü ile senin şuurunda terkib sınırların ortadan kalkıpta; sen, yerine, haline ve şanına göre, dilediğin gibi bu isimlerin mânâlarına bürünebilip, ortaya bu mânâları çıkarttığın zaman; "ölmeden evvel ölmüş" olursun!..

"Ölmeden evvel ölmek" demek, senin şuurunda, terkibinin hükmünü ortadan kaldırarak, dilediğin isme dilediğin anda ve şanda bürünerek, o ismin mânâsı olan fiili ortaya koyman demektir. Şimdi burada konu şuraya geliyor...

*  *  *