İnsan Ve Sırları -1

Ahmed Hulûsi

VARLIĞIN HAKİKATI

Şimdi yukarıda anlatageldiğimiz hususu bir başka yönüyle yeniden ele alalım önemine binâen.

Beyin, yapısı ve terkibi itibariyle zerrelerden oluşmuştur. Yani, hücrelerden hücrelerin özüne inersek moleküllerden, atomlardan.

Buna işaret babında da "zerre" tâbiri kullanılıyor, en küçük nesne manâsına. Düşünülebilen en küçük nesne manâsına.

Her zerrenin, zâtıyla, sıfatıyla, esmâsıyla ve efâliyle Haktan gayri bir şey olmaması hasebiyle, "beyin" ismi altında da, zâtıyla sıfatıyla, esmâsı ve efâliyle haktan gayri bir şey mevcut değildir. Çeşitli ilâhi isimlerin mânâlarına karşılık olan beyin devrelerinin açılışı ve faaliyete geçirilişi, ancak beynin ilk oluşum devresi için sözkonusu. Az önce dedik ki, taş, yıldız, hayvan gibi isimlerin ardında, Hak`kın varlığından başka bir şey mevcut değildir!.. Bir yıldız ya da takımyıldız, burç dediğimiz sistemler dahi belirli mânâları ihtiva eden yoğunlaşmış kitleler.

Böyle olunca, belirli bir mânâyı hâvi olan kitlelerin yaydığı radyasyon, oluşması devresinde beyinde, kendi yapısına uygun manâların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu radyasyonlar beyne ulaştığı zaman, kendi anlamı türünden bir çalışma tarzını beyinde meydana getirir. Ve beyinde oluşturduğu manânın neticesini de biz fiil ya da düşünce şeklinde o birimde müşahede ederiz!..

Hangi türden mânâlar, o beyinin oluşumunda ağır basmış ise, daha sonraki yaşamında, artık o beyinden, oluşumuna uygun davranışlar çokça meydana gelir; ki, bunun anlamı da "o kişiye o tür işlerin kolaylaştırılması" olur!..

Doğum tarihine kadar olan süre ve doğum saati itibariyle, beyin bu tesirleri aldı va almasıyla birlikte de bu tesirlerin manâlarını ortaya çıkarabilecek kabiliyeti elde etti.

Esas itibariyle, bütün insanlardaki beyinler ana yapı olarak birbirine benzer! Ancak, aldıkları tesirler ve bu tesirlerin beyinlerde çalıştırdıkları bölümlerin farklı oluşu, genelde, insan kelimesiyle tanımlanan bu birimlerdeki farklı davranış ve düşünüş şekillerini meydana getirir.

"ALIN YAZISI" denilen şey, bu tesirlerden başka bir şey değildir!.. Keza, kişinin kendisinde mevcut olan "LEVH-İ MAHFUZ"u dahi, onun istidat ve kabiliyeti böylece tesbit edilmiş olan, beyinden başka bir şey değildir!..

Evren`de oluşan her şey, tamamıyla "FİZİK-ŞİMİK-KOZMİK" diye tanımlamaya çalıştığım sebepler-sonuçlar dizisinden başka bir şey değildir! Ki bu da:

-ALLAH`IN (SÜNNETULLAH) Â`DETLERİNDE BİR DEĞİŞİKLİK OLMAZ!" (Fâtır-43)

hükmüyle açıklığa kavuşturulmuştur.

Mucize denilen, olağandışı kabul edilen olaylar dahi, Allah`ın âdetleri düzeni içinde gelişir. Kısacası, Kâinatta sihirbaz değneğine yer yoktur!..

Bizim, o olayı oluşturan sebeplerden habersiz olmamız, o olayın bir sihirbazlık ya da hokkabazlıkmışçasına oluştuğuna delâlet etmez!..

Evet, beyin temel yapısı itibariyle, aslının, yani varlığının "Hak" oluşu itibariyle, kendisindeki 99 ismin manâsını ortaya çıkarmaya istidatlıdır. Bu 99 ismin manâlarının değişik şiddetlerde ve değişik tertipler halinde ortaya çıkışı birimler arası farkları doğurmaktadır. Bu arada kişiden beş - on, ya da kırk beş ismin ortaya çıkışı gibi anlatımlar, izah sadedinde ve teşbih yolludur.

Esas mânâda her beyinde bu 99 ismin mânâsı ortaya çıkmaktadır. Ancak bu ortaya çıkış değişik kuvvetlerde ve belirli bir terkip halinde oluştuğu için, sayısız farklılıkta insan meydana geliyor.

Bütün bunlar da bahsettiğimiz radyasyonların beyinde meydana getirdiği tesirler ile ve o kişide soyu yolundan oluşan genler vasıtasıyla meydana gelmede.

Bir an genler hususuna işaret edelim. Ana - babadan intikal eden genler, ana - baba ve daha önceki cedlerden alınan tüm kayıtları beyne ulaştırırken; bu kayıtlar, ancak kendi özelliklerini ortaya çıkarabilecek kabiliyette bir devrenin açılması halinde o beyinden dışa vuruyor!..

Açmaya çalışalım bir misâlle.

Ana koç burcundan bir kafaya, baba kova burcundan bir kafa yapısına sahip ise, çocuk kafa olarak kova ise baba özelliklerini, Koç ise ana özelliklerini düşünce planında ortaya koyar. Ya da çocuk diyelim ki bir oğlak ise, bu defa dede veya nine oğlağın özelliklerinin, görülmesine vesile olur ki, bu yüzden nineye çekmiş denilir. Ya da halaya çekmiş denilir.

İşte bu durum, genlerle intikal eden bilgilerden çocuğun ancak kendi açılışı istikâmetinde yararlanabileceğini göstermektedir. Esasen bu konu çok geniş olmasına rağmen, bu kitapta daha fazla bu hususa yer veremiyoruz.

Evet, terkipten gelen mânâların kişide hissedilir hâle gelmesi, belirli ana duyguları meydana getirir. Meselâ hoşlanma, kızma, üzülme, sahih çıkma ve bu gibi. Duygular ise, şartlanmaları istikâmetinde ortaya çıkıyor, o anda aldığı tesirlerin, kozmik tesirlerin gücü oranında.

-Allah kazasını yerine getirmek istediği zaman kişinin aklını başından alır ve o kişi bu halde iken, o işi işler. Sonra Allah aklını iade eder ve bu defa kişi yaptığına pişman olur ve "niye ben bunu yaptım" der. Böylece Allah`ın kazası yerine gelmiş olur." (Deylemî)

Bu açıklamadaki "akıl alınma" olayı, o anda, o kişinin gelen astrolojik tesirler altında, aklî fonksiyonlarını yeterince kullanamaması ve bunun neticesinde duyguları veya içgüdüleri doğrultusunda o fiili ortaya koyması ve daha sonra, o tesirin hükmü geçince de aklının normal çalışmasıyla, yaptığından pişman olmasıdır!..

Bu gibi durumlar genellikle, yükselen burcuna sert gelen mars radyasyonu ve onu aniden birkaç katı şiddetlendiren ay transiti anında olur. Genellikle 24 saat içinde her şey gelişir, oluşur, biter!..

Beyinde, belirli tesirlerin gelişiyle birlikte, belirli bir çalışma başlıyor. Bunun sonunda o da, mânâ, fiîl şeklinde ortaya çıkmış oluyor!.. Gelen ışınım beyinde meydana getirdiği kendi mânâsına uyan çalışmayla, kendi anlamında olan bir fiilin ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Hangi tür mânâ, oluş sırasında beyne gelmişse, beyin daha sonraki yaşamında, faaliyetinde ona uygun mânâları ortaya çıkarıyor.

Doğum tarihi ve saati itibariyle beyin ilk tesirleri aldı. Böylece bu tesirlerin mânâları istikâmetinde beyinde âşikâre çıkacak kabiliyet oluştu. Bu kabiliyet ile o beyin de Hak Telâlâ isimlerinin anlamlarını andıran, mânâları fiile dönüştürmeye başlar. Yani, o beyinden sâdır olan fiiller, o isimlerin mânâlarının, geliş kuvvetine göre o mahalden çıkışından başka bir şey değildir!

Böylece falanca kişinin "kişiliği" dediğimiz şey meydana gelir.

Beyin, temel kabiliyeti itibariyle aslının, zâtının yani kendinin Haktan olması dolayısıyla 99 ismin manâsına sahip. Bu 99 ismin mânâlarının ise değişik kuvvetlerde ortaya çıkışı söz konusu. Esas manâda, her beyinde genellikle bu 99 isim ortaya çıkıyor. Fakat değişik kuvvetlerle ve belli bir terkib halinde. Bu terkibi de, bahsettiğimiz doğum sırasındaki oluşum meydana getiriyor!

Bu terkibin hissedilişi, "duygu" adını alıyor.

Bedende belli fiîlleri oluşturması, "huylar" dediğimiz karakter dediğimiz yapıyı meydana getiriyor.

Bu isimlerin terkibinin bedene yansıması, bedenin -tabiâtı’ dediğimiz şeyi meydana getiriyor.

Yani, "tabiat", "huy", "duygu" dediğimiz şeyler bedene nispetle, karaktere nispetle, duygulara nispetle terkibin manâlarıdır. Bu terkib, kişiliğe nisbetle anlatıldığı zaman huy, karakter, tabiat adlarını alır.

Bu terkip senin rabbın olur. Yani bedende hükmeden, bedeni yürüten, bedeni götüren Rab, bu ilahi isim terkibidir.Her birim için rabbına tâbi olmak, mutlaktır!.. Rabbına tabi olmayan, hiçbir zerre yoktur!.. Her zerre Rabbının hükmünü yerine getirir.

Hud sûresinin 56. âyetinde de Hud Aleyhis-selâmın ağzından bu manâ şöyle ifade edilir!..

-YERYÜZÜNDE YÜRÜMEKTE OLAN HİÇBİR ŞEY YOKTUR Kİ RABBIM ONUN ALNINDA ÇEKİP GÖTÜRMESİN!"

Yani, rubûbiyet mertebesinde, bu ilâhî isimlerin manâlarının ortaya çıkması, o mahalde Rabbın hükmünün yerine gelmesidir.

Bütün isimlerin mânâları, kuvvede, sende mevcut!.. Ama senin terkibin bu isimlerin değişik kuvvetlerde, fiil mertebesinde, fiiller olarak ortaya çıkışına yol açıyor.

Hadîs olduğu rivâyet edilen, bazılarınca da Hz. Ali`ye aittir denilen "men arefe nefsehu fakad arefe rabbehu" şeklinde arapçası ifade edilen sözün, kısacası "men arefe" lâfzının sırrı nedir?..

İşte "men arefe" sırrı, bu anlattığımız sırdır! "Men" kim ki veya kişi, "arefe nefsehu", nefsine ârif olursa, yani "nefsinin ne olduğuna" irfanı olursa; ancak dikkat edin, başında kişi var, kim ki var. Kişi veya kim ki denmesinin sebebi şu; henüz burada kişilik kalkmış değil!..

Belli bir terkip var, bu terkible, terkibinin ne olduğuna vukûfu söz konusu. Kendi mevcut terkibi ile, kişiliğiyle, kişiliğinin ne olduğuna, "nefis" adıyla kastedilen bu benliğinin ne olduğuna irfan sahibi oluyor.

"Nefsi" dediği şey, ilahî isimlerden başka bir şey değil; ilâhî isimlerin terkip!.. İşte, "nefis" dediği bu benliğine ârif olduğu zaman, Rabbına ârif olmuş oluyor! Ki Rabbı da kendisinin kişiliği, diye isimlendirilen varlığını oluşturan ilâhî isimlerdir! Bu esmâ terkibidir ve bu da "Hak"tan başka bir şey değildir!..

*  *  *