İnsan Ve Sırları -1

Ahmed Hulûsi

DİKKAT EDİLMESİ ZORUNLU BİR İNCELİK

Benliğinin izâfî bir benlik olmayıp, mutlak benliğin ta kendisi olduğunu müşahede edenlerin karşılaştığı en büyük varta, en önemli hakikattan sapma noktası işte burada karşıya çıkmaktadır.

Müşahede sahibi, bakar ki varlıkta mevcût tek bir "nefs" vardır; ve o da kendi benliğidir -ama bunu bireysellik "ben"i olarak sakın algılamayın-!..

Ki bu "Nefs" RUBÛBİYET ZÂTINDAN meydana gelmiştir. Öyle ise dilediğini yapar!

Ancak ne var ki, burada hatırlanması gereken bir büyük incelik daha vardır.

Tabiatın iktizası olup, kayıtlılığa girmeyi oluşturan fiîlleri meydana getirmek, mutlak benliğini yaşamayı engelleyen en önemli perdeleri oluşturur. Zatî tenzih ve takdis, izâfî benliği oluşturan ve bunun içinde kaybolmayı sağlayan tabiî davranışlardan, huylarla kayıtlı kalmaktan, âdetlere tâbi olmaktan kaçınmayı zarurî kılar!..

İsterse bu davranışlar, kökeni itibariyle rubûbiyet hakikatına dayansın!..

Nitekim Rubûbiyet sırrına erdikten sonra, dini yasakları yasak olarak kabul etmeyip, emirleri tutmayanların bu yanlış yapmaları, mutlak manâda benliklerini tanıyamamış olmalarından; ya da yol arkadaşlarının kendilerini uyaracak düzeyde olmamasından ileri gelmektedir.

Halbuki, Mutlak mânâda benliğini bulanlar, yani rubûbiyet sırrından sonra, Vahidiyet ve Ulûhiyet tecellisine de nail olanlar, artık kendi hakikatlarını esmâ, sıfat ve zât mertebesinden müşahede ettikleri için; fiil düzeyinde rubûbiyetlerini ispat endişesinden kurtulmuşlardır. Her mertebenin hakkını verecek kemâl onlardan zâhir olur!..

  *  *  *