İnsan Ve Sırları -1

Ahmed Hulûsi

"HAK" VE "HALK" HAKKINDA

İşte bu terkibiyet hali "halk" ismiyle kastedilmiştir. "Hak ve Halk" diyoruz ya. İşte, terkibiyet hâlinin adı "Halk"tır. Hâlik isminden Halk meydana gelmiştir. Halk olmuş dediğimiz şey bu terkiblerdir.

Halketmek, var olmayan bir şeyi var kılmaktır. "Halk" diye bir şey yok!.. İşte yok olan bir şeyi, var kılıyor!.. Ama neyle var kılıyor, gene kendi manâlarıyla!.. Mânâları değişik terkipler şeklinde meydana getirerek, her bir terkipde değişik oranlarda âşikâre çıkartmak suretiyle, halk ismi müsemması meydana geliyor. "Halk" ismi ile işaret ediliyor. Ama "halk" isminin müsemması Hakkın mahiyeti itibariyle Hakkın kendisidir!.. Ancak biz "Hak" kelimesiyle bu Esmâ-ül Hüsnâ`yı, bu Esmâ-ül Hüsnâ`ya sahip olan varlığı kastederiz. Yani, bu isimlerin manâlarının tümünün sahibini!..

Eğer bir terkib durumuyla bu isimlerin manâları bir mahâlde toplanmışsa, o zaman ona "hak" değil "halk" adını veririz!..

Dolayısıyla, terkibiyetten doğan tâbirler, "halk" adına bağlanır, "Hak" adına bağlanmaz! "Hak" dediğimiz zaman, bu isimlerin mânâlarının sahibi olan varlığı kastederiz. Halk veya mahlûk dediğimiz zamanda bu terkibi kastederiz!

Mahlûkta ve halkta dediğimiz haller, halk olarak müşahede edilmesi dolayısıyla, geçerli olan tâbirlerdir. Eğer aynı hallerde o isim terkibinin manâsının aslı olan Hakkaniyetini müşahede edersen; terkibiyet yönünü değil de, o ismin aslını; manâdaki asliyetini müşahede edersen, o zaman "Hak" adını verirsin!

Bu neye benzer; akvaryuma bakıyorsun akvaryumda suyu görüyorsun. Ama, balıkları gösterip akvaryumda yaşıyorlar, diyoruz. Akvaryumda yaşıyorlar, derken akvaryumdaki, "suda" demek istiyoruz. Ama konuşmada, akvaryumdaki "suda" demeden, sadece kısaca akvaryumda diyoruz. Halbuki balık akvaryumda değil suyun içinde yaşıyor!.. Akvaryumdaki suyun içinde yaşıyor!..

Eğer burada sen, akvaryumdaki suyun denizdeki su olduğunu veya göldeki su olduğunu, göldeki sudan farklı bir şey olmadığını müşahede ediyorsan, o suyun göldeki su olduğunu müşahede ettiğin gibi; herhangi bir terkipde ortaya çıkan manânın sahibi olan, o manâya sahip olan ana varlığın müşahede ederek "Hak" diyebilirsin!..

Fakat o mahâlde, bir isimler terkibi olduğunu ve bu isimlerin değişik oranlarda bir araya gelmiş olduğunu müşahede ettiğin zaman, ona "Hak" değil "halk" dersin; ve o noksan olarak nitelendirilen hali ona bağlıyabilirsin.

Zaten noksanlık denilen hallerin oluşması zaruridir ve elzemdir!.. Çünkü o noksan denilen haller olmasa, kemâl denilen mânâ anlaşılmaz, müşahede edilemez!.. Her bir noksanlık, bir kemâlin ortaya çıkmasına vesiledir.ilâhî isimlerin, bu terkiplerle, çeşitli noksanlıklar şeklinde müşahede edilmesi gereklidir ki, o isimlerin kemâl yönleri de neticede müşahede edilebilsin, seyredilebilsin!..

Sınırlı müşahedede, müşahede edilecek mahalde verilecek isim, "halk" ismi olur!.. Sınırsız müşahede söz konusu ise, bu defa müşahede edilene verilecek isim "Hak" olur. Zâhir gözüyle, "Hak"kı görmek muhaldir! Çünkü zâhir gözü, mutlak olarak sınırlı görür! Zâhir gözü mutlak olarak sınırlı gördüğü için, zâhir gözüyle gördüğüne "Hak" diyemezsin, "halk" demek mecburiyetindesin!.. Çünkü, sınırlı olarak müşahede ettiğin her şey terkiptir ve "halk" ismine bağlanır!..

Allah`ı, ancak bâtın gözü ile müşahede edebilirsin. Bâtın gözü ile müşahede edebilirsin derken, ne demek istediğim anlaşıldı mı?

Zâhir isminin de mânâsı, Bâtın isminin de mânâsı Allah`a aittir!.. Fakat Allah`ı zâhirde görüyorum diyemezsin! Çünkü zâhir dediğin âlem, kısıtlılık âlemidir! Neye göre?.. Senin görme boyutuna, görme işlevini yapan nesnene göre!.. Çünkü görme dediğin fiil, göz aracına bağlı değil mi; beyne bağlı değil mi?

Dolayısıyla, bu mahaller de, Hakkın zâhir ismi yönünden, her ne kadar Hak ise de; nihâyet belli bir terkip, belli bir kâbiliyet ile kayıtlıdır. Kayıtlı varlık, kayıtsız varlığı göremez!.. Kayıtlı varlık kayıtlı varlığı görebilir!

Kayıtlı varlığın, kayıtlı varlığı müşahedesi dolayısıyla da ben "Allah`ı görüyorum" diyemezsin! "Ben Allah`taki mânâlardan meydana gelen âlemi müşahede ediyorum" diyebilirsin!

Allah’ı neyle seyredebilirsin, Allah’ı neyle görebilirsin?..

Allah’ı görmek denen şey nedir?..

Allah’ı görme, bir kere senin anladığın, benim anladığım manâda "görme" fiili değildir! Allah`ı görmek denen şey, "görme" fiili değildir!..

Çünkü, Allah`ı görüyorum, dediğin zaman; Allah isminin mânâsı; daha ilk sohbetlerimizde konuştuk ki, zâtı, sıfatı, isimleri ve efâliyle tüm kâinat bunun içine girer!.. Ve bu kâinatın esmâsı, sıfatı ve zâtını da ihata etmesi şart!..

Böyle bir varlık!.. Halbuki, sendeki görme hali, "görüyorum" dediğin hâl, eğer fiil mertebesindeki göz dediğimiz noktayı da kaldırırsak ortadan, bir idrâktır. Bir ilimdir!.. Peki...?

İdrâk, Allâh`ı idrâk edebilir mi?

 "GÖZLER O`NU iDRAK EDEMEZ; FAKAT O, GÖRÜŞLERİ iDRAKTADIR" (6-103)

 İdrâk. Zâtı itibariyle Allah`ı idrak edemez, çünkü idrak dediğin şey, isim mertebesinde meydana gelmiş bir mânânın, fiil mertebesindeki ifadesidir!..idrak, müdrikeye dayanır, idrak gücüne dayanır! Bu idrak gücü de esmâ mertebesinde meydana gelir.ilim sıfatının esmâ mertebesindeki mânâsı, efâl âlemine yansır idrakı oluşturur.ilim, sıfat mertebesindeki var oluştur.

Öyleyse sen bunların hangi düzeyinden bakarsan bak, neticede Allah isminin mânâsını senin görebilmen muhaldir!.. Ama şu da bir gerçek ki; Allah`tan başka bir varlığını görüyorum dersen, o da yalandır, iftirâdır!..

*  *  *