İnsan Ve Sırları -1

Ahmed Hulûsi

ALLAH`TA İLÂHİ İSİMLERİN ZIDLARI VAR MIDIR?

İlâhi isimlerin mânâlarının âşikâr olmaması hâlinden doğan veya algılayacağımız kuvvetle zâhir olamamasından doğan târifleri, tâbirleri nereye ve neye bağlayacağız, nasıl bunlar meydana gelmiş olacak?

Bu ilâhi isimler “Esmâ-ül Hüsnâ”da da görüldüğü gibi belli ana mânâları mutlak varlığa lâyık olan bir biçimde, şekilde ortaya koyar, târif eder; Bunun zıddı olan mânâlar, meselâ Nur’un zıddı olan zulmet’; veya ilim’in zıddı olan cehalet gibi vasıflar aslında var olmayıp, ilâhi murad gereği olarak; tecellilerin, veyahutta ilâhi isimlerin terkipleri dolayısıyla varmış gibi görünen algılamalardır, mânâlardır...ve bu mânâlar dahi birer hikmettir!..

Herhangi bir hâlin, noksan olarak kabul edilmesi, terkibe göredir!..Allah’a göre ise, her fiil mutlak kemâlinden ibarettir!..Zulmet dediğimiz şey dahil!..”Zulmet” adını verdiğimiz, Nur’un âşikâr olmaması hâli dahi, bir ilâhi kemâlden başka bir şey değildir!..çünkü her kemâl, onun zıddı olan bir başka kem3al ile ortaya çıkar. Eğer zulmet dediğimiz, nur’un âşikâre çıkmama hâli olamasaydı, Nur’un nurâniyeti müşahede edilemezdi!..Nur’un, nurluğu kemâli seyredilemezdi.

Eğer ki; Alim ismi ile kastettiğimiz ilim sahibi mânâsı zâhir olmasaydı, “Cahillik” dediğimiz “ilimsizlik” bilinmeyecekti...İlimsizlik hâli bilinmeyince ilmin kemâli anlaşılmayacaktı.

Mevcut olan bütün ilâhi isimlerin mânâlarının zıdları, o isimlerin kemâlâtının müşahede edilebilmesi için; o isimlerin mânâlarının ortaya çıkmaması sûretiyle meydana gelir!...Ve, o hal de, gene “Hakim” isminin gereğince, bir hikmete dayanmaktadır. Ve o hal dahi bir kemâldir!..

Ayrıca bu gibi isimlerin mânâlarının âşikâre çıkmaması hali aslında söz konusu değildir.

Burası ince bir nokta, buraya dikkat edin; ilâhi isimlerin mânâsının âşikâre çıkmaması hâli söz konusu değildir!..Nur ismi, nur mânâsı ezelden ebede, bâtından zâhire, tam bir ihâta ile yaygındır!..Ancak, o nur isminin mânâsının yokluğunu müşahede etmek, müşahede eden mahaldeki isim terkibinden dolayıdır!...Yani kişi dediğimiz, birim dediğimiz yapıyı meydana getiren, isimlerin bir terkibi değil mi, mânâların bir terkibi değil mi? O terkipte, o ismin mânâsı zayıftır!..O ismin mânâsının zayıf olduğu terkip, o mânâyı dışarıda göremez!..Yoksa o mânâ dışarıda zayıftır, zayıf tecelli ediyordur değil!...Kendi terkibinde o mânâ az olduğu için, zayıf olduğu için, dışarda o mânânın karşıtı olan asıl mânâyı müşahede edemez.

*  *  *