İnsan Ve Sırları -1

Ahmed Hulûsi

HZ.MUHAMMED, GELECEKTEKİ TEHLİKELERİ HABER VERDİ

Hz.Rasûlullah Muhammed Mustafa (Aleyhisselâtı Vesselâm) adıyla bilinen Zât..Terkibi ve yapısı itibariyle nedir?..Beşerdir! Beşer kelimesiyle neyi kastediyoruz?..

Beşer, ilâhi isimler terkibi olarak müjdelenmiş anlamında kullanılan bir mânâdır..Hz.Muhammed (A.S) belli ilâhi isimler terkibi olması hasebiyle, kendini meydana getiren mânâların hakikatı olan varlığı, Allah’ı müşahede etmiş ve bu yönüyle velâyeti ikmâl olmuştur!...Bundan sonra, kâinatın, zâhir ve Bâtın ilâhi isimlerin mânâlarının âşikâre çıkışından veya seyrinden başka bir şey olmadığını idrak etmiş; kâinatın mâhiyetinin değişik , büyük veya küçük çapta terkipler olduğunu müşahede etmiş!

Daha sonra bu terkiplerin mânâlarının da kesinlikle ortaya çıkma durumunda olduğunu; âdetâ bir mekanizma olarak çalıştığını görmüştür...Bunun değiştirilmesinin mümkün olmadığını ve “İnsan” adını alan varlığın geleceğinin, bu mekanizma içinde devam edeceğini farkettiği için; Allah’ın hükümlerini beşere bildirmiş , böylece risâlet görevini yapmıştır...

Tabiatının kaydından çıkmadıkça insanın cehennemden kurtulamayacağını, tabiatına hükmedebilen insanın ancak cennete gidebileceğini; Allah’a vâsıl olmak isteyenin ise, terkibinin tabiî olarak kendisinde meydana getirdiği mânâların ötesinde bir yaşama geçerek, mânâlar üzerinde tahakkuk eder bir duruma gelmesi gerektiğini bildirmiştir..

Risâlet hükümleri, din hükümleri, sonsuza dek devam edecek dünya, Berzah, Cennet, Cehennem dediğimiz bütün olaylar ilim mâluma tâbidir” hükmünden kaynaklanmış olaylardır. Yani ortada olanlar olacaklar müşahede edilmiş buna göre nasıl tedbir alınması gerekiyorsa ona göre tedbirler ortaya koyulmuştur.

Hz.Muhammed (S.A.V) sonsuza dek olacakları müşahede etmiş ve bunun neticesinde insanları gelecek olan tehlikelerden sakındırmak için bu açıklamaları yapmış, bu bildirimleri getirmiştir. İşte bu yönüyle meseleye bakarsak, “ilim mâluma tâbidir” deriz.

Yok eğer, varlığın aslı ve özü yönünden bakarsak “Mâlum ilme tâbidir” deriz. Ama bizim için özellikle elzem olan şey, ilmin mâluma tâbi olmasıdır. Ancak böylelikle kendimizi tanıyabilir, hakikatımıza vâsıl olabilir ve birimsel yaşamda da hakikatın gereklerini tatbik edebiliriz.

Sen ne kadar , “ben vahdet görüşündeyim” dersen de; bunu hissedersen hisset; günün bilfiil kişilik duyusu içinde geçiyor!..Ve bu sonsuza dek, böyle devam eder!..

O, senin özürndeki bir duyuştur, bir hissediştir!..O hissedişinde bazı sırları var, ona daha ileride dokunacağım...

Şu anda özellikle anlatmak istediğim şey, Hz.Rasûlullah’ın geleceğe dönük tüm olayları müşahede ederek, bunlara karşı ne tedbir almak gerekiyorsa, onları bize bildirmiş olduğu hususudur...İşte o yüzden, hakikata ermiş, hakikatı hissetmiş; taklitle değil meseleleri inceleyerek, yerli yerinde müşahede ederek, yaşamış olan kişiler; tabiî mânâda yani bedenin tabiatı istikametinde yapılması gerekli olan şeylere ölene kadar devam etmişler ve mücadelelerine ölene kadar son vermemişlerdir!..

Belli şartlanmaların atılması, belli duygu kayıtlarından çıkılması yolunda yapılan bazı çalışmalar, o çalışmanın gayesi hâsıl olana kadar olması kaydıyladır!..O kişideki o şartlanma kalkana kadar , o çalışma yapılır!..Ondan o şartlanma atılır; atıldıktan sonra gene o çalışmaya devam edilir...Kaynağı olan o fiillere gene devam edilir...Çünkü zarûridir! Boşa konmamıştır o!..O fiilin, mekanizma içindeki yeri tespit edilmiş, tespit edilen yerin gereği olarak o fiil ortaya konmuştur... Yani, bütün ilâhi emirler bu şekilde gelmiştir!...Her bir ilâhi emrin arkasında, mutlaka mâlumda yani bilinen âlemde bir karşılık vardır! O karşılığın zarar vermesi önlenmek üzere, o fiil konulmuştur...Veya erilmesi gereken bir zarûri nokta vardır, asgari taban vardır...Oraya erilmesi için, o fiil zarûri olarak tavsiye edilmiştir.

*  *  *