İnsan Ve Sırları -1

Ahmed Hulûsi

TABİATIN GETİRDİĞİ CEHENNEM

Tabiatını kontrol altına alma ve terkibini aşma dediğimiz şeyler ne oluyor? Tabiatını kontrol altına alma, senin yeme,içme, seks ve uyku fonksiyonlarını kontrol altına almadır!

Namaz ,oruc, zikir gibi ibadetler dahi bir yönden bunlarla alâkalıdır!...meselâ senin tabiatın!..Sabahın o saatinde kalkıp abdest alıp, namaz kılmak istemez: veya gece yatacaksın, uykun gelmiş, yatsıyı kılmamışsın, o saatte kalkıp abdest alıp o uykulu hâlinle, uykudan vazgeçip namaz kılmak bedeninin tabiatına ters düşer.

Bunu yapmak suretiyle önce bedenin tabiatıyla karşı karşıya gelip, tabiatına hükmetmek gerekir! Bedeninin tabiatına hükmedemediğin zaman, zaten sen kendini bedeninin tabiatına kaptırmış, kaybetmiş durumdasın!...Kısacası, tabiat bataklığında, tabiat zindanında boğulmuşsun!..

Tabii yönden mücadele verilecek olan hususlar bunlardır..Ayrıca süslü giyim, seks, yiyip içme zevki, veyahut da bunlar ayarında olan başka bedenî zevkler! Meselâ bunları, bedeninin tabiatı istediği tarzda kullanmamak veya o şeylerden vazgeçmek!..Tâ ki alışkanlığı, bağlılığı terkedesin! Bu; işin birinci, fiil düzeyindeki mücadelesi; bir de bunun terkip yönündeki yani seni meydana getiren isimlerin mânâlarının, terkibinin seni ittiği düzeydeki mücadelesi var...

Sana kolaylaştırılanlar var! Sana kolaylaştırılan şeyler, senin tabiî terkibinin, yani senin varlığını meydana getiren mânâların terkibinin seni ittiği şeylerdir... Sen, bu seni oluşturan mânâların terkibinin ittiği şeyleri değil; onların aksini yaşamaya çalışacaksın! Bir süre için, kendini kontrol altına alana kadar bunu yapmak zorundasın!

Senin terkibin, seni çevrendekilerin herhangi bir konuda yardımına koşmakla zorluyor. Ne kadar ulvî bir duygu!.Aman onun yardımına koş, ona şunu öğret, ona bunu öğret diyor! Ve sen bunu bu tabiî hâlinle zaten yapıyorsun!..Bunu bir süre için yapmaman gerekir!..Bu seni itekleyen şeye hâkim olabilene kadar bunu yapmaman gerekir!..

Bu senin dediğin çok büyük iş Hulûsi, böyle olmaz! Delil göster bize!..Evet bizim sözümüzün yeterli olmadığı yerde, delil göstermek mecburiyetindeyiz!..Başta Abdülkâdir Geylâni olmak üzere, pek çok zevat uzun seneler, halkın içinden çıkmış, onlarla münasebetlerini kesmişler!..Bildiklerini idrak ettiklerini onlara anlatmaktan vazgeçmişler; bildiklerini oturtmak ve yaşamak üzere belli bir süre inzivaya çekilmişler. Kendilerini tümüyle tanıyıp, kendilerini tümüyle kontrol altına alıp, ilmiyle tahakkuk ettikten sonra, o insanların içine girerek, tatbikatında onlara yardımcı olmuşlardır...

Daha hiçbir şey bitmeden, idrak etmeden , yaşamadan, ben şuna da yardımcı olayım, ben buna da yardımcı olayım diyerek onlara yardımcı olmakla geçireceğin vakit, senin benliğinin,nefsinin kuvvetlenmesinden başka sana hiçbir şey getirmez!.

Ve nitekim, bu yaptığın çalışmalardan da doğru dürüst hiçbir zaman bir netice alamazsın!..Ve üstelik, onlarla meşgul olman seni esas meşgul olacağın şeylerden de büyük ölçüde alıkoyar!..

E... onun, ben şu hareketi yapacağım,benim için değiri yok ama karşıma gelecek falanca kişi benim bu hâlimi görecek, sonra benim bu hâlimi gördüğü zaman ne der?..Sonra ben de ona faydalı olamam!...Doğru bu düşünce tamamen yerli yerinde!..Senin tabiî terkibini oluşturan mânâlar yönünden, meydana gelen bir düşünce!..

Ama senin durumun bu değil! Bu çok daha sonra, senin başka bir yapı ile bürünebileceğin bir özellik olabilir...Şu andaki hâlinle, tabiî terkib hükmüyle senden çıktığı için; yani sen senliğinle karşındakine yöneldiğin için, zaten netice alamasın! Senden çıkan beşeri hüküm oluyor!Ve beşeri hüküm olduğu için, o da hâliyle reddediyor!.

Sonra ikinci bir önemli husus; sen varlığın oluşumuna vâkıf değildin!..Önce senin hayâlinde yarattığın ilâha, “Allah”demen; hayâlinden yarattığını “Allah” kabul etmen anlayışının senden gitmesi lâzım!..

Şu tabiat hükmüyle birlikte, ikinci bir yapı kişiliğin, dedik ya. Akıl, fikir, idrak, vehim vs. Bunlarda, şartlanmalarında tesiriyle meydana gelen bir TANRI anlayışı var!..Senin bu TANRI kabul ettiğin, ilâh dediğin şey;

 “KENDİ HEVÂSINI TANRI EDİNENİ GÖRDÜN MÜ? (Câsiye-23)

 âyetinde kastedilen ilâhtır. Sen, “Allah” ismini verdiğin bir ilâh ve onun meydana getirdiği bir âleme iman ediyorsun!..Bu senin hayâline tapınmadan başka bir şey değildir!..

Evren dediğimiz, kâinat dediğimiz sonsuz yaşam ve bunun içinde varolan Cennet,Cehennem insan faktörü itibariyle ilim malûma tâbidir!.Varlığın aslı özü, orijinali, hakikatı itibarı ile malûm ilme tâbidir!..bu ne demektir? Biraz daha açalım...

Varlığın aslını ve özünü ve zâtını müşahede ederek varlığın oluşu hakkında hüküm vermek gerekirse deriz ki: Mâlum ilme tâbidir.

Yok eğer terkibiyetimiz yönünden sonsuzluğu, kâinatı, geleceği ve varlığın tekliğini müşahede yoluyla, söz edersek bu defa da deriz ki: İlim mâluma tâbidir.

Artık burada, mâlumun ilme tâbi olduğu mahalde, boş hayallere, arzulara ve umutlara yer yoktur. “Canım Allah nasıl olsa Gafûr, Afûv, bunu affeder” ; “Allah nasıl olsa rahim, merhamet eder” gibi boş hayal ve umutlara yer yoktur!..çünkü kur’ân ‘da da der ki;

“Şeytan sizi –Allah rahimdir, kerimdir- diyerek aldatır

Şeytan burada vehmi tahrik ediyor...Sanki, öte galakside yaşayan tonton dede tipi bir tanrı varmış da sen burada ne yaparsan yap o seni affedecekmiş gibi bir zan oluşmasına yolaçıyor..ve senin böyle bir görüşe sapmana ve bu yüzden fizikî, fiil gerçeklerden bîhaber olarak kendi hayatını cehennem etmene yol açar. Nitekim bugün çevrenize baktığınız zaman bunu apaçık görürsünüz.

*  *  *