İnsan Ve Sırları -1

Ahmed Hulûsi

«RUH» HAKKINDA KONUŞULUR MU?

İnsanı incelerken «beden» dedik, «nefis» dedik, «RUH» kelimesiyle kastedilen mânâ üzerinde, daha evvelki konuşmalarımızda durmuştuk.

«Ruh bilinmez» şeklindeki yanlış düşünceler dolayısıyla «Ruh» hakkında konuşmayı yasaklayanlara karşı şu açıklamayı yapalım. Önce şu olayı görelim:

Abdullah ibn-i Mesûd radıya’llâhu anh naklediyor:

«-Ben Rasûlullah’ın maiyetinde bir tarlada yürüyordum. O da hurma dalından bir değneğe dayanıyordu. Derken birkaç yahudiye tesadüf ettik.

Bir kısmı diğer kısmına:

-O’na RUH’dan sorun!..dediler. Buna karşılık diğerleri de:

-Sizleri hoşlanmayacağınız bir cevapla karşıladığı takdirde, âkıbetinden korkacağınız böyle bir suale niye gerek duyarsınız ki?.. dediler. Diğerleri ısrar etti.

Bunun üzerine birisi kalkıp Hz.Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem’e RUH’dan sordu.

Hz.Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem ona hiç cevap vermeyip sükûta daldı!..

Ben derhal bildim ki, vahiy olunuyordu. Olduğum yerde dikildim. Vahiy nâzil olunca şöyle buyurdu:

-SANA RUH NEDİR? DİYE SORDULAR. ONLARA DE Kİ:

«RUH RABBIMIN EMRİNDEDİR!.. SİZLERE (Onlara) ANCAK PEK AZ BİR İLİM VERİLMİŞTİR!.." (İsrâ - 86) - (Hadîs: Müslim)

Evet, görüldüğü üzere âyette ki «sizlere» kelimesi, «yahûdî» anlayışını muhatap olarak almaktadır!..

Hadîsi şerîfte; bu âyetin «Yahûdilere» geldiğini de bir diğer nakildeki, «ONLARA» ifadesi son derece açık bir şekilde göstermektedir. Zirâ o okunuşa göre Ayette «SİZLERE» yerine «ONLARA» kelimesi yer almaktadır. (Bakınız: Müslim)

Esasen «Vahdet sırrı», İslâm ümmeti için «RUH»un hakikatının anlaşılması esasına dayanmaktadır. Bu sebepledir ki, İslâm’da, sayısız evliyâ bu sırra ulaşarak «vahdet» kemâlini yaşamışlardır.

Zaten. Temelde, bâtın kapısı kapanmış olan yahûdî anlayışı «RUH» meselesini kavrayamaz. Kavradığı zaman ise, zaten yahudilikten çıkmış ve islâm itikadını kabul etmek mecburiyetinde kalmış olur.

Evet, şimdi bu açıklamadan sonra «RUH» hakkında izahlarımıza devam edelim...

Kişinin Ruhunu beyin meydana getiriyor! Ruhu beynin meydana getirmesi hasebiyle, nasıl oluyor da cevher oluyor ve yoğunlaşarak ölüm ötesi bedeni meydana getiriyor.

«Ruh», esas itibariyle, kâinatta var olan mutlak enerji ve "ŞUUR"un, o günkü adıdır. Kâinatta var olan mutlak enerjinin eski dildeki adıdır. Dolayısıyla kâinatta var olmuş olan her şey, bu «Ruh»la ve «Ruh»tan meydana gelmiştir!..

Mutlak mânâda «RUH» kelimesiyle kastedilen kavram, «Kâinatın Ruhu`dur». Bu Ruh, bütün ilâhi isimler diye kastedilen manâları kendinde toplamıştır. Daha doğrusu bu isimler, ondaki manâları târif sadedinde kullanılmıştır!.. Buna «Ruh-u A’zâm» da derler, «Hakikat-ı Muhammediye» de derler, «aklı evvel» de derler!

Hayatiyetin menşei ve cevheri olması itibariyle, «Ruh», «Ruh-u A’zâm» derler. İlâhi isimler diye kastedilen mânâları hâvi olması itibariyle «Hakîkat-ı Muhammediye» derler. Bu mânâları müşahede etmesi ve kendini tanıması bilmesi itibariyle de «Aklı Evvel» derler.

Ruhun, tasavvufi deyişle, tecellileri veya bugünkü dille yaydığı enerji, yoğunluk kazanmak suretiyle galaksiler, yıldızlar, gezegenler dediğimiz sistemleri meydana getirmiş. Bu yıldızlarda, çeşitli mânâlar istikâmetinde radyasyonlar yaymış ve bu yayılan radyasyonlarda, ilâhî isimlerin mânâları tecelli etmiş. Nihayet bu mânâları ortaya çıkarabilecek mâhiyette beyin oluşmuş ve her beyin kuvveden fiile çıkarabildiği manâlar nispetinde de kayıtlılık veya kayıtsızlık hükmüyle kendini seyredebilmiştir.

Bu mânâda mutlak Ruh, beyini oluşturmuş, beyin de kişilik ruhunu meydana getirmiştir!

Ruh-u A’zâm, en alt noktada beyni meydana getirmiş ve en alt noktadaki beyin, «insan ruhu»nu meydana getirerek; bu ruhun, istidatı nispetinde «Ruhu A’zâm»daki mânâları yüklenmesini sağlamıştır. (Ruh-u A’zâm en üst noktada diye tarif edilir.)

Böylece cüzi mânâdaki, insan, teklik anlamındaki «Ruhu A’zâm» veya «Aklı Evvel» veya «Hakîkatı Muhammediye» denilen varlığa, tüme, ayna olmuştur!.. Amma ki, ayna olan varlık, aynada boy gösteren varlıktan mahiyet olarak veya manâ olarak ayrı bir şey değildir!..

*  *  *