Gavsiye Açıklaması

Ahmed Hulûsi

Mİ`RÂC VE NAMAZ

Gavs dedi:

“Rabbimi gördüm ve “mi’râc “tan sordum...Buyurdu ki;

-Mi’râc, benden gayrı herşeyden urûc’tur!...Mi’’râc ‘ın kemâli de , nazarının gayrına kaymaması ve isyan etmemesidir!.”

Mi’râc önce ef’âl âleminden olur...Ef’âl âleminden mi’râc, isimlerin müsemmâlarının Allah’ın gayrı olarak mevcûd olduğu fikrinden ve zannından kurtulup, Tek fâili mutlak’ı müşâhede etmektir...

Eğer bundan devam edecek istidat mevcût ise urûc bu defa esmâ mertebesinde olur ve tüm isimlerin mânâlarının hep aynı Zât’a ait olduğu müşâhede edilir...

Sonra mevcûdâtın Zât’ının tek olduğu tespit edilir!...

Urûc bundan sonra da devam ederse, “NEFS”inin hakikatının dahi “O” olduğu yaşanır ve kişilik kavramı tümüyle yok olur...Varlığında Bâkî Allah’tır!.

Uruc bundan sonra biter, mi’râc tamam olur...

Ya sonra?...

Seyr başlar!.

Zâtıyla esmâsını seyretmededir...

İlminde!...

“Gayr” kavramına ve kelimesine yer yoktur bu vâdide!...

Zâtıyla, Zâtını seyretmededir dehr içre!...

&

 “-Yâ Gavs!...Mi’râc ‘ı olmayanın namazları yoktur benim indimde...Ve o namazdan mahrumdur!.”

Daha önce de bahsettiğimiz gibi, bedenin namazı vardır...

Şuuurun namazı vardır...

“Salâtı vüstâ” vardır...

“Salâtı dâim”le işaret edilen “dâimî namaz hâli” vardır...

Namaz, beden boyutu itibariyle, ruhun nûrunun artması ya da halogramik mikrodalga bedenin enerjisinin yükselmesi içindir!.

Bilinçli de yapılsa, bilinçsiz de yapılsa bu yönüyle hâsılası alınır ve terk edilmesi, kişinin ruh boyutunda çok şeyler kaybetmesine yol açar...

Ruh, ölümötesi yaşamda kullanacağı tüm nûrunu yâni enerjisini bu dünyada zikir, namaz gibi çalışmalarla beyinden alır!...

Öbür âlemde beyin beyin olmadığı için, orada ibadet de yapılmaz, gereksiz olur!...

Burada kılınmayan namazın, yapılmayan zikrin orada telâfi edilmesi muhâldir!.

Bu yüzden oraya gidenler, daima, “keşke dünyaya geri dönsek” deyip dururlar...

Bir üst mertebeye ait namazlar ikâme edilmese dahi, bu yüzden beden namazının kılınması kişinin geleceği dolayısıyla zorunludur!.

Ve kişi hangi mertebede olursa olsun, nasıl bedenin gereği için yenilip içiliyorsa, ruh bedenin ihtiyacı içinde zikrin yapılması ve namazın kılınması mecbûrîdir.

Gelelim mi’râc olması yönüne...

“Namaz, müminin mi’râcıdır” hadis-i şerifi namazla mi’râc yapılabileceğini göstermektedir...

Mi’râc bizim tarafımızdan ancak namazla gerçekleşeceğine göre, namaz nedir?

Bildiğimiz bedenle devam edilen mi?...

Yoksa, şuur boyutunda yaşanılan bir hâl mi?...

İşte burada bahsedilen namaz, “kılınan” bir namaz değil, “ikâme” olunan, “vüstâ” orta namazdır ki; beden boyutuyla madde boyutu ile Vâhidiyet âlemi arasında tam orta noktada yâni şuurun kendisinin beden ve ruh olmadığını farkettiği ancak TEK’lik noktasında da kendini henüz bulamadığı; bu ikisinin ortasındaki noktada daha doğrusu tam ortada ikâme edilen “orta namazdır”, “Salât-ı Vüstâ” !...

Şuur, beşer, birim olmadığını farketmiştir; var olanın TEK olduğunu farketmiştir; TEK’in dışında hiçbir şey olmadığını farketmiştir; ancak ne var ki, hâlâ birimsel bir şuur olarak TEK’e yönelik bir halde, “O”nu seyretme durumundadır...

Ve bu hâliyle “Orta Namazı” ikâme etmededir...

Hak vâkî olur, fâni helâk olur, ölümün hakikatı tahakkuk edip, birimsel şuur “Akl-ı Evvel” hâline dönüşür ise...

Varlıkta “Bâkî Allah’tır” hükmü zâhir olur ise...

“Dur!...Rabbin namazdadır...” sırrı âşikâr olur ise...

Yüce Zât, ilminde, tüm mertebelerde kendi esmâsını seyreder ise...

Seyreden ve seyredilen ve seyr TEK’e rücû eder ise...

“Dâimî Namaz” tahakkuk tahakkuk etmiş olur ki;

BÂKÎ ALLAH’tır!.

Allahû Zül Celâlî vel İkrâm’ın indinden ihsân buyurmuş olduğu ilim nisbetinde hâsıl olan anlayış ile, Gavs-ı Â’zâm Abdülkâdir Geylânî Hazretlerinin kaleme almış olduğu “Risâle-i GAVSİYE” isimli eserini açıklamaya çalıştık...

Yer yer lisânımızı gemleyip, hududu aşmamak için, çok açık olduğu halde örtülü, görünen gerçeklere değinmekten ictinâb ettik...

Biz, Allah kuluyuz!...

Hatamızı, eksiğimizi, yanlışımızı görürseniz, iyi niyetimize bağışlayın...

Muhakkak ki her ilim izhar edenin fevkinde ilim sahibi vardır!.

Rahmetli Dede Musa Paşa’nın sözüyle noktalayalım satırlarımızı...

“Allah, hazmını versin!.”

AHMED HULÛSİ
Haziren 1982 Cerrahpaşa İSTANBUL

*  *  *