İnsan Ve Din

Ahmed Hulûsi

"Bİ-İZNİ-Hİ"

Rasûlullah Sünneti’nin Sünnetullah olduğunu önceki yazılarımızda açıkladıktan sonra, gelelim “Sünnetullah” oluşumundaki bazı insana ait gerçeklerin işaretlerine...

Önce “Bismillâh” hakkında bir iki söz...

Kelime-i tevhidi idrâk ettikten sonra, bunun yaşamda uygulanmasının cenneti getireceğini fark edebilen kişiye, ALLAH Rasûlü’nün en büyük hediyesi “B–ismi–ALLAH–er–Rahman–er–Rahim” anlayışıdır!

Bunun anlamını idrak edene, fıtratı kadarıyla, en yüksek cennet yaşamı nasip olur!. İnsanın, eşrefi mahlûk oluşu, bu kelimelerin anlamını idrak edip yaşama, istidat ve kabiliyetinden dolayıdır!. Bu ancak, said olarak dünyaya gelmişler arasından, mukarreblere ait bir şereftir.

Bismillâh” çekilesi bir şey değil, yaşanılası bir olayın, dille ifadesidir! Hakkıyla kelime-i şahadeti dillendirmek de ancak bu durumdakiler için mümkündür!. “Muhakkıkîn” denilen tahkik ehli de bunlardır sadece ikân sahipleri olarak!. Biz ise genelde iman yollu takliden tekrarlarız bu cümleleri ve böylece cennet umarız Rabbimizden!

Gelelim bir diğer önemli konu olan Şefâat meselesine...

Rasûlullah kimlere şefaat eder veya etmektedir? Eğer bu dünyada şefâat ulaşmamışsa, sonrasında fayda eder mi? Veya, bizler bir diğerimize ne kadar yardımcı olabiliriz?

Hangi şartlarla şefaatten yararlanmak mümkündür?

İşte bu konuda Âyetel Kürsî’deki bir cümleyi hatırlayalım; zirâ, kişide ALLAH’ın tasarrufu nasıl açığa çıkmaktadır ve dış etkiler veya şefâat bu tasarrufu ne kadar etkiler sorusunun cevabı buradadır.

“...men zelleziy yeşfeu indehu illâ bi–iznihi”...

“...Kim şefaat edebilir “bi–izni–hi” olmadan!”...

Diyeceksiniz ki niye başını Türkçe yazdın da “bi–izni–hi” kelimesini Arapça orijinaliyle bıraktın?

Konunun sır noktası işte o kelime de onun için!.

B–izni–H”...

Bismillâh açıklamasında belirttiğim üzere Kurân-ı Kerîm’i sırlarına ermek için okumak istiyorsak öncelikle “B” anahtarını kullanmak zorundayız. Bu sır anlaşılmaz ise, hep yukarıdaki bir tanrıdan, ötedeki ya da ötendeki bir tanrıdan söz edildiğini düşünürüz. Ne yazık ki, mevcut Kurân çevirilerinin neredeyse tamamında ve hatta orijinalinde mevcut olmasına rağmen güncelleştirilmiş Kurân tefsirlerinde “B” harfinin anlamı gözardı edilip, yer verilmemiş ve bu çok çok önemli anlama hiç işaret edilmemiştir!

Oysa...

B–izni–H” işareti, kişinin hakikati olan esma terkibine (isimler bileşimine) işaret etmektedir burada!.

Bu durumda bu âyetin anlamı şu olur:

“Senin Rabbin olan, ALLAH isimleri bileşimin, o şeyin oluşmasına elvermiyorsa, kim sana o konuda başarılı olman için yardımcı olabilir”!.

Nitekim bu gerçekler bakın şu âyetlerde nasıl vurgulanmaktadır:

"Yevmeizin la tenfaaüş Şefaatü illa men ezine lehür Rahmanu ve radıye lehu kavla" (Taha:109)

“O gün şefaat fayda vermez. Ancak Rahman’ın kendisine izin verdiği (şefaat edilen) ve kavline (etkin söz) razı olduğu (şefaat eden) kimse müstesna!."

“Isteiynu Bi–llahi.” (A’raf:128)

Yardımı, özünüzdeki ulûhiyet hakikatından isteyin!..”

“Ya eyyuhellezine amenu, âminu bi–llahi...” (Nisa:136)

“Ey iman edenler, iman edin “B” harfindeki anlam itibariyle ALLAH`a..”

“Ve minennasi men yekûlu amenna Billahi ve Bilyevmilâhiri; ve mâhum Bimu’minin” (Bakara:8)

 “Ve insanların bir kısmı, “B” harfinin işaret ettiği sır ile ALLAH’a ve yine “B” harfinin işaret ettiği sır ile âhirete iman ettiklerini söylerler... Oysa, onlar “B” harfinin sırrını anlamış olarak iman etmemişlerdir.”

“Feâminu billahi ve Rasûlihin nebiyyil ümmiyi.” (A’raf:158)

“B sırrı ile ALLAH’a ve ümmi Nebi olan Rasûlü’ne iman edin!.”

“Feemmelleziyne amenu Billahi va`tasamu Bihi feseyudhiluhum fiy rahmetin minhu ve fadlin ve yehdiyhim ileyhi siratan mustakiyma.” (Nisa:75)

“B’nin sır anlamıyla ALLAH`a iman eden ve “B” sırrı ile O`na bağlanıp O’nunla korunanları rahmetine ve fazlına erdirir, sıratı mustakıyme hidayet eder.”

“Velev şâe rabbuke leamene men fil ardı küllühüm cemiy’a; efeente tukrihun nase hatta yekûnu mu’miniyn. Ve ma kâne linefsin en tu’mine illa “Bi”–izni–llahi....” (Yunus:99–100)

“Eğer Rabbin isteseydi yeryüzündekilerin tamamı iman ederdi... Bu durumda sen mi insanları zorlayacaksın mü’min olmaları için.. “B”–izni–ALLAH olmadıkça hiç bir kimsenin iman etmesi mümkün değildir....”

İşte bu yüzdendir ki:

“Ma aler Rasûli illel belağ..”

“Rasûl`ün üzerinde tebliğden başka vazife yoktur.” (Maide:99)

“La ikrâhe fiyd DİYN.” (Bakara:256)

Din içinde zorlama yoktur.”

İşte bu yüzdendir ki, Şefâat, yani yardım, ancak kişinin fıtratı o işe elveriyorsa geçerli olabilir!.

Fıtrâtı meydana getiren Fâtır isminin özelliği dahi, kişinin Rabbi olan ve rubûbiyet boyutunu oluşturan kendi yapısındaki esmâ mertebesinde yer almaktadır!

“Feakım vecheke liddiyni haniyfa. Fıtratallahilletiy fetarennase aleyha. La tebdiyle lihalkillah; zâlike diynül kayyım; velakinne ekseren nasi la ya`lemun.” (Rum:30)

“Vechini hanîf (tanrıya inanmayan) olarak dine (sisteme) döndür. O ALLAH FITRATI ki, insanları, fıtratlar üzerine yaratmıştır; ALLAH’ın [belli bir amaç ve programla] yarattığı sisteminde asla program değişikliği olmaz!. İşte dosdoğru din budur!. Ne var ki insanların çoğunluğu bu gerçeği bilmezler.”

Evet, günümüzde keşfedilen holografik gerçeklik ile “zerre külün aynasıdır” uyarısının işareti burada çakışmaktadır.

NOKTA’dan meydana gelen açı içindeki Rahmaniyet sıfatının işaret ettiği anlamın açığa çıkışı... Bu zuhurun üretkenliği ile meydana gelen Rahîm’den, “arş” isimli evrensel doğurganlık —algıladığımız madde boyutunda değil— ile tüm esmâ mertebesinin sonucu oluşan manâlar hâsıl olmakta; ve Kürsî, “Rubûbiyetin tahakkuk ve tahakküm mertebesi” olarak açığa çıkmaktadır!.

Kül, bu arada, aynıyla zerreye yansımış olduğu için de; zerrelerde yani birimlerde, Rabbin, yani esma terkibinin getirisi hükmü, kademe kademe kişinin semâvâtından bedene nâzil olmaktadır!.

Bu her birimde böyledir ki, işte holografik gerçeklik bu sistemi anlatır.

ALLAH Rasûlü’nün “zerre külün aynasıdır” cümlesiyle özetlediği gerçek kanaatimce bunu anlatır.

Zerre itibariyle, zerre ve külden söz edilirken; İlm-i ilâhide, hepsi tek bir nefs olarak yer alır!.

Buna,

“O (ALLAH) ki, sizi nefs-i vahide’den/tek bir nefs’den yarattı” (7:189),

Onların hepsi kıyamet günü O’na ferd olarak gelir” (Meryem:95) ayetleri işaret eder.

Yani, ilm-i ilahide “zerreler” yoktur “tek bir yapı” sözkonusudur. Bunun idrak edilmesi herkes için kolay olmayabilir.

Evren tek bir canlı gibidir sanki tüm boyutsallıklarıyla; ya da evren içre evrenleriyle!!! “Ruh-u Â’zâm” da demişlerdir buna...

Peki ya bu muazzam yapıda, “insan”ın varoluşunu, özelliklerini ve işlevini idrak edebilecek miyiz?..

Gelecek yazımızda da kalem elverdikçe bu konuya değineceğiz inşallah.

15 Temmuz 2005
Raleigh – NC, USA