İnsan Ve Din

Ahmed Hulûsi

"SÜNNET-İ RASÛLULLAH"
(ALLAH RASÛLÜ`NÜN SÜNNETI - ALLAH AHLÂKI)

Sünnetullah” konusunun biraz daha iyi anlaşılması; beyinlerdeki “ulu tanrı babamız, resulullah babamız” balonunun patlaması için, konuya bu yazıda da devam etmek istiyorum. Zira, karşımızdaki bu muhteşem yüceliklere, mahalle aklının “anam–babam, amcam–yengem” gibi beşerî yakıştırmalarıyla bakarsak, nelerden perdelenmekte olduğumuzu hayâl bile edemeyiz!.

Bu konuya ne kadar önemle yaklaşıp, ne yazarsak yazalım, insanlara, kendi hayâl dünyalarında şekillendirdikleri “DİN” anlayışından vazgeçip, bildirilen evrensel gerçekleri kabullenmek çok zor geliyor!.

Düşünüyorum acaba ne yapmam lazım diye... Eskinin tekrarını yazsam "bunlar hep bildiğimiz şeyler" deniyor; yeni duyulmadık şeyleri yazsam, bu defa da "bunları hiç duymadık daha önce, nereden çıkarıyorsun" deniyor!!! Bilmem ki ne yapmak lazım?

Ama bildiğim bir şey var ki, hiç farkında değiliz “ALLAH” ya da “Rasûlullah” derken neden söz ettiğimizin!. Sadece lafını ediyoruz bazı kavramların; anlamını hiç tefekkür etmeden!

ALLAHismi ile işaret edileni idrâk, ancak, idrak edilemeyeceğini idrâktır!.” diyen Ebu Bekir Sıddîk..

Aynı gerekçeden hareketle, biz de diyoruz ki:

İsmi “ALLAH” olanın yeryüzündeki en büyük mucizesi olan Muhammed Mustafa aleyhisselâmı idrak ve kapsamak, ancak, bizim bu konuda yetersizliğimizi idrâktır!.

Çünkü, o muhteşem Zâtın getirdiklerini anlamaya ve deşifre etmeye çalışan bizlerin, O’nun müşahede ve yaşadıklarını yaşamamız, O’nun bir ikincisi olamayacağımıza göre, imkânsızdır!. Bu nedenle de önünde saygıyla eğilmekten ve açıkladıklarını anlamaya çalışmaktan başka çaremiz yoktur!.

Messenger (elçi) – tanrının postacısı” türünden tanımlamalar, ALLAH ismiyle işaret edileni ve ALLAH Rasûlü’nü idrakte yetersizliğini kavrayamayanların, haddini bilmezliklerinden doğan akıl–mantık dışı yakıştırmalardır.

Gençliğinde “Hanîf” olarak yaşarken tanrı kavramını kabul etmeyen; daha sonra da, yalnızca ismi “ALLAH” olanı risâleti itibariyle insanlığa anlatmaya çalışan Muhammed aleyhisselâm şu evrensel gerçekle tüm insanlığı uyarıyordu:

“Lâ tec’âl meâllahi ilahen âher, fetak’ude mezmumen mahzula” (İsra:22)

“ALLAH ile beraber (kafanda) bir de tanrı (kavramı) oluşturma (O’nun gayrını vehmetme)!. Yoksa, (bu şirk sebebiyle) kınanmış/aşağılanmış ve kendi başına/yapayalnız terkedilmiş (yardımsız) olarak oturup kalırsın!”

Çünki, “tanrı” kavramı, insanın, dış dünyasına yönelip, özündeki hakikatten mahrum kalmasını oluşturur!. Ki bunun doğal sonucu da ebeden cehennem yaşamıdır!.

Sünnetullah gereğidir ki... Kim “KİMİ” inkâr ve reddederse, yaşamı boyunca, “ONUN GETİRDİKLERİNDEN” de perdelenir ve bu perdelilik hâliyle de âhırete intikâl eder!.

Bu gerçek böylece vurgulandıktan sonra, şimdi de gelelim Rasûlullah’a tâbi olmak konusuna...

“Sünnet-i Rasûlullah”a tâbi olmak adına, bize, putperest Kureyş toplumunun âdet ve örfünü uygulatmaya; bunun yanlış olduğunu söyleyince de, bizi sünnet düşmanı göstermeye kalkışanlara gelince...

Onlar, ALLAH kulu ve Rasûlü Muhammed Mustafa aleyhisselâmın hangi özellikler ve hangi işlevle yaratılmış olduğunu fark edemedikleri sürece, bu yaptıklarına devam edecek ve sonunda çok büyük bir sükûtu hayâl ve hüsran yaşayacaklardır!

Rasûlullah aleyhisselâm, insanın, varoluşundaki şerefli “hilâfet” özelliğine dönük olarak, yaşamındaki önceliklere gerekli uyarıları yaparken; içinde bulunduğu toplumun giyim kuşam ve davranış biçimleriyle hiç uğraşmamıştır!. Bunlar, insana kazandırılmak istenen muhteşem “halife” olma vasfı yanında, çerçöp bile sayılmayacak konulardır...

Özündeki ALLAH esmasını müşahede edip, Rabbini tanımak; Rabbani kuvvelerini yaşama geçirmek; “Sünnetullah”ı müşahede etmek; algılayabildiği evreninde, her an “Sünnetullah”ın nasıl açığa çıktığını seyretmek gibi çeşitli işlevleri yaşamanın muhatabı olan insanın; hâlâ birbirinin giyim kuşamı ya da sakalı bıyığıyla uğraşması ne kadar hazîndir!.

Putperest Kureyş ahalisinin, ana amaç yanı sıra, hiçbir önem ve değeri olmayan örf ve âdetlerine Rasûlullahın saygı göstermesini; onlara bu konularda uymasını, bize, “Rasûlullah sünneti” diye kabul ettirmeye çalışan zihniyet; kozasını delip gerçek hedefi basîretiyle göremediği sürece; ALLAH Rasûlü’nün onlara yaşatmaya çalıştığı ebediyet dünyasındaki halifelik kemâlatından mahrum kalarak ömürlerini boşa tüketeceklerdir.

Oysa Rasûl, “ALLAH Rasûlü”dür ve sünneti de “sünnetullah”dır!.

Sünneti Rasûl, Sünneti ALLAH’tır!. ALLAH Rasûlü’nün bağımsız kendine özgü sünneti olmaz!.

O KENDİ HEVASINDAN KONUŞMAZ!” (Necm:3)

âyetinin kapsamını çok iyi anlamak lâzım. Bu âyette “Kurân” lafzı geçmiyor ve hevâ olmayan konuşması, vahiy olan âyetlerle sınırlanmıyor!.

Siz benden daha iyi bilirsiniz” dediği konu dahi, anlatmak istediğinin anlaşılamaması sonucu, onları kendi hallerine bırakmak amacıyla idi. Çünkü onlara kendi bildiklerini anlatabilmesi mümkün değildi. “Sünnetullah”ın o konudaki bilinmeyen bir işleyiş sistemini anlatması belki yanlış değerlendirmelere maruz kalacak, belki çok yanlış anlayışlar ortaya çıkabilecekti. Bu olay dahi, Kureyşli’lerin amaç doğrultusunda çok önemli olmayan konularına, yaşam biçimlerine veya anlayışlarına Rasûlullah’ın müdahale etmediğinin açık göstergesidir.

Buna karşılık “Sünnetullah”ta bir yeri ve değeri olduğu için, örneğin, “abdest alırken suyu yüzünüze çarpmayın, sürün sıvazlayın” uyarısını yapmıştır ciltteki tüm hücrelere suyun nüfuz edebilmesi için.

ALLAH, bizlere Rasûlü Muhammed Mustafa aleyhisselâmın hangi özellikler ve hangi işlevle yaratılmış olduğunu fark edebilmeyi ve ALLAH Rasûlü’nün sünnetinin de “ALLAH sünneti” olduğunu kavrayabilmeyi nasip etsin.

8 Temmuz 2005
Raleigh – NC, USA