Gavsiye Açıklaması

Ahmed Hulûsi

İLMİN ÖZÜ

“Sordum:

-İlmin ilmi nedir?...

Dedi ki:

-Yâ Gavs-ı Â’zâm... İlmin ilmi, ilimden cehildir!...”

“İlmin ilmi” sorusuyla işaret edilen şey nedir acaba?.

Ef’âl mertebesinin ilmi ayrıdır...Esmâ mertebesinin ilmi ayrıdır...Sıfat mertebesinin ilmi başkadır...Zât’ın ilmi başkadır!...Ledün ilmi başkadır...

Ledün ilmi, Zâtın, esmâsına olan ilimdir...

Taalluku a’yân-ı sâbite’yedir!.İkram yollu bir kula verilirse bu ilim –Hızır ve Zâtiyyyûn- gibi bir insanın tüm geçmişini ve gelecekte cennet veya cehennemdeki hâlini ve bütün mertebelerde nereye ulaşacağını icmâlen bilir...

Bu ilim, kişide “FETİH” denilen bir hâl sonunda yaşanır hâle gelir...”Feth”in birisi “zulmânî” olmak üzere yedi basamağı vardır...Keşif basîrete aittir. “Fetih” ise tahakkukla alâkalıdır!. İlâhî sıfatlarla tahakkukla, demek istedim...

İlmi bâtın ise, melekût âlemi ile ilgili ilimlerin toplu adıdır!.

İlmi zâhir ise yaşadığımız boyutla alâkalı ilimlerin hepsidir.

Burada sorulan ilim, bunların hepsini içine alan Vâhidiyet ilminin ilmidir. Kesrete dönük bir ilim değil!. Vâhidiyete, kendini Hakkânî sıfatlar yönünden bilmeye dönük bir ilim de değil...Ya..?

Bütün bunların kaynağı, aslı, orijini olan ilim nedir?..

Hazreti Âli Efendimiz’in bahsettiği ilimden sözediliyor...

“İlim bir nokta idi; onu câhiller çoğalttı” cümlesiyle dikkatlerimizi “Nokta İlmi”de denilen “Zât İlmi”ne, “Ahadiyyet İlmi”ne çekmek isteyen Hazreti Âli, işte bu husustan bahsediyor...

“İNSAN ZÂLİM VE CÂHİLDİR”

Âyeti kerîmesinde dahi, İNSAN-I KÂMİL’in kendisine bahsedilen AHADİYYET ilminden ve “NEFS”inin hakkını verme imânına sahip olamayaşından söz edilir ki, inşâallah bunun tafsilini daha sonra çıkarmayı düşündüğümüz kitaplarda yapacağız...

İlmin ilmi, ilimden cehildir!...Yâni bütün ilimlerin ilmi, AHADİYYET HÜVİYETİDİR ki, Zât-ı baht diye anılır...”Hiçlik” diye bilinen bu nokta tam bir karanlıktır ki, zulmeti â’zâm diye de bilinir!.

“El ilmü noktatün” beyânıyla işaret edilen nokta “HİÇ”lik noktasıdır...Ve cehl-i azîmdir...Zâtında bu nokta olan İnsan-ı Kâmil de bu yüzden “Câhil” diye tavsif olunmuştur.

&

-Yâ Gavs!...kalbi mücahedeye meyleden kula ne mutlu...Vay hâline o kulun ki kalbi şehevâta meyleder!.

Öncelikle burada vurgulanan husus, yönelişin mutluluk ve azâbı getireceğidir...

Yöneliş, “mutluluk” müjdesine, ya da büyük sıkıntılara işaret olarak belirtildikten sonra deniliyor ki;

Vehim perdelerini kaldırmak için mücahede eden...Allah’ı rüyetine engel olan “benliğinden” arınmak için mücahede eden...Özündeki hakkânî sıfatlarla tahakkuk için, beşerî sıfatların fânîliğini müşâhede için mücahede eden... Esmâ mânâlarıyla perdeli olmaktan kurtulmak ve Zâtı Ahadiyyete yönelmek için mücahede eden; “mücahede” ehline ne mutlu...Ki o mücahede ehli, elbette ki, otomatik olarak yaptığı mücahedenin neticesine ulaşacaktır...Aksi asla mümkün olmaz!...

Vay hâline, o şehâvete yönelenlerin...Şehvet, arzu ve istekler...

Vay hâline o arzu ve isteklerin peşinde koşup, onlara yönelenlere...

Bedenin tabiatı istikametinde koşanlar...Yemek, içmek, seks, içki, sigara ve daha akla gelen bedenin dolasıyla bağlı olduğun ayrı kalmayı kabullenmediğin herşey peşinde koşma hâli...

Vehmî benliğinin şartlanmalar istikâmetinde sahip olmak için peşinde koştuğu herşey...makam, koltuk, mevkii, şan, şöhret, şeref, gurur, “İlle benim dediğim olacaktır” hâli, saygı, sevgi, hürmet ve hizmeti görülme arzuları...

Bütün bunların kökeni hep, kendini ister et-kemik beden, ister ruh beden, fakat neticede bir izâfî birim olarak kabullenme hâlinden ve şartlanmasından kaynaklanmaktadır!.

Bunların otomatik ve tabiî sonucu ise, hepsini yitirmiş bir hâle düşmektir...Ama ölümle, ama daha sonra!

Ama ne zaman ki, “NEFS”in hakikatını anlar, idrâk edersin;nefsinin “Nefsi Kül”, aklının “Akl-ı Kül” olduğunu hissederek yaşarsın; işte o zaman artık sende birimsel mânâda “benlik” kalmamış olur...Ve bu durumda da yukarıda sayılan şeyler olmuş ya da olmamış, senin için hiçbir anlam taşımaz!.

“Dünya varmış, tâ ki yok olmuş; ne umurum; bana ALLAH yeter!.” Dersin ve bambaşka bir âlemde yaşamaya başlarsın...

İşte mücahede, Zât-ı ilâhi’ye erene kadar, Nefsin var olduğu sürece her mertebede kendi gereklerine göre vardır ve lüzumludur.Kim bundan mahrum kalırsa, bulunduğu yere kendini pranga zinciriyle bağlamış anahtarını da okyanusa atmış olur!.

*  *  *