İnsan Ve Din

Ahmed Hulûsi

HAZİNEYİ "OKU"MAK

Adam tarlasını kazarken toprağın altında naylona sarılı bir şey bulmuş... Hemen açmış... Başlığında kendi lisanıyla, “BUNU okuyan hazineyi bulur!” yazılıymış...

Ancak yazının alt tarafı ise okuyamadığı bir lisanmış..

Hemen yazıyı almış köyün imamına koşmuş... Köyün imamı ona göre büyük adam; belki de zamanın gavsı ya da müceddidi!.

İmam efendi Kurân kursunu bitirmiş... Kurân okumasını biliyor...

Hemen almış kağıdı eline ve bakar bakmaz konuşmuş:

"Bunu “okuyan hazineyi bulur!” yazıyor... Altında da Arapça bir dua var!... Hemen bunu çoğaltalım!.. Ve herkes okusun!" demiş...

Mübarek elleriyle, bulunan yazıdakileri kopyalamışlar ve tüm köy halkına dağıtmışlar!..

Herkes okumaya başlamış imam efendinin kendi dillerinin harfleriyle yazdığı onbeş satırlık yazıyı... Aradan bir zaman geçmiş...

Derken biri köy kahvesinde demiş:

"—Efendiler bu böyle günde bir kere okunmakla olmayacak sabah akşam okuyalım şunu... Elbette bir kerameti vardır!"

Birkaç gün daha geçmiş, günde kırk defa okumaya karar vermişler!.

Derken günde yüz defa!..

Bazıları bakmış, "hazine bulunmuyor" demişler:

"Bu safsata!.. Bizi umutlandırmak için böyle bir masal uydurmuş birisi!."

Kimi de inançla ve ısrarla devam etmiş okumaya..

Aradan aylar geçmiş ama ne çare ki hazineyi bulan yok!..

Derken günün birinde bir gezgin uğramış köye... Camide yatsıyı kıldıktan sonra bakmış bir dua yapıyor insanlar birlikte, hiç duyulmamış o güne kadar öyle birşey!

Demiş camiden çıkarken imama, "bana da öğretsenize bunu"...

Hemen yazılısını vermiş ona da imam...

Adamı misafir etmişler misafirhanede...

El etek çekilip insanlar uyuduktan sonra adam kalkmış mumu yakmış kağıttaki Arapça dua(!)yı okumaya başlamış!!!

Misafirhaneden çıkmış elinde mum ve kâğıt, köyün ortasındaki ulu çınarın altına gelmiş... Gene kâğıttaki duayı okumuş; çınardan köyün kuzey çıkışındaki dere boyuna doğru yürümüş.. Sonra Arapça dua(!)yı okumuş gene, dere yatağından uzanan salkım söğütün yanına varmış. Dua(!)da yazılı olduğu üzere söğüt ağacının yanından yüzünü köye dönüp yirmibir adım atmış ve oradaki koca kayanın dibini kazmaya başlamış...

Bulmuş orada bir tahta kutu ve içinde çil çil altınlar!. Alıp yoluna devam etmiş!.

Köylünün her gün okuduğu dua(!) doğruyu yazıyormuş meğer inanmayanların aksine!

OKU”muş duayı köylülerin okumasından farklı olarak; anlamış anlamını yazılanların ve gereğini de uygulayarak; hazineyi bulmuş!.

Köylülerse hâlâ devam ediyormuş sabah akşam anlamını bilmedikleri imam efendinin kendi lisanlarında yazıp ellerine verdiği Arapça duayı okumaya!!!

Okuyorlar...

Tıpkı imamın köylüsü gibi okuyorlar gün be gün okumak olsun diye... Yahut okumaya çalışıyorlar... Ya da okuyamıyorlar...

Ana konuya geçmeden önce bizi okuyan anlayışı sınırlılar için bir uyarı koyalım...

"DUA ve ZİKİR" isimli kitabımızda "yapılan tüm zikir ve duaların anlamı bilinmese bile, inanılmadan okunsa bile kişiye yarar vereceğini" geniş bir şekilde izah etmiştik. Çünkü bu bir mekanizmanın işletiliş şeklidir ve inançla ve yukarıdaki veya ötendeki tanrı ile alâkası yoktur sonuç vermesinin!.

Bunu böylece vurguladıktan sonra esas konumuza gelelim...

OKU”mak nasıl olur?

Hazreti Muhammed aleyhisselâma iman edenler O’nun açıkladığı "ismi ALLAH olanı" önce "İHLÂS” suresinde tanımlandığı şekilde anlayıp idrak ederler... Ya da HOLOGRAFİK EVREN gerçeğini fark ederler; ki bu da aynı hakikate giden yoldur! (Anlayışı kıtlar için uyarı: “Yoldur” dedik, ikisi aynı şey değil! “Ahmed Hulusi, enerji Allahtır diyor” iftirasından vazgeçin! Ehli katında çok ufalıyorsunuz!)

Bunu anladıktan sonra bilinir ki, insanın varlığı ve hakikati, ismi “ALLAH” olanın esması ile kendini var kılan rububiyet mertebesidir ve kendisinin Rabbi`dir! Ve bu mertebe yalnızca afakta ötelerde bir yerde değil, kendi hakikatinden bilincine uzanan bir yapıda mevcuttur!. Her birim için böyle olduğundan dolayı da “Rabb-ül âlemiyn”dir!.

Evrensellik ötesi evren içre evrenlerin varolduğu NOKTA’nın ilminde var olan her birim ve yapıda holografik gerçeklik nedeniyle Arş, Kürsî, semâvât ve bunların ehli mevcuttur!

Yoktan varolmuş insan zaten yoktur ve var olan yalnızca Hazreti Muhammed aleyhisselâmın açıkladığı ismi “ALLAH” olandır!. Bu yüzden de “la ilahe” “tanrı ve dolayısıyla tanrılık kavramı yoktur” uyarısı yapılmıştır!.

Böylece de insanın dışarıda, ötesinde bir tanrı araması veya kabullenmesi yerine özündeki, varlığındaki, ismi "ALLAH" olan`ın Rububiyet ve Melikiyet ve İlahiyet sıfatlarının mertebeler şeklindeki özelliklerine yönelmesi ve sığınması istenmiştir!.

Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir” (57:4) âyeti bu mâiyet sırrına işaret eder!.

Bu yüzden de; “Sen sesini yükseltsen (de fark etmez) O Sırrını da Ahfa’nı da bilir”. (20:7) Çünkü dışardaki veya ötendekine dua etmiyorsun!!!

Fatiha’da dahi Malik’i veya Melîk’i okunuşuyla gene bu noktaya işaret edilmektedir ki; “OKU kitabını! Bilincinin–nefsinin hakikati yeterlidir. O gün hasîb olarak” “ikra kitabek!. Kefa binefsik el yevme aleyke hasîb” (17:14) âyeti bu sırra işaret etmektedir. "Hasîb" ismi esmadan olarak Rububiyet mertebesinde varlığında yer almaktadır holografik gerçeklik doğrultusunda. Ötedeki tanrıya değildir hesap yani!. Hakikatindeki "ismi ALLAH olanın Melîkiyeti"ne hesap verirsin "yevmid DİN"–“DİN GÜNÜNDE”... İstersen çok asırlar sonrasına at bu “din günü”nü!.

Bu yüzden Kurân-ı Kerîm`i okumaya başladığında, “B-ismi-ALLAH Rahman ve Rahim” dir; yani “Hakikatim ismi ALLAH olanın Rahmaniyet ve Rahimiyetiyle açığa çıkmaktadır her an” demektedir ehli hâl!.

Salât (namaz) bu gerçekliğin yaşanmasıdır işte!..

"Âyet el Kürsî"de aynı gerçeklik dolayısıyla insanın hakikatinde bulunan ismi "ALLAH" olanın mertebeleri ve özellikleri vurgulanmakta, bunların idrak edilip değerlendirilmesi istenmektedir. İnsanın uyuyan boyutuna karşılık hakikatindeki asla uyumayan mertebeye dikkat çekilmektedir.

KUL” (DE Kİ) diye başlayan âyetler senin onları okumanı isterken; esasen bu âyetleri “OKU”yabilene bunun anlamını YAŞA uyarısını ihtiva etmektedir...

Yani, bu dua ayetleri sana yukarıdaki tanrına yönel ve ondan yardım iste anlamında değil; senin varlığını ve hakikatini var kılan bu mertebelerin hakkını vererek ismi “ALLAH” olana hakkıyla kulluk et, anlamındadır...

Elbette bizim anlayabildiğimiz kadarıyla. Kimseyi bağlamaz!

Ne yazık ki...

Hazreti Muhammed aleyhisselâmın açıkladığı ismi “ALLAH” olanı insanlarla paylaşmaya çalıştım, anlayıp hissedebildiğim kadarının anlatılabiliri ile; onlarsa kendi “ULU TANRI”larını update ettiler (güncellediler!) anladıklarıyla...

OYSA...

TANRI EDİNME ALLAH YANISIRA” (28:88) âyeti çok açık şekilde, ismi “ALLAH” olana iman edildikten sonra, tanrılık kavramının düşünülmemesi gerektiğini vurgulamaktadır!.

Kimileri varlıklarını yok etmediler, varlıklarının yok olduğunu idrak ettiler ismi “ALLAH” olan indinde...

Kimileri de "tanrı" yaratıp onu kullandılar benliklerini yüceltmek dünya âhıret ulusu olmak için!

Evet...

"Yok"luğunu ve var olanın yalnızca ismi “ALLAH” olan olduğunu idrak edip İslâm Dini`ni kabullenenler, Hazreti Muhammed’in getirdiklerini anlayıp o doğrultuda hazineyi bulmaya çalıştılar.

Kurân-ı Kerîm`i okuyup işaret edilen sırları deşifre ederek ismi “ALLAH” olanı, kendi esmasıyla yaratmış olduğu âlemleri ve içinde yaşadıkları sistem ve düzeni “OKU”yarak kendi özlerindeki sonsuz muhteşem hazineyi buldular!.

Kimi de etraf ve dedikodu–gıybetle ömrünü tüketerek kulluğunu yerine getirip bu dünyadan ayrıldı... Sürüden biri daha öteye geçti, Yunus`un deyimiyle!.

6 Mayıs 2005
Raleigh – NC, USA