İnsan Ve Din

Ahmed Hulûsi

GİZLİ ŞİRK, ŞİRK DEĞİL MİDİR

Sanırım açıklık kazanmamış bir konu bu başlıkta söz ettiğim konu!.

Önce şu üç hükmü hatırlayalım:

1. ALLAH kesinlikle şirki affetmez!. Bunun alt seviyesindekileri dilediğine bağışlar.

2. ALLAH HADDİNİ AŞANLARI sevmez!.

3. ALLAH NANKÖRLERİ sevmez!.

Şimdi bu üç gerçek ışığında konuyu anlamaya çalışalım...

Kurân şirki hiçbir zaman ikiye ayırmaz. Şirk, şirktir!. Açık da olsa gizli de olsa!.

Şirkin iki boyutu vardır imanın iki boyutuna karşılık.

İmanın iki boyutu şudur:

1. ALLAH’a iman.

2. ALLAH’a “B” sırrıyla iman!

Şirkin de iki boyutu vardır...

1. ALLAH yanı sıra bir dış objeyi veya bedenini tanrı edinmek suretiyle apaçık şirk!

2. ALLAH ismiyle işaret edilene “B” sırrını inkâr anlamına gelen şirk!.

Şimdi yukarıdaki üç Kurân hükmünü bir arada düşünmeye çalışalım...

ALLAH nankörleri sevmez!...

Biz bunu genelde nasıl anlarız?

Eğer birisi bize bazı nimetler ulaştırmışsa, biz de onun ulaştırdığı bu nimetin kıymetini bilmemiş, ona şükretmemiş, onu inkâr anlamına gelecek fiil veya hâl içinde olmuşsak, bunu nankörlük olarak nitelendiririz.

Oysa “ALLAH nankörleri sevmez” hükmü üstte anlattığımızın derininde şu anlamı da ihtiva etmektedir... ALLAH kulunun derûnuna bahşetmiş olduğu sıfat ve esmasının kadir kıymetinin bilinmesini ve bunun değerlendirilmesini istemektedir.

Kim ki bilinç boyutunun hakikati olan bu sıfat ve esma mertebesinin hakkını vererek yaşamazsa; kendini beden kabul edip bunun sonucu olarak da bedensel dürtüleri, istek ve arzuları doğrultusunda yaşamını sürdürürse; sanki varoluşundan amaç bedenini ve bedensel zevklerini tatmin etmek gibiymişçesine fiillerine yön verirse, o nankörlerden olmuş olur!

Gelelim diğer hükme...

ALLAH haddini aşanları sevmez”!..

Bunu da genelde şöyle düşünürüz. Bir kişi kendisine konulmuş sınırları aşıp, o sınırlar ötesinde canının çektiklerini yapmaya kalkarsa o kişi haddini aşıyor demektir.

Oysa insanın haddi, onun varoluş amacıyla sınırlandırılmıştır!

İnsan -insansı değil- yeryüzünde “halife” olarak yaratılmıştır. Yaratılmışların en şereflisi olmak mertebesine “hilafet” sırrına lâyık yaşam sürmesi şartıyla ulaşacaktır!. “Hilafet” sırrına lâyık olması ise ancak ve ancak kendisinin bir beden değil bilinç varlık olduğuna iman etmesi; bedeninin bir süre sonra ebeden terk edilip asla bir daha dönülmeyecek bir yapı olduğunu kabul etmesi; bu idrakin kendisinde yakîne dönüşmesi; ve bilinç boyutunda iman ettiği Rasûlullah’ın yolunda, fiilleriyle, O’nun amacına uygun şekilde yaşamasıyla mümkün olur!.

Aksi halde bedenini tanrı edinip bedenine kulluk etmesi dolayısıyla haddi aşanlardan olarak, ALLAH onu sevmez!. ALLAH katından tard edilmiş iblis durumuna düşer!. Maneviyât ve ruhaniyetin tüm kapıları yüzüne kapanır!. Böylece birkaç yıllık bedeni dürtü ve zevkleri uğruna ebeden ALLAH’tan ayrı düşmüşlüğün perişanlığını yaşar!

Dün yaşadığı pişmanlıklardan ders almayan, bugünü değerlendiremez ve yarın yeni pişmanlıklar yaşamaya kendini mahkûm eder!.

Evet şimdi bu iki hükmün getirisi ışığında şirk konusunu inceleyelim...

Şirk denmiştir Kurân’da ve bu ikiye ayrılmamıştır...

Ancak insanların şirk kavramının ne olduğunu anlaması için genelde bu kavram iki boyutlu olarak irdelenmiştir.

Şirki zâhir ve şirki bâtın veya açık şirk gizli şirk tabirleri hep bilinçteki şirkin iki yönü için kullanılmıştır.

Rasûlullah aleyhisselâm da buna şöyle işaret etmiştir:

Benden sonra açık şirk olmaz ümmetimde; ama onlar için korkum şirkin gizlisidir”... Yani, yapılan uygulamanın şirk olduğunun fark edilememesidir!

Sonuç olarak şirkin hangi türü olursa olsun şirk şirktir ve bağışlanması yoktur!.

Rasûlullah aleyhisselâmın “ümmetim için korkarım” ifadesi de şirkin hangi yönüyle olursa olsun sonuçta bu bağışlanmazlığı dolayısıyladır.

Şirkin bağışlanmaması ne demektir “SÜNNETULLAH” açısından?

Tanrı olmadığına göre, şirkin bağışlanmaması ne anlama gelmektedir? Kim şirki affetmez? Şirkin bağışlanmamasının nedeni ve sonuçları nedir?

Şirk, kişinin ALLAH adıyla işaret edilen dışında tapınılacak bir obje kabul etmesi ve ona kulluk ederek yaşaması hâline verilen isimdir. Bu obje dışta (afakta) olabilir, içte (nefsi) olabilir!.

Oysa ALLAH adıyla işaret edilen kişiyi yalnızca kendine kulluk etmesi amacıyla yaratmıştır!.

Kişinin yalnızca ALLAH’a kulluk etmesi ne demektir?

Kişinin, bilinç boyutunda, kendisinin ALLAH’ın sıfat ve esmasıyla yaratılması sonucu, “ALLAH ahlâkıyla ahlâklanmış” olarak, kendisindeki o esma özelliklerini tanıması ve bunları kuvveden fiile çıkarması; yani kendisinde potansiyel olarak bulunan özellikleri istediği anda beyninin elverdiği ölçüde açığa çıkarması demektir. Amaç budur!. Araç ise, bunu oluşturacak ibadet adı verilen çeşitli çalışmalar, gerekli zamanlarda yapılacak riyâzetler, bu yolda kendisini tatmin edecek ve yakîne götürecek düzeyde bilgilenmektir.

Kişiyi bu anlayış ve bu doğrultuda çalışmalardan ala koyan şey ise, bilincindeki (nefsindeki), kendisinin bir beden varlık olup, bedensel zevklerini bilincinin zevkleri olduğu yolundaki vehmidir!. Bu vehim kişinin şeytanıdır!. İnsansı bu vehmin esiridir!. Bu kişi için sadece bedeni zevkler asıldır; bedensel beraberlikler asıldır; kendini beden kabul etmenin getirisi olan yaşam biçimi asıldır!. İşte bu fikrin sahipleri “ŞİRK” ehli olarak tanımlanmıştır!.

Böyle bir yaşama kendini kaptıranın kendini bu anlayıştan kurtarması çok zordur!. Bu yüzden şirk,necis” (pis) olarak tanımlanmıştır! Zıddı olan “tahir” (pislikten arınmış, temiz) ise gene Kurân’da “arınmamış olanlar bu kitaba el sürmesinler” çünkü şirk düşüncesi içindeyken anlatılmak istenenleri anlamaları mümkün olmaz; gerçeğine işaret için kullanılmıştır.

Kişi bilinç olarak, kendini beden kabulü içindeyse; ve buna dayalı olarak sadece bedensel zevklerini tatmin için, hatta bu yolda başkalarının göreceği zararı hiç düşünmeden yaşıyorsa; bunun yanı sıra âdet kabilinden çeşitli ibadetler yapıyor olsa bile gerçekte yalnızca kendini aldatarak vicdanını rahatlatmaya çalışıyordur.

Ne var ki, hüküm kesindir:

ALLAH şirk koşanın hiçbir amelini kabul etmez!. O sadece nefsine zulmetmektedir!

Şirkin sonucu ve bağışlanmaması konusuna gelince...

Kişi bilincinin hakikati olan ALLAH adıyla işaret edilenin getirisini yaşamak yerine bedensel dürtülerinin ve zevklerinin istikâmetinde yaşamaya başladığı zaman tüm enerji ve düşüncesini sonuçta tümüyle bu dünyada bırakacağı ve bir daha asla geri dönemeyeceği şeylere harcamış olur. Bunun sonucunda ölüm ötesi bedeni olan ruhuna da yalnızca dünyadayken geçerli olan kuvveleri ve diğer verileri yüklemiş olur. Oysa bu veriler ona ölüm sonrası boyutta hiçbir yarar sağlamayacaktır çünkü artık geçerliliği kalmamıştır!. O boyutta dünyadaki olay veya kişilerle veya dünyadaki türden varlıklarla karşılaşmayacaktır!.

Oysa insanın, bilincinin hakikati olan sistemin ana kuvvelerini tanıması ve onları kullanmayı öğrenmesi ZORUNLUDUR; geleceği olan boyutlar dolayısıyla!.

Halbuki dünyadaki şartlanmaları, değer yargıları ve bunların sonucu olan duyguları ile kendini beden kabul ederek bedene dönük zevkler için yaşaması, az önce söz ettiğim özelliklerden mahrum kalması sonucunu doğurmaktadır otomatik olarak!.

İşte sana Rasûlullah tarafından verilen bu bilgilere nankörlük edip; haddini aşanlardan olmuş olarak; kendini beden kabul etme yolunda fiiller ortaya koyarak yaşarsan, “herkesin elleriyle yaptıklarının sonucunu yaşayacağı boyutta” “ŞİRK” koşma hâlinin sonucu olarak “nefsine zulmetmiş” olursun!... Şirk ise “sünnetullah”da asla bağışlanmaz!.

ALLAH Haddini aşanları sevmez!

ALLAH nankörleri sevmez!

ALLAH’a şirk koşarak nefsine zulmedenlerin sonu üç–beş günlük zevkler ötesinde sonsuz bir hüsrandır!. Tard edilmişliktir!

Şirk şirktir; açık da olsa gizli de olsa!

19 Haziran 2003
Raleigh – NC, USA