Gavsiye Açıklaması

Ahmed Hulûsi

MÜCAHEDE ŞARTTIR!

“-Ve daha dedi ki;

-Yâ Gavs!. Mücahede, müşâhede denizlerinden bir denizdir ve balıkları da vâkıflardır...Müşâhede denizine girmeyi irade edene, mücahede gerekir...Zîrâ, mücahede müşâhedenin tohumudur!.”

Önce bu anlatılmak istenileni, genel düşünce seviyesinde ele alalım, sonra da esas anlatılmak istenilene gelelim...

Müşâhedeye ermek için, mücahede kesinlikle şarttır!.

“ONLAR Kİ BİZİM YOLUMUZDA MÜCAHEDE EDERLER, BİZ DE HİDÂYET YOLLARINI KOLAYLAŞTIRIRIZ”

Mücahedesiz müşâhede olmaz... Ne nisbette mücahede edersen, ulaşmak istediğin hedefe ne kadar cehd edersen. Bu yolda savaş verirsen, o nispette “Hak”kı müşahedeye kavuşursun...

Kaç adım atarsan hedefine, o kadar yaklaşırsın!...

Müşâhede, yâni görebilme, şâhid olma, o şeye ulaşmakla ya da yaklaşmakla mümkündür...Hakikat ise, gözle görülecek bir nesne değil, şuurla erilecek bir “ilim”dir!.

Hakikat ilmine perde olan şeyler ise, aklın, vehim hükmü altında yorumda bulunmasıdır.

Akıl, kendisine beş duyudan gelen verileri esas alıp, tefekküre ve ibrete yönelmezse; vehmin hükmü altına düşer ki, bu takdirde herşeyi ters değerlendirir!.::Böylece de Hakikat’ten perdelenmiş olur.

Bu şekilde perdelenmiş olan bir akıl için, vehmin oluşturduğu değer yargılarından arınmak, hakikatı görmek ve yaşamak için zorunlu olur...İşte bu yolda yapılan çalışmalara “Mücahede” denilir.

Hakikat müşâhedesi yolunda, benlik duygusu yönünden mücahede şarttır;bedenin tabiatı yönünden mücahede şarttır; şartlanmalar yönünden mücahede şarttır.. Bütün bu mücahedelerin sonunda muvaffak olunur ise, o zaman kişi müşâhede mertebelerinde urûc’a başlar.

Önce melekût âleminin müşâhedesine kavuşur, kesret sırlarına âgâh olur; sonra da ceberût âlemine urûc edip, esmâ âleminin sırlarına erer, olabildiğince...

İşte isimlerin işaret ettiği mânâların sırlarına erme hâlinde dahi Vâkıfîn’i bir mücahede beklemektedir..Ki o mücahede, esmâ perdesinden kurtulmaktır!.

Vâkıfîn’in mücahedesi, daha öncekilerde olduğu gibi, bir şeye veya bir hedefe ulaşmak için olmayıp; isimlerin mânâlarını seyr hâliyle kayıtlanmamak içindir.

Çünkü esmâ seyri öyle bir şeydir ki, yutar içine de fakında bile olunmadan dalınır gidilir...

İşte bu durumda cehd gereklidir ki, esmâdan Zât’a teveccüh edilsin!.

Aksi halde sonsuz sayısız esmâ mânâlarında seyr devam eder gider...

Dolayısıyladır ki, Zât müşâhedesine kadar, mücahede gerekli olur!.

*  *  *